Günlük, 30 Aralık
Zehra yılbaşını kendi ailesiyle geçirmek için annesine, babasına gitme kararı alınca, benim ailem adeta çıldırdı. Herkes deliye döndü, çünkü bütün hazırlıkları bu kez kendilerinin yapacağını fark ettiler.
Fark etmiyorum sanma, dedi Zehra akşam eve döndüğümüzde. Marketten aldıklarını masaya bırakıyordu. Ben kanepede, elimde telefon, ilgisizce başımı kaldırdım.
Neyi fark etmiyorsun?
Yedi yıldır her yılbaşı mutfakta harap oluyorum. Senin annenle Figen abla sohbette, ben yaşlandım mı diye arkamdan konuşuyorlar. Artık yeter, ben bu sene yapmayacağım.
Yavaşça telefondan gözümü ayırdım. Ne dediğine inanamadım.
Saçmalama, bizde böyle bir gelenek var. Annem gelir, Figen ve ailesi, çocuklar. Aile dediğin bu işte.
Evet, senin ailene göre öyle. Ama ben bu ailenin hizmetçisiyim resmen. Bu sene Kaan’ı alıp ailemin yanına gidiyoruz. Babam bahçeye buz pisti yaptı, Kaan da gitmek istiyor. İstersen bizimle gel, istersen burada kal. Tercih senin.
Evde bir an sessizlik oldu, yüzümü buruşturdum.
Ciddi misin Zehra? Olmaz, herkes plan yaptı. Annem alışverişini yaptı, Figen hediyeleri getirecekti. Herkesin planı mahvolur!
Zehra selpak dolu poşeti sertçe masaya koydu.
Herkes mi? Umurumda değil, Oğuz. Otuz sekiz yaşındayım, başkalarının rahatı için yaşamak istemiyorum.
Bu senin eş olarak görevin! Yemeği kim hazırlayacak?
Bilmiyorum. İstersen annen yapsın, ya da Figen. Hatta sen de yapabilirsin. Kocaman adamsın.
Kollarımı kavuşturup alaycı bir şekilde güldüm.
Gitmezsin, sinirini çıkarıyorsun. Bir gün, iki gün sonra pişman olursun.
Hiç cevap vermedi. Sadece arkasını döndü. Ben hâlâ bunun kısa süreceğine inandım. Ama o kararlıydı.
30 Aralık sabahı Zehra erken kalktı, Kaanı uyandırdı.
Hazırlan oğlum, dedene gidiyoruz.
Kaanın gözleri açıldı.
Gerçekten mi? Pistte kayacağız mı? Baba da geliyor mu?
Hayır, baban evde kalacak.
Kaanın yüzü biraz düştü, ama sonra yeniden sevindi.
Annem, Emiri de çağırabilir miyim?
Tabii oğlum.
Odaya girdim, Zehra bavulu kapatmakla meşguldü.
Ne yapıyorsun sen?
Sana söylediğimi.
Zehra, saçma sapan konuşuyorsun. Kendine gel.
Gözleri bana, buz gibi ciddi bakıyordu.
Asıl şimdi kendime geldim. Yedi yıl önce kendimden çıkmıştım.
Çantasını aldı, Kaanı çağırdı. Koridorda durup bakakaldım. Kapı kapandı, evde bir sessizlik oldu. Tek başıma kaldım.
31 Aralık akşamı, saat beş civarı mutfakta ne yapacağımı şaşırdım. Elimde tavuk var, ama dolap neredeyse boş. Zehra özellikle hiçbir şey bırakmamış. Annemi aradım.
Anne, erken gelsen? Yardımına ihtiyacım var, Zehra gitti.
Uzun bir sessizlik oldu.
Nasıl yani gitti? Oğuz, iyice şaşırdın herhalde. Bayram günü ben mi mutfağa gireceğim? Gelin işi bunlar, çağır hemen geri gelsin!
Ama anne, yapamıyorum ki
O senin problemin, oğlum. Sekizde oradayız, masada her şey hazır olsun!
Telefonu kapattı. Serseme dönmüş gibiydim. Hemen ardından Figen aradı. Sesi öfke doluydu.
Dalga mı geçiyorsun? Her şeyi annemden öğrendim. Zehra gitti diye biz mi aç kalacağız? Yoksa ben mi yemek yapayım, senin evinde?
