– Elli yaşına geldin, sana artık kim bakar ki, – diye dalga geçiyordu kocası. Ama Lütfiye gerçeği öğrenmeye karar verdi

Elli yaşını geçtin, artık kime lazımsın ki, derdi kıkırdayarak eşi. Oysa Leman bir denemek istedi.

Lemanın eşi Halit Bey Karaca teoriler insanıydı. Sadece bir tane de değil, yirmi kadar sağlam teorisi vardı. Mesela: Gerçek etli kuru fasulye ancak dana eti ile olurdu. Kediler köpeklerden akıllıdır, derdi. Televizyon sesi tam kırk iki olmalı, ne eksik ne fazla, ona göreydi. Ama en büyük teorisi şuydu: Elli yaşını aşmış bir kadın, erkekler için artık ilgi çekici değildir.

Bazen bilimsel bir ciddiyetle açıklar, Tabiat böyle, Leman, şahsi bir mesele değil, derdi. Bazen de hayat dersi verir gibi söylerdi: Hayat bu, tartışılamaz. Fakat en çok da Leman yeni bir elbise giydiğinde ya da dudaklarını boyadığında, gayet sıradan bir şekilde, Elli yaşını geçtin sen, kime lazımsın derdi.

Noktayla. Bir soru değil, bir kesinlik.

O yıllarda Leman elli iki yaşındaydı. Büyükçekmecede bir müteahhitlik şirketinde muhasebecilik yapıyor, sabahları egzersizini hiç aksatmıyor, akşamları kitap okuyor; hafta sonları ise börek çörek pişiriyor; Halit severek yiyordu, hiç kimsenin o börekleri kimin pişirdiğini umursayıp umursamadığını düşünmeden.

Yirmi altı yıl aynı evde geçmişti. O arada Halit gitgide kilo aldı, saçları seyreldi, teorileri kemikleşti. Leman ise öyle olmadı. En azından, eskisi gibiydi ama başka bir boyutta. Bunu ilk fark eden ise dostu Sevgi olmuştu.

Leman, dedi bir gün baş başa kahve içerlerken, bakışları net, biraz deli bir şey söyleyecek.
Hiç düşündün mü? Gerçekten güzelsin sen.

Hadi oradan, dedi Leman alışkanlıkla.

Ciddi söylüyorum. Hem de tam anlamıyla. Bak, hadi bir çılgınlık yapalım, internette bir tanışma sitesine üye olalım. Sadece deneme olsun.

Leman fincanı masaya koydu.

İyice delirdin mi sen?

Sadece profil açacağız. Güzel bir fotoğrafını buluruz. Bakalım neler olacak.

Hiçbir şey olmaz, dedi Leman. Elli yaşını geçtim ben. Kime lazımsın ki.

Bunu söylerken Halit Beyin bana yıllardır söylediği cümleyi ve tonlamasını birebir duydu birden.

Sevgi lafı dolandırmazdı. Israrlı olmayı sevmez, reddedildiğinde daha da kararlı bir havaya bürünürdü. O akşam da koltuğunun altına bilgisayarı, eline bir şişe şarap alıp geldi.

Tamam, şöyle yapıyoruz, dedi daha kapıdan girer girmez, şişeyi masaya bırakıp. Sana hemen bir profil açıyoruz. Hızlıca, güzelce, fazla lafı uzatmadan.

Dur, Leman önlüğüyle kalakaldı. Ne profili?

Tanışma sitesi dedim ya.

Biliyorum ama ben istemiyorum dedim.

Sen kime lazımsın dedin. Bu bambaşka bir şey.

Leman ona bakıyor, Sevgi daha bir kararlı. Gözlerinde kazandığına emin bir insanın huzuru var.

Sevgi, elli iki yaşındayım ben.

Farkındayım. Otuz yıldır seni tanıyorum.

Eee?

Eesi yok. Otur bakalım.

