Adam, bir an için eğildi ve yaşlı Kangalın gözlerine baktı. Kangal da adama derin, umutsuz bir ifadeyle karşılık verdi ve başını çevirdi. Umut etmeyi çoktan unutmuştu. İnsanoğlunu fazlasıyla tanıyordu artık
Onlara bu mahallede “köpek çetesi” diyorlardı. Fakat burada oturan biri, her seferinde karşı çıkıyordu: Bu bir çete değil, bu beş köpekten oluşan bir aile. Hayatta kalmak için birbirlerine tutunuyorlar.
Gruplarının lideri, bir zamanlar evde beslenmiş olduğu belli, yaşlı bir dişi Kangaldı. Muhtemelen önceki sahipleri onu burada bırakıp gitmişti, arkalarına bakmadan. Diğerlerini de o bir arada tutuyor, sahip çıkıyor, koruyor, yönlendiriyordu. Bu küçük sokak ailesinin dağılmasına hiç izin vermiyordu.
Her gün yem getirirdi onlara adam. Sabah işe giderken, akşam eve dönerken. Ne zaman görünse, beş kuyruk kimi halka şeklinde, kimi yere sarkık değersiz bir pervane gibi dönmeye başlardı. Gözlerindeki mutluluk insana garip bir kalp ağrısı verirdi. Birbirlerine atlar, ıslak burunlarıyla avuçlarını arar, ellerini yalarlardı. Şu bakışlarda her şey vardı: şükran, güven ve umut.
Hiçbir şansı kalmadığına inandırılmış bir köpek, hala neye güvenebilir? Yine de umut ediyor, seviyor, inanıyorlardı. O da onların umudunu boşa çıkarmıyordu; eli hiç boş gitmezdi yanlarına. Beklerlerdi çünkü. Ve her zaman bekledikleri gibi bulurlardı onu.
Fakat o sabah, sadece dört tanesi vardı ayaklarının dibinde. Endişeyle inliyor, sokağın öteki ucuna bakıp duruyorlardı. Adam bir tuhaflığın hemen farkına vardı bir sıkıntı vardı.
İçini çekti, iş yerini arayıp biraz geç kalacağını haber verdi.
Uzun, rüya gibi bir sokağın ucunda, kocaman apartmanların dibinde, çalılıkların arasında yatıyordu yaşlı Kangal. Araba çarpmıştı ona. Burada viraj çok keskin ve sürücüler çoğu zaman hızını düşürmeden geçerdi. Bu sefer nasibi oydu.
Dört küçük köpek acı acı uluyordu, adamın gözlerine bakarak. Onun dışında dünyada inandıkları kimse kalmamıştı.
Adam tekrar eğildi. Kangalın gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Umutsuzca bakıp tekrar başını çevirdi. Zaten umut nedir unutmuştu. Onu en çok düşündüren, kendisinden sonra dört köpeğe ne olacağıydı.
Eh… Çok mu ağrıyor? Adam usulca sordu. Sonra telefonunu tekrar çıkardı.
Bir gün izin aldı, arabasını getirdi ve köpeği yavaşça arka koltuğa yerleştirdi. Diğer dördü yanında zıplıyor, onun ellerine yaslanıyor, adeta sessizce teşekkür ediyorlardı.
Veteriner kliniğinde doktor Kangalı muayene etti, derin bir iç çekişle başını salladı:
Bence uyutmak en iyisi. O kadar çok kırık var ki. Yaşam şansı düşük, tedavisi de çok pahalı
Ama bir umudu var mı? Adam sordu, sözünü keserek.
Umut her zaman vardır, dedi doktor. Ama çok acı çekecek. Sizce buna değer mi?
Değer, dedi adam kesin bir tonla. Benim için değer, o halde onun için de değer. Ayrıca… Dışarıda onu bekleyen dört köpek var. Onların gözlerinin içine nasıl bakacağım sonra?
Doktor uzun uzun adama baktı, sonra başını salladı.
O halde hemen başlayalım.
Bir hafta sonra, yaşlı Kangalı klinikten çıkardı adam. O süre boyunca diğer dört köpek evinin etrafından hiç ayrılmamıştı. Yeniden buluşmalarındaki mutluluk öyle yankılanıyordu ki, bacağındaki sarğıya rağmen Kangal bile başını kaldırıp arkadaşlarını yalamaya çalıştı.
Adam onu eve taşıdı, sonra dışarı çıktı, dördüne döndü ve uzun bir konuşma yaptı. Evin sorumluluk olduğunu, eskisi gibi sokakta koşturamayacaklarını anlattı.
Köpekler dikkatle dinliyormuş gibi sıralanıp oturdular. Adam birden sustu, onları seyredip gülümsedi:
Ee, ne bekliyorsunuz? Haydi girin bakalım.
Ve avlu kapısını sonuna kadar açtı.
Yaşlı Kangal beklenenden çabuk iyileşiyordu. Hep ayağa kalkıp yanına gitmeye çalışıyordu arkadaşlarının, ama adam dikkatle gözetliyordu onu. Kırıklar kaynadı, ayağa kalktıktan sonra ona özel bir tasma taktı adam incecik altın renginde, minik bir çanla birlikte.
Artık işe her zamankinden erken çıkıyordu. Elinde beş tasma: dört küçük, şirin ve kuyrukları kıvrılmış köpek; bir de büyük, yaşlı Kangal boynunda altın tasma, çan hafifçe çalıyor.
Bir çıkınsalar, bir sağa bir sola bakıyorlar. Artık onların evi var. Yaşlı Kangalın tasması var. O da başını gururla kaldırıyor, yanında yürüyor.
Böyle bir tasma ve çanın ne demek olduğunu anlayamazsınız. Çünkü hayatınızda hiç takmadınız onu. Ama her köpek şunu bilir: Bu şekilde yürüyen birine saygı duyulur.
Böyle yürüyorlar: Yoldan geçen, ama geçip gitmeyen biri; ve beş köpek, insanların ihanetiyle sarsılsalar bile umut etmeyi ve sevmeyi unutmamış.
Beraber yürüyorlar ve mutlu görünüyorlar. Neyin mutluluğu bu? Belki birbirlerinin, belki güneşli bir sabahın. Belki de hâlâ sevgiden eser olduğu içindir bu dünyada.
Bakarken gözlerine, şunu seziyorsun: Bu gözler oldukça, hiçbir şey tamamen kaybolmaz.