Figen bir dur
Hiçbir şey deme! Biz annemle çocukları alıp anneme geçiyoruz. Sen de nasıl halledersen et!
Telefonu kapattı gitti. Masada donmuş tavuk, yıkanmamış sebzeler. Altı buçuğu geçiyordu. O an anladım, yalnızım. Gerçekten ve bütünüyle yalnız.
Gece sekizde babamgilin kapısında, elimde şarap ve çikolata kutusuyla arabadaydım. İçeri girmeye çekiniyordum. Bahçede ışıklar yanıyor, Kaan ve çocuklar buz pistinde oynuyordu. Oğlum mutluydu.
Kapı çalınca kayınpederim İsmail Bey açtı.
Eee, geldin sonunda. Gir içeri, dışarıda donacaksın oğlum.
Evin içi sıcacık, et ve çam kokuyordu. Zehra ve annesi salata doğruyor, yanında enişte Hakan ve komşu Yusuf sohbette. Gülüşmeler, espriler Zehranın bana bakışı serinkanlıydı ama nefret de yoktu.
Gel otur.
Oturmamı söylediler. İsmail Bey çay uzattı.
Hadi bakalım, yardım edecek misin öyle eli boş mu oturacaksın?
Bana yemek yapmak zor geliyor.
Kayınpederim güldü.
Kim çocukken mutfaktan anlardı ki? Hadi, eline patates al, soy bakalım.
Yavaşça soymaya başladım. Enişte Hakan yanıma geldi.
Alışıyorsun, bana da ilk geldiğinde garip gelmişti. Şimdi ben yapıyorum, Ayşe dinleniyor.
Zehraya baktım. İlk defa, yıllar sonra omuzları dikti. Güçlü, mutlu, özgür.
Akşam yemeği coşkulu, huzurluydu. Kaan sürekli dedesiyle pistte, Zehra kırmızı elbisesiyle gülüyordu. Şampanyasını yudumladı, hiç endişelenmedi. Elinden tabak almaya çalışan da olmadı.
Tüm gece boyunca düşündüm. Zehra burada bambaşkaydı. Benim evimde olduğu gibi, hizmetçi gibi değil. Gerçekten ailesinin arasında, mutlu bir kadın olarak vardı.
Dönüşte, 9 Ocakta ilk ben konuşmaya başladım.
Özür dilerim.
Zehra kafasını çevirdi. Dışarıda kar kaplı tarlalar geçiyordu.
Neyin özrü bu?
Senden gizli, sana çektirdiklerim için. Annemle Figenin sana yüklenmesine izin verdim. Bunu normal sandım.
Bir süre sustu.
Bunu gerçekten anladın mı, yoksa sadece eve geri döneceğim diye mi söylüyorsun?
Direksiyonu sıktım.
Anladım. Burada herkes birbirine yardımcı oluyor. Hakan bile mutfakta. Sen orada birinin yardımcısı değil, kızısın. Utandım kendimden.
Başını salladı, ama arkasını dönmedi. Bu bana yetti.
Bir yıl sonra 30 Aralık akşamı telefon çaldı. Annemdi.
Oğuz, yarın size geliyoruz, sekiz gibi. Söyle Zehraya bolca yemek yapsın, Figenle aç geleceğiz.
Zehra cama bakarken valizlerini topluyordu. Kaan uyumuştu, çantası kapının önünde.
Anne, biz bu sene şehir dışına gidiyoruz.
Nereye? Yarın bayram!
Artık yeni bir gelenek başlattık. Biz yılbaşını istediğimiz gibi kutluyoruz. Bu sefer Yıldız ailesiyle “Kış Masalı” tatil köyüne gidiyoruz. İsterseniz siz de buyurun.
Uzun bir sessizlik oldu, sesi kırgın ve öfkeli çıktı.
Siz kafayı yemişsiniz. Nasıl yani, aile olarak bir yerde olmalıyız! Ben, Figen, sizin için yok muyuz?
Değilsiniz, ama artık sizin kurallarınızla yaşamayacağız. Anne seni seviyorum ama eşimin tükenmesine izin veremem.
Hepsini Zehra yaptı! Seni değiştirdi çocuk gibi!
Eskiden kördüm anne.
