Ertelenmiş Hayatlar

Ertelenmiş Hayat

Anne, şu kutudan bir şeker alabilir miyim? Sadece bir tane! Ne olur! Elif dolap çevresinde tilki misali dolaşıyordu. Çünkü annesi Meryem, güç bela bulduğu şekerleri oraya saklamıştı.

Hayır! Onlar misafirler için. Şimdi yersen yeni yıla hiçbir şey kalmaz.

Elif somurttu. Ne farkı var ki, şimdi ya da sonra yemek? Hem hepsini istemiyor ki, sadece bir tane! Annesi neden hep böyle yapıyor? Güzel bir şey bulunsa sonra, yeni elbise bayramda giyersin. Elif en çok şimdi şeker yemek, babasının İstanbuldaki iş gezisinden getirdiği elbiseyi giymek ve arkadaşı Deryaya gitmek istiyordu. Ne hikmetse annesi ona yeni elbisesiyle kreşe gitmesine izin veriyordu. Gerçi Elif bir kere annesinin Deryaya hiç yeni elbise almadığını, hepsini kendi diktiğini duymuştu. Ama olsun, Derya her zaman grubun en şık kızıydı. Elif ise neredeyse nefret ettiği eskimiş puantiyeli elbiseyle dolaşıyordu.

Elif o zamanlar ailesinin o şekerleri, kıyafetleri ne kadar zor bulduğunu bilmiyordu. Annesi Meryem, kütüphanede çalışıyor, babası Ali ise mühendisti. Elif, küçüklüğünden beri bulmak kelimesini duyardı. Bu, marketlerde bulunmayan bir şeyin bir şekilde eve gelmesi demekti. Güzel ayakkabıları öyle almıştı, annesi de yeni çizmeler. Gerçi o çizmelerden sonra neredeyse bir ay boyunca sadece makarna ve patates yemişlerdi, ama annesi birkaç gün yeni çizmelerini sadece izledi, hiç giymedi. Elif, büyüdüğünde, o çizmelerin her çizik ve yıpranmış kısmını hâlâ hatırlıyordu.

Zaman geçti, çevre değişti. Artık mağazalarda her şey vardı. Kimse yeni ayakkabı ya da çikolata bulmak için uğraşmıyordu. Tek sorun paraydı. Elif ortaokulda, dokuzuncu sınıftayken, babası bir akşam eve çok mutlu dönüp açıkladı:

Kızım, işe alındım!

Ne demek olduğunu tam anlamamıştı ama anne ve babasının sevinci rastgele olamazdı. Meğer babası, yabancı ortaklı bir şirketin elektronik bölümünde çalışmaya başlamış. Babasının yüzünde hep gördüğü düşünceli, huzursuz ifade yavaş yavaş kayboldu. Kendi yeteneklerini bir işe yaramakta kullanabildi, organizatörlüğüyle ün yaptı, hızla terfi etti.

Hayat kolaylaştı. Artık annesi akşam oturup ev bütçesinde Elife yeni bir şey almak için hesap kitap yapmıyordu. İlk kot pantolonları, spor ayakkabılar Elif, mezun olur olmaz bir yerde çalışmaya başlamak için liseyi bırakmayı düşündüyse de, üniversiteye gitmeye karar verdi. Ailesi onu tamamen destekledi. Elif, iki yıl ders çalıştı, eğlenceyi, arkadaşlarını unuttu. Sonuçta sınavlarda mükemmel bir dereceyle İstanbul Üniversitesini kazandı. Dinlenmek yerine yine plan yaptı: Önce okul, iyi bir iş, sonra özel hayat. Bunu da başardı. Kırmızı diploma, babasının ayarladığı iyi bir iş… Artık her şey tamam! dedi. Şimdi biraz da kendi hayatımı düşünmeliyim. Belki aile kurarım. Ama yine de başka öncelikleri oldu: Kariyer! Bir daha asla, bir şey giyecek bulma derdi, nerede yaşayacağız endişesi olmasın. Bunun üstesinden de geldi. Annesiyle babası, biricik kızlarına gururla bakıyordu. Akıllı, başarılı Kendi evini ve arabasını da aldı. Yurtdışında da tatile gidiyor. Sadece Hep yalnız.

Ama Elif bundan hiç rahatsız değildi. Hiç uslu kız olmadı, peşinde talip eksik olmadı. Yalnızca ciddi bir ilişkiye başlamaya niyeti yoktu. Nasılsa gençti, pek çok şeyi yapmak mümkündü. Evlenir, çocuk sahibi olursa bunları yapmaya vakit kalmazdı.