Leman oturdu. Pes ettiğinden değil bacakları sızlıyordu sadece. Uzun bir gün geçmişti, sonra şirketteki rapor, ardından trafik Oturdu, nefes almak için.

Fotoğrafını ver bakayım, dedi Sevgi, bilgisayarı açarak.

Hangi fotoğrafı?

Güzel bir fotoğraf seç. Senin güzel bir fotoğrafın yok mu?

Leman biraz düşündü. En son yılbaşı etkinliğinde çekilmiş bir karesi vardı; masanın köşesinde, elinde bir kadeh, kameraya bakmamaya özen göstermiş. Çünkü Halit o gece üç kere arayıp, Ne zaman eve geliyorsun? demişti.

Yılbaşından var bir tane, dedi emin olamadan.

Göster bakayım.

Leman gösterdi. Sevgi uzun uzun baktı.

Çok güzel, dedi sonunda. Burada, bak gerçekten hoş çıkmışsın. Neden her zaman böyle dik durmuyorsun da burada dimdik çıkmışsın?

Fotoğrafta kimse beni görmüyor ki, dedi Leman. Kendi ne dediğini o da anlamadı.

Bir süre bakıştılar. Sonra Sevgi şarabı açtı.

Profil hazırlanırken tartışa tartışa ilerlediler. Daha doğrusu Sevgi yazdı, Leman sürekli itiraz etti.

Tanışma amacı? yazıyor, Leman. Sohbet de.

Hiç kimseyle konuşmak istemiyorum ki.

Olsun, yaz işte.

Kendinizi anlatınız. Sevgi, ne yazacağım? Muhasebeciyim, kuru fasulye pişiririm, karım adam kadınlar ellisinden sonra işe yaramaz diyen bir adamla yaşıyorum?

Şöyle yazalım: Aktif, hayat dolu, kitap okumayı ve gezmeyi seven biri.

Hiçbir yere gitmedim ki ben.

Gitmek ister misin?

Leman düşündü.

İsterim.

O zaman yalan yazmadık.

Fotoğraf yılbaşı gecesindekiydi. Leman bordo elbise giymişti, saçları toplu; gözlerinde canlı, apayrı bir şey vardı. Halit o gece o elbiseyi hiç görmemişti; Leman eve döndüğünde Halit çoktan uyumuştu.

Tamamdır, dedi Sevgi, bilgisayarı kapatarak. Profil hazır.

Şimdi ne olacak?

Şimdi bekliyoruz.

Neyi bekliyoruz?

Göreceksin.

Leman kendine biraz şarap koydu. Camdan dışarı baktı. Akşam olmuştu, sokak lambası yanıyor, çıplak bir söğüt sallanıyordu. Sıradan bir akşam. Halit yanında odada televizyonu sesi tam kırk iki, her zamanki gri hırıltısı. Hayat bildiği gibi akıyordu.

Eh, profil açıldıysa açıldı. Zaten bir şey olmaz, dedi içinden Leman.

Şarabını içip bulaşıkları yıkamaya koyuldu.

Ertesi sabah profili tamamen aklından çıkardı. Ofisteki rapor bitmek bilmedi; öğlen şirketteki kantinde tatsız bir mercimek çorbasını içti, akşamüzeri pencereden dışarı bakıp, pencere pervazındaki kumruları sayarken oyalandı.

Telefon çantada duruyordu.

Beşi geçtiğinde çıkardı. Halitten mesaj var mı diye bakacaktı. Halitten yoktu ama tanışma sitesinden kırmızı bir yuvarlak Bir sayı.

Baktı: 11.

Bir günde on bir mesaj.

Leman telefona baktı, telefonu kapatıp tekrar baktı. Belki gereksiz reklamlardır, dedi içinden.

