– Her şey yolunda gitmiyor benim için, – diye cevapladı Helena. – Üvey babam bana sürekli kızıyor.

Adın ne güzel kızım? Yabancı adam yavaşça kızın yanına oturdu. Benim adım Ayşegül! dedi kız. Peki senin adın ne? Benim adım Kemal, bundan sonra ben ve annen aynı evde yaşayacağız. Artık biz sen, ben ve annen aynı ailenin parçasıyız!

Kısa süre sonra Ayşegül ve annesi, Kemalle birlikte taşındılar. Üvey baba Kemalin geniş üç odalı bir dairesi vardı, Ayşegül’e ayrıca bir oda verildi. Kemal nazik bir insandı; sık sık kızına şeker ve oyuncaklar alıyordu. Gerçek babası ise yalnızca annesiyle tartışmak istediğinde arıyordu.

Bir gün, annesi Ayşegüle babasının yeni bir aile kurduğunu ve başka bir yere taşındığını anlattı. Kız bu habere üzüldü çünkü babasını seviyordu. Annesi ona bağırabilir, bazen ceza verebilirdi; ama babası ona hiç kötü davranmazdı. Ayşegül, anne ve babasının boşandığı günü unutamıyordu; annesi babasına bağırmış, hatta ona vurmak istemişti. Kızın aklında annesinin söylediği şu cümle kalmıştı:

Sanma ki bana ilk sen boynuz taktın, senin boynuzların eski, geyik gibi!

Ardından annesi eşyalarını toplayıp onu babaanneye götürdü. Küçük kız, babasının neden boynuzları olduğunu bir türlü anlamamıştı; çünkü babasının başında hiç saç yoktu. Anne ile baba o günden sonra bir daha hiç görüşmediler.

Ayşegül ile Kemalin ilişkisi, Ayşegül ilkokula başladığında bozulmaya başladı. Okulu pek sevmiyordu ve teneffüslerde oldukça yaramazdı. Bu yüzden anne ve babası sık sık okula çağrılıyordu, bazen annesi yerine Kemal gitmek zorunda kalıyordu. Üvey baba, Ayşegül’ün eğitimine çok önem veriyordu, sık sık onunla ödevlerini yapıyordu.

Sen benim için hiçbir şeysin, bana emir veremezsin! Ayşegül bazen babaannesinden duyduğu bu cümleyi Kemale söylüyordu. Aslında ben senin babanım, çünkü seni doyuran ve giydiren benim. diye cevap veriyordu Kemal.

Ayşegül on yaşına geldiğinde, babası yeniden şehirlerine döndü. Artık boynuz takmak deyiminin ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Muhtemelen yeni eşi de ona aynısını yaptı ki bırakıp gitti. demişti annesi o zaman. Babası döndüğünde, kızıyla iletişim kurmak istediğini söyledi. Annesi kabul etti. Ayşegül babasıyla buluştuğunda çok mutlu oldu.

Nasılsın kızım? diye sordu babası. Pek iyi değilim dedi Ayşegül. Üvey babam bana sürekli kızıyor. O senin için bir yabancı, sana nasıl bağırmaya hakkı var? dedi babası öfkeyle. Zaten babaanne de öyle söylüyor ama hiç dikkat etmiyor. Ayşegül biraz abarttı; çünkü Kemal ona hiç bağırmıyordu. Aslında sadece babasının onun için endişelenmesini istiyordu. Tamam, halledeceğim. dedi babası. Birlikte parka gittiklerinde, parkta sekiz kaydırak olduğundan öğrendi; diğer kaydıraklara ise ancak büyüklerle binilebiliyordu, ama babası döner dolaba binmek istemedi. Kız babasına doğum gününün yaklaştığını ve yeni bir akıllı telefon hayali kurduğunu anlattı. Annesi gelip Ayşegülü alırken, Kemalin ona hiç bağırmadığını söyledi ama babası dinlemedi.

Babam tam bir cimri! dedi Ayşegül Kemale. Parkta hiçbir şey almadı, yalnızca bir dondurma. Sadece dolaştık. Kemal, sen babamdan daha iyisin. Hadi, babanın hatasını telafi edelim ve bu hafta sonu seni çocuk eğlence merkezine götüreyim.

Ne var ki, bu planlanan gezi Kemalin işinde çıkan bir kriz yüzünden iptal oldu. Ayrıca yeni telefon alma konusu da göz ardı edildi.

Baba, Kemal beni kandırdı! Ayşegül ağlayarak babasını aradı. Hafta sonu eğlence merkezine gideceğiz dedi, şimdi ise ne gezi, ne telefon hak ettiğimi söylüyor.

Gerçek olmasa da, bu yalan babasını çok etkiledi; ona hemen bir akıllı telefon aldı. Geçen sefer Ayşegülün lafını dinlememişti, ama bu olaydan sonra kızının hayali gerçekleşti. Fakat babası bütçeye uygun bir telefon almak zorunda kaldı; daha iyi bir modeli için yeterli parası yoktu.

Doğum gününü bekleyemez miydin? diye sordu Kemal. Bir köpek istiyorum! dedi Ayşegül. Olmaz, onu gezdirmen gerekecek, muhtemelen yine istemeyeceksin! diye yanıtladı üvey baba.

Bu cevaptan sonra Ayşegül çok sinirlendi, hemen babasını arayıp şikayet etmeye başladı: Baba, lütfen beni buradan kurtar! Kemal bana ders vermeye kalkıyor!

Böylece evde herkesin arası açıldı ve ortalık karıştı. Sonunda Ayşegül babaannesinin evine gönderildi, annesi de eşyalarını alarak oraya geldi ve Kemalden ayrılmaya karar verdi. Babası ise eski eşine döndü, çünkü yeni bir bebek bekliyordu. Artık Ayşegülün ne yeni bir telefonu olacak, ne de bir köpeği; üstelik babaanne kesinlikle bir kediye bile izin vermez!

Hayatta bazen istediğimiz şeylere ulaşamayabiliriz. Fakat aile içinde anlayış ve sevgi, her türlü eksikten daha değerlidir. Yarını kurarken elimizde olanlara şükretmeyi, kötülüğün ve kavganın kimseye fayda getirmediğini öğrenmek en güzeli.

Rate article
Lifequest
– Her şey yolunda gitmiyor benim için, – diye cevapladı Helena. – Üvey babam bana sürekli kızıyor.