Elifin ilk ciddi ilişkisi otuz beş yaşında oldu. Mesai arkadaşı Sinan ile yıllarca yan yana odalarda çalıştılar, ama sohbetleri resmiydi. Hiç ona ilgisi olabileceğini düşünmemişti. Sinan, yakışıklı, akıllı ve karizmatikti. Elifin erkeklerde en önem verdiği özellikler. Sinan, Elife duygularını anlatmaya cesaret edemedi. Bir şirket yemeğinde, Elif mahmur başını Sinan’ın omzuna koyunca, Sinan daha fazla uzatmadan söyledi:

Benimle evlen. İkimiz de başarılıyız, yaşımız ilerledi, aile kurmanın zamanı. Sana yıllardır hayranım, hatta seni seviyorum!

Elif gülerek cevapladı:

Sinan, saçmalama Ne acelen var? Daha vaktimiz var, her şeye yetişiriz.

Sabah uyandığında, Elif bir anda kendini Sinanın gözlerinin içine bakarken buldu ve hiç beklemediği şekilde sesini duydu:

Kabul ediyorum.

Görkemli bir düğün, sevinçten ağlayan Meryem, torun görmeye artık inancı kalmayan bir anne Sonrasındaki üç yıl, Elife tüm başarılarının, geride bıraktıklarının yanında asıl önemli olanın başka bir şey olduğunu öğretti.

Yokmuş Artık bir geleceğim yok anne Elif elinde tahlil sonuçlarıyla ağlayacak hali kalmadan konuştu. Nasıl bu kadar aptal olabildim?

Kızım dur. Bir hastane öyle dedi diye her şey bitmedi. Tıp ilerliyor. Her an mucize olabilir.

Ne zaman? Elif test sonuçlarını yere fırlattı.

Çocukluğundan pek değişmemişti evleri. Anne ve babası ondan para alıp eve yeni mobilya, tamir yaptırmayı asla kabul etmiyorlardı. Babası emekliydi ve ciddi hastaydı, annesi evde, sürekli endişe içindeydi. Elif bazen tüm ısrarlara kulak asmadan bir şeyler yapıyordu. En çok da annesinin buzdolabını kendi dolabı gibi eşya ve yemekle dolduruyordu. Kimbilir kaç kez o eski mobilyalar bakım görüp yeni gibi olmuştu. Klasik oldu diye gülüp geçiyorlardı. Elif on sene önce yaptırdığı boya-badana işlerine bakarken bir an önce duvardaki duvar kağıdını değiştirse, parkeleri zımparalatsa diye düşündü. Ne tuhaf, insanın hayatı altüst olunca zihnine böyle lüzumsuz şeyler üşüşüyor

Anneciğim, anlamıyor musun? Vaktim yok artık

İki kadın, koyu bir sessizliğe gömülüp, akşam vaktiyle beraber dolan odada oturdular. Telefonun sesi bile duyulmuyordu. Elif sustu, tekrar ağladı, ama konuşmak istemedi. Nihayet başını kaldırdı, annenin karanlıkta seçilebilen yüzüne baktı:

Teşekkür ederim, anne

Neyin için, kızım?

Dinlediğin için. Artık kimseye ne derdimi anlatabilirim, ne paylaşabilirim. Kimseye gerek de yok

Ne diyorsun Allah aşkına? Meryem kızının dudaklarını avuçlarıyla kapattı. Bana gerek var! Babana gerek var! Sinana gerek var!

Sinana artık yok.

Neden, Elif?

Çünkü bu olay sadece benim sorunum. Onun da zamanı az. Ama belki çocukları olur

Elif kalkıp annesiyle kısaca kucaklaştı, annesinin sözlerine aldırmadan evine gitmek için toparlandı.

Endişelenme anne, ben kaybolmam. Elif annesine öpücük yollayıp kapıyı çekti, Meryem ise yorgunluktan koridorda bir sandalyeye çöktü. Neden ya Rabbim, neden tam da onun kızı böyle bir sınavdan geçiyor?

Evine gitmek istemeyen Elif, Boğaz’a, sahil yoluna daldı. Mevsim soğuktu, yürümek için iyi bir zaman değildi, kimseler yoktu. Birkaç köpek gezdiren ile yaşlı bir çift hızla geçti yanlarından, kalın kabanlarının yakasını rüzgardan kaldırarak birkaç kelimeyle sohbet ederek uzaklaştılar.