Açtı. Reklam falan yoktu. Tam on bir adam resimli, ismi cismiyle, cümleli mesajlar. Biri Merhaba, ilginç profil demiş. Biri uzunca yazmış, samimi. Biri, Nedim, elli dört yaşında, tam üç paragraf döktürmüşkitaplardan, fotoğraftaki bakışlarından ve ne çok gezmeyi sevdiğinden.

Leman iki kere okudu o satırı.

Ben de gezmeyi severim yazmıştım, diye utandı hafifçe ama çok değil.

Akşam Sevgiyi aradı.

On bir kişi oldu, dedi selam yerine.

Ooo! demek hemen başladı! Bak, dediğim gibi!

Biri kitaplar hakkında yazmış.

Cevap ver işte.

Yok yok ben cevap vermem.

Leman.

Ne Lemanı, ben elli iki yaşındayım, evliyim, dedim sana.

Cevap ver işte.

Leman cevap vermedi. O akşam yine bulaşık yıkarken Nedimin üç paragraflık mesajını düşündü.

Delilik, dedi içinden.

Ama ertesi sabah uygulamayı açtı. Kırmızı yuvarlakta bu kez on bir yazmıyordu.

Yirmi sekizdi.

Leman yatağın ucuna oturdu. Halit hâlâ uyuyordu.

Yirmi sekiz kişi sabaha kadar ona yazmıştı.

Usulca inceledi; sanki yanlışlıkla bir şeyi bozacakmış gibi. Biri, Oğuz, kırk sekiz yaşında mühendis, sevimli bir fotoğrafta kediyle poz vermiş Biri, Mustafa, elli altı yaşında, kravatlı ciddiyetiyle, Çok zarif bir hanımsınız, demiş. Bir diğeriburada Leman durduEmrah, kırk bir yaşında, arka planda dağ manzarası, sadece Merhaba. Kendinizden biraz bahseder misiniz? yazmış.

Kırk bir Lemandan on bir yaş küçük.

Telefonu kapadı. Sonra yeniden açtı.

Günün sonunda sayılar elliyi geçti. Elli üç mesaj. Sayarken elli dörde çıktı birden.

Leman mutfakta çayını yudumlarken mesajlara bakıyor; sanki ekmek almaya çıkıp define bulmuş gibi bir şaşkınlıkla. Metin, elli yaşında iş insanı, bir şiir yollamış kendi yazmadığı belli ama olsun, insan seviniyor. Nihat, Sizi beğendim, tanımak isterim demiş. O Emrah yine yazmış, Belki meşgulsünüzdür, dert değil diyerek kibarca beklemiş.

Leman uzun uzun baktı bu satırlara.

Halit odada televizyonla konuşuyordu. Televizyon da ona cevap veriyordu sanki. Onlar birbirlerini bulmuşlardı.

Kime lazımsın, diye Halitin o lafı kulaklarında yankılandı.

İki günde elli dört kişi Kimisi yaşıtı, kimisi daha genç. Biri şiir yazmış, biri tekrar tekrar beklemiş, kırmadan, usul usul yazmış.

Halit Bey Karacanın büyük teorisi ayaklarının altında çatırdamaya başladı. Yavaşça, yaşlı parkeler gibi.

Leman çayını bitirdi. Fincanı lavaboya koydu. Ve uzun zaman sonra, ilk kez mutfağın karanlık camında kendine öylece/dikkatlice baktı. Gerçekten.

Orada, elli iki yaşında bir kadın duruyordu. Dik. Gözleri ışıl ışıl. İki günde elli dört yabancı erkeğin yazdığı bir kadın.

Vay be, dedi Leman kendi yansımasına sessizce.

Yansıma bir yere kadar ona hak verdi sanki.

Telefon başucunda duruyordu.

Halit gözlüğünü almak için uzandı, o sırada ekran parladı; yeni bildirim geldi. Halit elini alışkanlıkla uzattı, baktı. Kaşlarını çattı.

Sonra bir daha baktı.

