Gelin

GELİN

Esra, nişanlısı Onurun öfkeyle yüzü buruşmuş halde, yanlışlıkla beyaz spor ayakkabılarının üzerine çamurlu patisiyle basan Fındıkı tokatladığını gördüğünde olduğu yerde donakaldı. Pamuk, küçük köpek arkadaşını savunmak isterken ağır bir deri tasma darbesiyle yüzünde acı hissetti. O anda, Esra, neden kedilerinin ve köpeklerinin Onura karşı hoşlanmadığını anladı.

Gün batımı, soğuk bir kış akşamı. Şehrin apartmanlarının pencerelerinde ışıklar yanmaya başladı ama Esra için havanın karanlık mı aydınlık mı olduğunun önemi yoktu. Dalmış bir şekilde pencere kenarında oturuyordu. Düşünecek çok şeyi vardı.

Her şey yolundaymış gibi görünüyordu: kendi evi, güzel bir işi, imkânları fena değil. Tek derdi, özel hayatında bir türlü yüzünün gülmemesiydi. Zaman su gibi akıyor, yaşıtlarının çoğu çoktan evlenip çocuk sahibi olmuştu ama Esra hâlâ yalnızdı.

Bir insan güzel, akıllı olsa da ömür boyu yalnız mı kalacak? diye düşünüyordu. Kabarık dostları, ona sevgiyle sokulurken, kendi haline üzülüp içini rahatlatmaya çalışıyordu.

Ailesini genç yaşta kaybeden Esra, anneannesiyle birlikte yaşamış, küçüklüğünden beri mutlaka doktor olmayı kafasına koymuştu. Lise biter bitmez İstanbul Tıp Fakültesine başvurdu fakat puanı yetmedi. Sonunda sağlık meslek lisesinin ilk yardım bölümünü okudu, şimdi ambulans hemşiresi olarak gün aşırı nöbet tutuyordu.

Onu çok seven anneannesi, yıllar önce kenar mahalledeki eski evine taşınmış, kızım mutlu, kendi düzeni kurulacak diye dua etmişti. Ama hiçbir şey beklediği gibi gitmiyordu.

Esra, küçükken bir kediyle bir köpeğe sahip olmayı çok isterdi. Fakat annesinin hayvan tüyüne alerjisi çıktı, ne zaman sokaktan eve kedi getirse, hemen annesinde astım krizleri başlardı. Bir defasında Lokum adını verdiği yavruyu getirmiş, aynı gün annesi rahatsızlanınca, Lokumu anneannesine bırakmak zorunda kalmıştı.

Ailesi vefat edince, Esranın hayatına önce bir kedi, sonra bir sokak köpeği girdi. Anneannesi başlangıçta köpek fikrine sıcak bakmamış, Bunu bakmak büyük sorumluluk demişti. Ama zamanla alıştı. Esra, yanında beş sadık minik dost olmadan yaşamanın dayanılmaz olacağını anladı. Pamuk adlı kırma köpeği, kışın marketin önünde titreyerek bulmuştu.

O küçücük, zayıf yavru markete girmeye çalışıyor, güvenlik görevlileri onu kovuyordu. Esra, zavallıyı çantasına koyup eve taşımıştı.

Pamuk çok akıllı ve enerjikti; evi jet hızıyla dolaştığı için bu ismi almıştı. Hemen, evi paylaşan Tüy ile arkadaş oldu.

Birkaç ay sonra, komşu apartmandaki sahipleri yeni eve taşınırken istemeyip sokakta bıraktığı, kısacık bacaklı Fındık da girdi Esranın hayatına. Karda bırakılan yavru, eski evinin kapısında günlerce gözyaşı içinde dolaşmış, her fırsatta apartmana sığınmaya çalışmıştı. Mahalleden Esraya haberi ulaşınca, Fındıkı evine aldı ve uzun süre donmuş kulaklarını iyileştirdi. Fındık, evin en uslu, en aklı başında kedisi gibiydi.

Soğuk havalarda Fındıkın kulakları ağrımasın diye ona renkli bir atkı örüp bağlar, bu minik köpek de memnuniyetle taşırdı. Küçük caddeye ağır ağır, yaşlı bir hanımefendi gibi basardı patilerini.

Bir sabah nöbetine gitmek için kapıdan çıkan Esra, ayaklarına dolanan, açlıktan ve soğuktan sesi çıkmayan bir kediyle karşılaştı. Kucağına aldığı kedi, Evlerinde Nazik adını aldı. Nazik, büyük ve kararlı bir dişi kediydi. Hemen evi yönetmeye, kurallar koymaya başladı; temizliğe çok önem veriyor, geceleri evi dolaşıyordu.