Elif onların arkasından bakarken birden hıçkırıverdi. Halbuki yıllar önce bir ömür boyu el ele, tek kelimeyle anlaşan, her şeyi paylaşan bir aileyi hayal ediyordu Ama artık olmayacaktı Birden anladı, Sinanı gerçekten seviyormuş. Hep korkmuştu bunu kabullenmekten, hayatı gibi hep erteleyip durmuştu Ama şimdi bunların hiçbir kıymeti yoktu. Çünkü birini gerçekten seviyorsan, kendini değil onu düşünmen gerekirdi

Ayaklarının dibinde, soğuk ve Elife yabancı gözüken denize bakarken çocukluğunu hatırladı. Haftasonları ailesiyle burada yürüyüşler, izin verilen tek şekerli yiyecek ise mevsim ne olursa olsun yenilen dondurmaydı. Ne garip, hayatında hiç boğazı şişmemişti, kışın bile dondurma yemişti Kendi çocuklarıyla böyle yürüyemeyecek

Kafasını yukarı kaldırdı, simsiyah Boğaza baktı, başını salladı. Yeter! Kendine acıyınca hiçbir şey değişmez! Yoluna devam etmeli Yaşamak için güç bulacak bir şey lazım Tüm kariyeri, başarıları, hiçbirinin kaybettiklerinin yerini tutamayacağını düşündü. Demek ki yeni bir şey bulmalı Ama ne? Cevabı yoktu. Fakat Sinanla konu gitmeden çözülmeli Çünkü Sinanın zamanı yok artık.

Elif arabasına doğru yürürken bir grup ergen etrafında toplandı. Sağa sola bakındı, kimsecikler yoktu. Bir şey olursa yardım edecek kimse de yoktu. O anda Elifin içinde yabancı bir öfke ve umursamazlık doğdu. Olsa ne olur, olmasa ne olur? Artık bir önemi yoktu.

Üşüyen ellerini cebine sakladı, arabasına yaklaştı.

Burada ne oluyor?

Gençler birden ona döndü.

Bu araba sizin mi?

Evet, benim.

Kaputu açar mısınız? Bir şey çıkarmamız gerek! hep bir ağızdan konuşunca Elif tehlikede olmadığını anladı, başka bir şey vardı.

Durun, anlamıyorum. Aranızdan biri anlatsın. Kaputun altında ne var?

Çocuklar birbirine baktı, en kısası öne çıktı. Lider diye geçirdi Elif içinden.

Kedi yavrusu orada. Arabaya kaçtı, sonra yukarıya tırmandı. Belki lastiğin üstünde, başka bir yere geçmiş olabilir. Kurtarmazsak sakatlanır.

Elif şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

Emin misin?

Tabii. Soğuk artık, ısınmak için araba motorlarına giriyorlar.

Elif kapıları açıp kaputu kaldırdı.

Aman Allahım! Elifin ağzından döküldü, çocuklar simsiyah tırmalayan bir kedi yavrusu çıkardı.

Isırıyor, çakal ya! Gülerek lider delikanlı kediyi Elife uzattı. Buyurun, alın.

Ben mi? Elif tedirgin kediye baktı. Ben ne yapacağım? Hiç kedim olmadı.

Bir yolunu bulursunuz. Kalanı mama.

Çocuklar gülüp yollarına devam ettiler. Elif hatırlayıp seslendi:

Durun bir! Cebinde biraz para bulup verdi. Annem der ki, hayvana bir şey yapılmazsa parası verilmeli.

Sağ olun! Gençler teşekkür edip sallanarak uzaklaştı.

Elif arabaya oturup kediyi kucağına koydu.

Seninle ne yapacağız şimdi?

Kedi, Elifin açık renk paltosunun üstünde yerini buldu, mırlamaya başladı.

Anlaşıldı Şimdi yaşlandım, bir de kedim oldu Tam oldu direksiyona geçti. Hadi, eve gidiyoruz!

Sinanla konuşmayı sabaha bırakmaya karar verdi, o geceyi minik bedeniyle kediyle uğraşarak geçirdi.

Bu kadar pireyi nerede buldun? Korkunçsun! Nasıl düştüm ben bu işe? Elif banyoda kediyi yıkarken Sinan havluyla yanında duruyordu.

Garip

Ne?

Kediler genelde sudan korkar, bu ses çıkarmıyor, mırıl mırıl.

Bir de motor gibi çalışıyor ellerimin altında.

Elif suda iyice küçülen kediyi havluya sardı.

Hadi, karnını doyuralım!

Karnı doyunca kedi uyudu, Sinan soruyu sordu:

Elif, nasıl sonuçlar?

Elif derin bir nefes aldı. Belki sabahı beklemek daha iyiydi ama ne fark ederdi?

Boşanıyoruz Sinan.

Ne? Hayırdır?

Çocuk sahibi olamam. Suç bende. Senin için her şey hâlâ mümkün. Zamanın var. Birini bulursun, baba olursun.

