Zengin iş adamı, bir anneyi çocuklarıyla hamburgeri bölüşüp kendisi doymuş gibi yaparken gördü — 10 yıl sonra hayatları tamamen değişti

10 yıl önce annemizle birlikte hayatımızı değiştiren anı hiç unutamıyorum.

Bir gün İstanbulun kenar mahallelerinden birindeki ufak bir dönerciye annemle girerken, içimdeki heyecan karışık bir açlık hissiyle yarışıyordu. Annemin adı Şule Aksuydu, abim Baran ve ben, küçük kız kardeşiniz Zeynep, onunla birlikteydik.

Annem kırklı yaşlarının başında olsa da, geçen yılların yorgunluğu yüzüne gölge düşürmüştü. Üzerindeki pardösü ve atkısı temizdi ama yılların izlerini gizleyemiyordu. O gün sabahtan beri Baranla ben sokaklarda eski kitap ve plastik şişe toplamış, biraz para kazanmaya çalışmıştık. Her lira neyi alabileceğimizi belirliyordu, her adımda daha temkinli olmayı öğrenmiştik.

Çoğu zaman Baran iştahla menüye bakardı; sanki bakışlarıyla daha fazla yemek sipariş edebileceğini zannederdi.

Şule annem elindekilere göz gezdirdi, avucunda biraz bozukluk, bir de buruşuk elli lira. Toplamda cebimizde hepi topu altmış üç liramız vardı. Zeynep usulca fısıldadı:

Anne, çok açım.

Annem başını salladı ve kasaya yöneldi. Sadece bir dürüm ve üç bardak su alabileceğimizi biliyorduk.

Kasadaki görevli siparişimizi hazırlayıp masamıza getirdi. Annem dürümün paketini yavaşça açtı ve dikkatle ikiye böldü. Sanki o anda ekmek değil de, bir ömrü bölüp paylaştırıyordu. Yarısı Barana, diğer yarısı bana kondu.

Baran küçük bir homurtuyla başını kaldırdı:

Ya sen anne? Sen yemiyor musun?

Annem hafifçe gülümsedi, yıllardır çalışıp öğrendiği o sakinlik ve vakarla:

Ben tokum canım, siz yiyin. Ben birazdan yerim.

Bardaktaki suyunu yudumlamaya başladı. Her yudumda boğazındaki açlığı bastırmaya çalışıyordu, sanki su sayesinde doyabilirmiş gibi.

Biz ağzımızda dürümün tadını hissederken annem ellerini kucağına koymuş, fazlasıyla bakmamaya çalışıyordu. Aç olduğu belliydi ama ne gözlerinde ne hareketlerinde bunu belli etmek istemiyordu.

O sırada köşedeki masada şık bir takım elbise giymiş, gayet güvenli bir tavırla oturan bir adam vardı. Adı Murat Günerdi; İstanbulda büyük bir inşaat firmasının genel müdürüydü. O anlarda annemizi fark etmez gibi davransa da, göz ucuyla dürümün nasıl bölünüp paylaşıldığını, annemin suyla açlığını bastırmaya çalışmasını gördü. Çocukları için yaptığı fedakarlık gözlerinden kaçmadı.

Murat Bey kalkıp tezgaha gitti. Sessizce işletme müdürüyle birkaç söz paylaştı.

Biraz sonra garsonlar masamıza koskoca bir tepsiyle geldi; sıcacık dönerler, patates kızartmaları, tatlılar Annem birden irkildi. Hemen yerinden kalkıp telaşla,

Affedersiniz, biz bunları sipariş etmedik, paramız da yok, dedi.

Murat Bey yavaşça yaklaştı. Gayet sakin bir ses tonuyla,

Bunlar için para ödemeniz gerekmiyor. Zaten hesabınız kapandı, dedi.

Ve masamıza oturdu.

Çocukların için yaptığın şey gerçekten çok anlamlı, dedi anneme. Bir annenin sevgisinden daha büyük fedakarlık olamaz.

Annem bir an sessiz kaldı, ardından elleriyle ağzını kapadı, tüm gün boyunca üzerine örtmeye çalıştığı duygular bir anlığına açığa çıktı.

Sadece onların mahrum hissetmemesini istedim, fısıldadı annem. Annelerin tek isteği bu zaten.

Biz iştahla yemeğimizi yerken, Murat Bey annemi dinledi. Annem bir zamanlar mühendislik okuduğunu, devlet projelerinde çalıştığını anlattı. Fakat babamın hastalığı tüm birikimleri eritmiş, ölümünün ardından iş ve istikrar da gitmişti. Yaş, görünüm, iş geçmişi hepsi yeni şansların önüne duvar örmüştü.

Umudumu hiç kaybetmedim, dedi annem bakışlarında bir inat parıltısıyla. Sadece zamanım tükendi.

Murat Bey uzattığı zarfta bir miktar para ve bir kart vardı.

Şimdilik bu size destek olur. Ama kart daha önemli. Yarın ofisime gelin. Ben kimseye sadaka vermem, fırsat sunarım.

Yıllar geçti.

Bugün Şule Aksu olarak büyük bir toplantı salonunda, şehrin geleceğini anlatan projeyi sunuyorum. Sesim kararlı, cümlelerim net ve özgüvenim tam. Ekranda ismim: Genel Müdür Yardımcısı Şule Aksu.

Salonda en arka sırada Baranla Zeynep oturuyor; bana gururla bakıyorlar.

Toplantıdan sonra cam kenarında Murat Beyle bir araya geliyorum.

O gün için minnettarım, diyorum sessizce.

Gülümseyerek cevap veriyor:

O gün yardım etmedim. Sana inandım.

Hayatı bazen para değil, başkasının fedakarlığını görebilmek ve hiçbir şeyi olmayan birinin her şeyi verebileceğine inanmak değiştiriyor.

Rate article
Lifequest
Zengin iş adamı, bir anneyi çocuklarıyla hamburgeri bölüşüp kendisi doymuş gibi yaparken gördü — 10 yıl sonra hayatları tamamen değişti