Telefona kapattım. Zehranın yüzünde tebessüm.
Ciddi misin?
Ciddiyim.
Telefon tekrar çaldı, sonra Figenden, sonra yine annemden. Sesi kısmıştım çoktan. Bir saat sonra arabayla çıktık. Kar yağıyordu. Kaan arkada mışıl mışıl uyuyordu, Zehra camdan dışarı bakıyordu. Hiç kimseye borcum olmadığını ilk kez hissediyordum.
Tatilde Yıldız ailesi kahkahalarla karşıladı. Ortak bir sofra, herkes elini attı. Çocuklar başka çocuklarla kaymaya gitti. Zehra sıcacık kazağıyla içine şampanya doldurdu, şöminenin başına oturdu. Yanına gidip oturdum.
Annem affeder mi sence?
Omuz silkti.
Bilmiyorum. Ama bu artık senin sorunun değil. Kendi yolunu çizdin.
Onayladım. Suçluluk hissettim, ama daha çok hafiflik. Uzun zamandır kimseye borcum kalmamıştı.
Sabah Figen mesaj attı. Zehraya. Aileyi parçaladın, annem iki gündür ağlıyor, çocuklar Neden Oğuz amcaya gitmiyoruz diye soruyor. Umarım rahatsın, bencil kadın!
Zehra okudu, bana da gösterdi. Omuz silktim.
Cevap verme.
Ama o verdi. Kısa bir mesaj: Figen, yedi yıl size yemek yaptım. Bir gün olsun yardım demedin. Şimdi ben çekilince kızıyorsun? Düşün, asıl kim bencil?
Figenden ses çıkmadı.
Martta Kaanın doğum gününde herkes bir aradaydı. Annemle Figeni çağırdım, gene suratlar asık. Sofra hazırlanırken Zehra mutfaktan çıktı.
Salata yapmak isteyen gelsin, malzemeler hazır.
Figen kolları kavuşturdu.
Ben misafirim, yemek yapmam.
Zehra omuz silkti.
O zaman sofra biraz geç kurulur. Tek başıma olurum ama uzun sürer.
Ben hemen mutfağa gittim. Kaan da geldi. Annem masada sıkıldı, birkaç dakika sonra o da mutfağa geçti. Figen en son Sonra Zehra ona bıçak uzattı.
Salatalık doğra, ince olsun.
Figen tek kelime etmeden aldı. Annem bulaşık yıkadıkça ben etleri çevirdim, Kaan tabakları dizdi. Yıllar sonra ilk defa, beklenti ve zorunluluk olmadan birlikte bir iş yaptık.
Masaya oturduk, yemekler basit ama lezzetliydi. Figen akşam boyu konuşmadı ama annem bir iki kere gülümsedi.
Çıkarken annem kapıda durdu, Zehraya baktı.
Değişmişsin.
Yok, sadece susmamayı seçtim.
Annem başını salladı, paltoyu giyip çıktı. Figen söylenmeden peşinden gitti. Ama biliyordum, bir şeyler değişti. Artık eski gibi davranamazlardı. Çünkü ben değişmiştim. Biri değişince, her şey değişiyordu.
Akşam olunca Zehraya çay koydum.
Sence annem anladı mı?
Bilmiyorum. Ama artık önemli değil. Anlaman gereken tek şey vardı, o da buydu.
Elini tuttum.
Ben gerçekten anladım. Ve artık eskiye dönmem.
İlk defa, kimseye bir şey ispatlamaya çalışmadan, yük hissetmeden yaşadık Zehrayla. Sadece kendimiz gibi.
Dışarıda kar. Şehrin öbür ucunda annem oğlunun neden değiştiğine kafa yoruyor. Figen ise Zehra için söyleniyor. Ama en önemlisi şu; Zehra değişmedi. Sadece kendini başkalarına uydurmayı bıraktı. En sonunda hayır demeyi öğrendi. Dünya yıkılmadı. Bilâkis, daha güzel, daha samimi oldu.
Zehranın o direncine bakınca anladım; kurtulan sadece o değildi. Biz ikimiz de yeniden hayatı seçmiştik. Kendi hayatımızı. Çünkü başkaları için yaşamak yaşamak değilmiş, bunu ilk defa gerçekten hissettim.