Sinan, Elife sanki ilk defa bakıyormuş gibi baktı.

Yani ben bir makineymişim gibi mi düşünüyorsun? Birini bulurum, olmadı başkasını Elif, senin sorunun ne? Hiç mi aklına gelmedi seni sevdiğim? Çocuk benim için olmazsa olmaz değil, senin yanında olman önemli. Ama sen zaten kararını verdin.

Sinan uyuyan kediyi kucağına alıp, Ben bu gece çalışma odasında yatacağım. İyi geceler! deyip çıktı.

Elif sadece başını salladı, Sinan çıktıktan sonra hıçkırarak ağladı. Böyle biri olmak mı gerek? Ama içini kemiren şüphe büyüyordu. Şimdi böyle söylüyor, ama bir iki yıl sonra ne olacak?

Bütün gece bu sorular kafasını meşgul etti. Sinanla yaşadıklarını düşündü, kararı doğru geldi. Sonuçta anlık bir iyilik ileride iki tarafı pişman edebilirdi. Sinan asla bunu ona ima etmeyecekti. Çünkü iyi adamdı.

Sabaha doğru, koltuğa kıvrılmışken uyuyakaldı. Sinanın sabah kediyi doyurup gittiğini duymadı. Öğlen gözlerini açınca kendini sıcak bir battaniyeyle örtülü buldu. Yanında not: Akşam gelince konuşacağız. Sakın benden kaçacağını sanma. Seni hiçbir yere bırakmam! Seviyorum.

Kedi, kocaman yeşil gözlerle bacaklarının dibindeydi.

Ne var? Elif yavaşça kalktı. Vücudu tutulmuştu. Kahve istiyorum, sen de ister misin?

Uzun süredir ilk kez gülümsedi; kedi koşa koşa mutfağa fırladı.

Çabuk alıştın eve

Kahve cezvesini ocağa koyarken düşündü; neden bilmiyor ama o gün önceki günden daha kolaydı. Sinanın notunun mu, zamanın mı iyileştirdiğini bilmiyordu: Şimdi kendini daha hafif hissediyordu. Şimdilik umut gibi bir düşünce yoktu ama hayatta tutunacak bir şey arama zamanı gelmişti.

Elif işyerini aradı, sağlık bahanesiyle izin aldı. Kuaföre, maniküre randevu aldı, evden çıktı.

Şehir tepeden tırnağa yağmura boğulmuştu. Arabalar yolda sörf yapıyor gibiydi, yağmur dinmiyordu. Arabasına kadar yürürken sırılsıklam oldu, çünkü şemsiye almayı unutmuştu. Arabasına binince yine de evine dönmemeye karar verdi. Bir şey yapmak gerek, yoksa yine anlamsız düşünceler, gözyaşları.

Br hafta sonu kuaförde sıra kayınca Elif dergileri karıştırıyordu. Bir annelik ve çocuk dergisi gözüne takıldı. Acı acı güldü: Onca dergi arasından tesadüfen eline bu geçmişti. Sayfaları karıştırdı, bir fotoğrafta uzun süre takıldı kaldı. Ona büyük yeşil gözlerle bakan bir çocuk Onu sanki tanıyormuş gibi geldi. O çocuğun bakışında ekşi bir his belirdi; bir düşünce dinmiyordu. Kulağında annesinin sesi çınlıyordu, belki bir gün sen de anne olursun. Elif başını dergiden kaldırıp adını ve yaşını inceledi.

Sırası gelen kuaför şaşkınca salonu taradı, Elif ortada yoktu. Dergi masada kalmamıştı, kimse anlamamıştı.

Sinan, karısı odaya girince şaşkınca döndü. Hiç böyle heyecanlı görmemişti.

Bak! Elif dergiyi önüne koydu, parmağıyla fotoğrafı gösterdi.

Bu kim Elif?

Bilmiyorum Sinan. Sadece adı ve yaşı var. Ama bir baksana!

Sinanın omzundan tutup aynanın olduğu duvara götürdü.

Kimseyi çağrıştırmıyor mu?

Sinan fotoğraftaki çocuğa, sonra aynada kendi yansımasına baktı. Çocuğun otuz yıl sonraki hali sanki oydu.

Garip değil mi? dedi Elif. Sinanın cevabını heyecanla bekledi. Sanki alacağı cevaba göre hayatı değişecekti.

Gerçekten Peki, emin misin?

Hayır. Hiçbir şey bilmiyorum. Dergi eski, belki ailesi çıktı. Ama başka bir şey var Bundan sonra hiçbir şeyi ertelemek istemiyorum!