Ailenin en son üyesi ise, parkta kanatlı iki karganın saldırmak üzere olduğu minik, sessiz Yumoş adlı erkek kedicik oldu. O hâlâ çekingen, sessiz ve kimseyle tartışmaya yanaşmayan uysallığıyla biliniyordu.

Beş eski sokak hayvanı, Esranın her şeyiydi. O, onların sevgisine doyamazken başkasının bakalım bu kalabalık ev düzenine karşı anlayışlı olup olmayacağını hep merak ediyordu. Anneannesi sıkça uyarıyordu:

– Kızım, bakarsın gençler bu kadar hayvan sevmeye alışık değil. Evde iki köpek, üç kedi. Hangisi hoşlanır bundan?
– Seven insan anlar, anlamıyorsa bana uygun değildir, anneanne.

Gerçekten de böyle oldu. İlk görüştüğü Barış, hayvanları evde istemedi. Esra başlarda üzülse de çok takılmadı buna.

Sonraki nişanlısı Onur ise, yüzme şampiyonu, yakışıklı ve eğlenceli görünümlü gençti. Arada bir Pamuk ve Fındıkı gezdirmek için Esraya yardım ederdi. Evlilik hazırlıkları başlamıştı.

Zamanla evdeki hayvanlar, Onura soğuk davranmaya başladı. Pamuk hırlıyor, Fındık saklanıyor, kediler yanaşmıyor, Nazik ise tıslıyordu. Bir gün mutfakta yemek hazırlayan Esra, balkona çıktığında Onurun, Fındıka çamurlu patisiyle beyaz spor ayakkabılarına bastı diye öfkeyle vurduğunu gördü. Pamuk araya girmeye çalışınca o da sertçe tasma yedi.

Esra hemen aşağıya koştu, Onurun elinden tasmaları aldı, hiçbir şey olmamış gibi sırıtmasına aldırmadan onun eline kendisi de bir tasma darbesi indirdi.

– Ne yapıyorsun Esra, acıdı!
O an her şeyin sebebi gözlerinin önüne serildi.
– Sana acıdı, ya onlara? Hayvanlarıma nasıl el kaldırırsın? Demek ki ben de bir gün sinirini bozarım, bana da vurursun!
– Şaka canım, sadece ders olsun diye.
– Hemen çık ve bir daha sakın gelme!

– Tamam, istemem böylesi hayvan dolu bir evde yaşamayı! Onur alaycı bir kahkaha attı Parazitleri beslemişsin!

Umduğu birlikte gelecek umutları yıkıldı Esranın, eski nişanlısının sözleri kafasında dönüp dolaştı. Onun hayatı boyunca yanında olacağını düşünürken, aslında gerçek yüzünü ancak şimdi görmüştü.

Bir yıl geçti, yalnızlığa alıştım sandığı bir dönemde Esra gerçekten âşık oldu. Ayrılan zamanlar ona bir ömür gibi geliyordu. Tanışmaları tesadüf oldu. Doktor Yağız, travmatoloji uzmanı, gece acil servisteyken bir trafik kazası yaralısını getirdiler. Esra ile göz göze gelince içinde bir kıvılcım çaktı. Asla ilk görüşte aşkın varlığına inanmamıştı ama işte olmuştu.

Yağız uygun bir bahaneyle Esradan numara aldı, akşam aradı ve görüşmeye başladılar.

Onun ilgisi ve ciddiyeti hemen hissediliyordu. Mutlu olduğu kadar da korkuyordu Esra; ya yine her şey önceki gibi biterse? Dayanamazdı. Bu yüzden hayvanlarını Yağızdan gizlemeye karar verdi; evlendikten sonra ne olacaksa olsundu.

Altı ay boyunca böyle gizledi. Yağız kendi ailesiyle, ablası Elif ve eniştesiyle tanıştırdı. Arabayla Esrayı birlikte aileyle tanıştırmaya gitti. Esra da onu anneannesiyle tanıştırdı.

Esra, Yağızın evine birkaç kez gitmişti ancak onu, kendi evine hiç davet etmemişti. Sürekli Evde akrabalar var ya da Herkese grip bulaştı gibi bahaneler sıralamaya başladı. Artık bu durum şüphe çekiyordu: Ya açıkça gerçeği söylemeli ya da yalanına devam etmeliydi.