Ekranda şöyle yazıyordu: Emrah: Günaydın! Sizi düşündüm

Halit Bey yatağında birden doğruldu. Sanki önemli bir haber almış da iyi mi kötü mü olduğuna karar verememiş gibi.

Leman, diye seslendi.

Leman mutfakta kahve pişiriyordu. Duydu ama acele etmedi.

Leman!

Geliyorum.

Elinde kupa, ağır ağır odaya girdi. Halit telefonunu elinde tutuyor, sanki canlı bir şey yakalmış da bırakıp bırakmama kararsız.

Bu da ne demek oluyor? dedi Halit.

Leman ekranına göz attı, sonra Halite baktı. Kahveden bir yudum aldı.

Bildirim, dedi.

Biliyorum bildirim de Bu Emrah da kim?

Tanışma sitesinden.

Kısa bir sessizlik. Güzel bir sessizlik.

Neyin nesi bu tanışma sitesi?! Sen oraya mı üye oldun?

Evet.

Neden?!

Leman kupasını komodine koydu, dikkatlice, öfkesiz ama kararlı gözlerle Halite baktı. Cevabı zaten belli bir bulmaca gibi.

Senin teorini test ettim, dedi.

Hangi teorimi?

Hani hep dedin ya: Elli yaşından sonra kadının bir anlamı yok. Kime lazımsın diye.

Halitin ağzı açılıp kapandı. Bir daha telefona baktı üst üste üç yeni bildirim daha düşmüştü o sırada.

Kaç kişi yazdı ki diye başladı cümleyi.

Elli dört, dedi Leman. Sadece iki günde.

Elli dört dedi Halit yavaşça. Sanki sayıyı üstünde denemek ister gibi. Omzu dar geldi.

Bazısı benden genç, dedi Leman. Kahvesini alıp mutfağa döndü.

Halit Karaca elinde telefon, odanın ortasında öyle kaldı. Dışarıda sıradan bir sabah; lamba sönmüş, çıplak söğüt aynı, serçeler cıvıldaşıyor. Hayat normal akıyor. Ama o büyük teori nedense tercih edilen yol olmaktan çıkmıştı.

TamamenLeman pencereyi açtı, sabah kokusu ve cıvıltılar doldu içeriye. Elleriyle saçlarını düzeltti; rüzgârda bir an yaldız gibi sallandı ince bir tutam. O an, sanki kırk yıllık bir ağırlık omuzlarından kayıp yere aktı. Sessizce mutfağa dönerken aynaya göz ucuyla bir kez daha baktı; bu defa gülümsedi.

İlk defa yıllardır kendine benziyor gibiydi.

Ufak bir not kağıdı buldu, kısacık bir cümle karaladı. Sabah kahvaltısını hazırlamadan önce sehpanın köşesine, Halitin görebileceği bir yere bıraktı:

“Teoriler kırılır, hayat akmaya devam eder.”

Ardından kapıya yöneldi. Montunu omuzuna aldı, çantasını koluna geçirdi. Dışarıda dünya bekliyordubelki sessizce, belki cıvıltılarla, belki de yeni bir heyecanla. Yavaşça kapıyı kapadı; anahtar dönerken, evde bir uğultu kaldı arkasında.

O günden sonra, Leman her sabah aynaya bir parça daha fazla kendini koydu. Cam önünden geçen ışıkta kendi adımını duydu; sesini, hayalini, varlığını yeni baştan kurdu. Ve nihayet, kime lazım olduğu sorusu bir daha hiç, hiçbir sabah aklına gelmedi.

Çünkü biliyordu artık: Hayat, kırk iki sesinde, Halitin teorilerinde, ya da başkalarının bakışında başlamıyordu.

Kendi gülümsemesinde başlıyorduve oradan her yere yayılıyordu.

Rate article
Lifequest
– Elli yaşına geldin, sana artık kim bakar ki, – diye dalga geçiyordu kocası. Ama Lütfiye gerçeği öğrenmeye karar verdi