Altı ay sonra Yusufu çocuk evinden aldılar. İki yıl sonra Elif aynı dergide bir fotoğraf daha buldu bir kız çocuğu. Zeynep henüz bir buçuk yaşındaydı, başka annesi olmadı hiç. Elif onun için her şey oldu. Beş yıl sonra Elif, vücudundaki değişiklikleri erken menopoz sanırken doktora çıkıp ağzından şu laf çıktı:

Hadi canım! Olamaz bu!

Melike tam gününde dünyaya geldi, artık büyük bir aile olan sülaleyi epey şaşırttı.

Meryem, Melikeyi görebildi, bir yaşına kadar yaşadı. Ciddi hastalığa rağmen yılmadı, tüm zamanını torunlarına ayırdı.

Siz benim neşem, hayatım

Elif, annesi vefat ettikten sonra babasını taşımak için evdeki eşyaları toplarken, bir kutu buldu. Kutuyu açınca içine bakıp öyle ağladı ki çocuklar korkudan yanına koştular.

Anne, ne oldu? Yusuf koştu yanına, ne olduğunu anlamadı.

Elif kutudan eski çizmeleri çıkardı, koklaya koklaya ağladı. Çünkü annesinin sakladığını yeni anlamıştı. Annesi vefat ederken ağlamamıştı ama şimdi dayanamadı.

Neden ağlıyorsun? Çömelip annesinin gözlerine bakmaya çalışan Zeynep, sevgiyle onu sarıldı, beraber ağladılar.

Melike de ablasının ardından ağladı, Sinan mutfaktan gelip, Yusufa göz kırptı, hemen bu ağlama faslını sonlandırdı.

Tamam, sessiz! Elif, ne oldu?

Kızlar birden sustu, babalarına döndüler. Artık endişeye gerek yoktu, anneleri ağlamayacaktı.

Ah Sinan Bunları annem saklamış, düşünebiliyor musun Hep saklamış

Elif çizmeleri köşeye koydu, dolabı tekrar karıştırdı. Raflarda, annesinin onun için yıllarca sakladığı çeyizi buldu. Evlenirken, “yeniliklerime uymaz” diye almamıştı. Şimdi annesinin, sevgiyle ördüğü, dantel aralarında lavanta keseleri serpiştirilmiş o nevresimleri çıkarırken artık anladı: Meryem, hayatı boyunca tüm bunları Elif için sakladı. Zamanla sararan dantellerin, solan nakışların da ömrü vardı

Sinan Söylesene, insan yok ama eşyalar kalıyor Neden? Neden hep sonra olsun diye bekliyoruz? Hayattan şimdi almak varken hep bir fırsat, hep bir an bekliyoruz O an belki hiç gelmez Yanlış! Haksızlık!

Sinan karısını sessizce sardı, başka ne denir Elif haklıydı.

Melike annesinin yanına sokuldu, babası ve abisinin gözleri gibi kocaman yeşil gözlerle:

Anne!

Elif dondu, inanmadı. Sinan gülümsedi, başını salladı. Elif diz çöküp sarıldı:

Bir daha söyle!

Anne! Melike Elifin kollarına atladı. Anne!

Yusuf ve Zeynep alkışladı:

Sonunda “anne” dedi! Yusuf gülerek babasına göz kırptı. Hadi papa, sen de kazandın!

O zaman, sizi hayvanat bahçesine götürmek lazım.

Ne zaman? Zeynep yerinde zıpladı. Haftasonu mı?

Neden haftasonu? Elif kızını öptü, burnunu burnuna dayadı. Bugün gidelim, şimdi! Bekletmemek gerek. Ne varsa şimdi.

Yerlere saçılan eşyalarına bir göz attı. İşte, bunlar ertelenebilir. Artık bunu iyi biliyordu.

Arabayı kullanırken arka koltukta kahkaha atan çocuklarını dinledi, düşündü: Çocuklarına nasıl tamamen mutlu olmayı öğreteceğini bilmiyor, belki kimse bilmiyor. Ama bir şeyi öğretecek: Hayatı hep ertelersen hayallerin de ertelenir. Çünkü yarını bekleyen o an, bazen asla gelmeyebilir.

Dondurma da ister misiniz?

Şimdi mi? Yusuf şaşırdı. Daha yemek yemedik ki!

Bize bir şey olmaz. Ne dersiniz?

Evet! çocuklar alkışladı, Sinan gülümsedi.

Çok şımartıyorsun bizi anneciğim.

Olmaz mı babacığım! Ne zaman şımartıcaz, şimdi değilse ne zaman?

Rate article
Lifequest
Ertelenmiş Hayatlar