Sonunda Esra, tüm hayvanlarını eşyalarıyla birlikte anneannesinin evine bıraktı. Pamuk ile Fındık zaten bazen orada kalıyor, kediler de anneannesiyle iyi anlaşıyordu. Anneannesi bu hareketi pek hoş karşılamadı:

– Esra, bu yaptığın sana yakışıyor mu? Doktor çok düzgün biri ama sen işin başında yalanla başladın.
– Ama ben Yağızsız yapamam anneanne, ya hayvanlar yüzünden benden vazgeçerse? Onlarsız da yaşayamam ki!
– Tamam kızım, ama yolun hayra çıkmaz, bak gör.

Her gün işten çıkınca hayvan dostlarına uğramadan duramıyordu Esra. Yağızın şüpheleri yok olmuştu, tam o sırada ona sade bir yüzükle evlenme teklif etti.

– Benim çeyizim bol değil, uyarmadı deme! diye kahkahalar atıyordu Esra mutluluktan.

Başvurdular, nikâha sayılı günler kalmıştı. Kıyafet, düğün menüsü seçimleri, kuyumcudaki işler derken her gün sipariş listeleriyle doluydu. O öğleden sonra, oradan oraya koşturan yorgun gelin ve damat, sonunda Esranın evindeydi. Kaç misafir davet edeceklerini ve menüyü belirlemek gerekiyordu. Aceleyle çay içip pasta yerken, Yağız çöp kutusunun ağzına kadar dolu olduğunu fark etti:

– Ben çöpleri dökmeye iniyorum.

Çöpü çıkartınca, içinden kedi ve köpek maması paketleri düştü.
– Bunlar da ne?
– Ee, Yağız, önemli bir şey değil, sonra anlatırım

Konuyu başka yöne çevirdi. O esnada anneannesi, Pamuk ile Fındıkı bahçeye çıkarmış, onların kartopuyla oynamasını izliyordu. Bu sırada postacı emekli maaşını getirdi. Kadıncağız postacıyı içeri buyur edince, aceleyle kapıyı tam kapatmadı. Nazik, Tüy ve Yumoş sokağa süzüldü. Lokum evde kaldı. Kısa bir istişareden sonra, hayvanlar sokağa fırladı. İleri Pamuk, sona Nazik dikkatle bakarak dizildiler.

Kimse bu neşeli kafileyi görünce gözlerine inanamadı, özellikle de yaya geçidinde. Pamuk güzergâhı çok iyi hatırlıyordu ve grubu evlerine, Esraya götürdü. Koşa koşa gittiler; Fındıkın atkısı yana kaymıştı, görenlerin yüzüne kocaman bir tebessüm yerleşti.

Yağız, kapıda bir tıslama, miyavlama, havlama duyunca şaşkınlıkla kapıyı açtı. İçeri önce köpeğiyle Fındık, arkasından Pamuk, ardından üç kedi, karda keyifle yuvarlanarak girdi.

– Aman, burası hayvanat bahçesi mi döndü?

Esra utancından ayakkabılık üstüne oturdu, elleriyle yüzünü kapatıp sessizce ağlamaya başladı.
– Esra, hepsi senin mi?!
– Evet. Anneannemdeydiler.

Pamuk ile Fındık onu azarlamaya başladı, Nazik de tehditkâr tısladı.
– Hani çeyiz yoktu dedin!

Yağız montunu giyip çıktı. Arabasına binip uzaklaştı. Esra, aramak istemedi, açıklama yapmanın anlamı yoktu artık. Yalanı yüzünden kendini çok kötü hissetti; gözleri şişmiş, odası bomboştu.

Saatler geçti. Kapı çaldı. Karşısında, kucağında en pahalı mamalarla Yağız gülerek duruyordu.
– Kapama, birazdan gelirim.

Biraz sonra tekrar geldi, elinde tasmalı minik bir köpek.
– Bu Nisan. Benim köpeğim. Ha, bu da ablamla birlikte büyüyen kedimiz Mercan, diyerek tüyleri kabarık bir kediyi içeri bıraktı Bizim ekibe katılırlar mı?

Yıllar geçti. Esra Hanım ve Doktor Yağız, o günü gülerek hatırlıyorlar. Kim bilir, belki onca çeyizi olmasa, kaderleri böylesine birleşmezdi ve onca yıl birlikte mutluluğu yakalayamazlardı.

Rate article
Lifequest
Gelin