Sanatoryumda tatildeyken, orada düzenlenen bir dans gecesine kaydoldum. Açıkçası hiç aklımda romantik bir macera falan yoktu; sadece şehirden, gündelik telaşlardan biraz uzaklaşmak, canlı müzik dinlemek istiyordum, biraz hareket ederim diye düşündüm kendi kendime.
Salon tıklım tıklımdı, insanların sohbetiyle saksafonun sesi birbirine karışıyordu. İncecik yazlık elbisemle, kendimi yine o ilk gençlik yıllarımda, lisede, okulda yapılan ilk diskoteklerdeki gibi hissettim. İşte o anda, omzumda bir el hissettim.
Benimle dans eder misiniz? dedi bir erkek sesi. Tanımadığım bir adam sanıp gülümseyerek döndüm, ama karşımda gördüğüm kişi asla yabancı değildi. Yüzüne o kadar uzun zamandır bakmamıştım ki; neredeyse kırk yıl geçmiş üzerinden. Bir an için sanki zaman tamamen durmuştu.
Karşımda duran kişi Emirdi. Lisedeki ilk sevgilimdi Emir; bana defterlerimin kenarına şiirler yazan, evimizin kapısına kadar beni uğurlayan kişi Bacaklarım yerinden kalkmaz oldu, kelimenin tam anlamıyla nutkum tutuldu. Emir? diye fısıldadım. O ise lise yıllarımızda okulun önündeki o duvarda otururken yaptığı gibi hafif yaramaz bir gülümsemeyle bakıyordu bana. Merhaba, Elif dedi, sanki dün ayrılmışız gibi. Bir dans edelim mi?
Beraber pistte yerimizi aldık; orkestra eski bir swing çaldı. Sanki aradan yıllar geçmemiş, hiç ayrılmamışız gibi dans ettik. Hâlâ biliyordu, partnerin güçlü ama zarifçe yönlendirmesinden hoşlandığımı. O an yeniden on sekizimdeymişim gibi, hayatımın en başındaymış gibi hissettim.
Bir ara, arada bir köşe masasına geçtik, oturduk. Odaya parfüm kokusu ve insan kalabalığının sıcaklığı sinmişti. Bir daha seni göremeyeceğimi düşünmüştüm dedi. Mezuniyetten sonra hayat o kadar hızlı aktı ki Üniversite, iş, taşınmalar Ve aradan kırk yıl geçmiş bile.
Ben de ona birkaç yıl önce biten evliliğimden, kendi başlarına hayat kuran çocuklarımdan bahsettim. Emir ise üç yıl önce kaybettiği eşinden, yalnızlığa alışmanın ne kadar zor olduğundan anlattı. Sanki aradan geçen yıllara rağmen hâlâ aynı dili konuşuyorduk; o eski yarım kalmış cümlelerle, ortak şakalarla, göz göze bakışlarla.
Sonra orkestradan bir vals daha başladı, Emir elini uzattı. Bir dans daha? dedi. Biz de gece boyunca dans ettik, sohbet ettik. İkimiz de sadece sanatoryumda tesadüfen karşılaşmış iki insan olmadığımızı biliyorduk. Bu, çok daha derin bir buluşmaydı.
Gecenin sonunda birlikte terasa çıktık. Egede, denizin üstünde incecik bir sis vardı, lambalar altın gibi bir ışık yayıyordu. Biliyor musun, bir zamanlar sana, Altmış yaşımızda tekrar dans edeceğiz, diye söz vermiştim dedi birdenbire. O eski, şaka gibi gelen iddiayı tamamen unutmuştum. Ne kadar uzak, ne kadar imkânsız gelirdi o zaman Ve bak dedi gülümseyerek o sözü tuttum.
Boğazımda koskocaman bir düğüm oluştu. Hayatım boyunca ilk aşkların güzel olmasını bitmelerine bağlardım. Bitmeselerdi, büyüsünü kaybedermiş gibi gelirdi. Ama şimdi karşımda gri saçlı, gözlerinin kenarı kırışmış Emir duruyordu ve ben hâlâ içinde o genç adamı görebiliyordum.
Odamın yolunu tuttuğumda kalbim tam on sekiz yaşımdaki gibi hızla çarpıyordu. Biliyordum ki bu bir rastlantı değildi. Bazen kader ikinci bir şans sunar; geçmişi aynen yaşatmak için değil, bu defa tam hakkıyla yaşayalım diye.
Ve belki de bu yüzden, Emir bana ertesi sabah birlikte sahilde yürüyelim dediğinde, hiç tereddüt etmedim. Güneş daha yeni doğuyordu ufukta; deniz altın ve pembe tonlarına bürünmüştü. Sahilde neredeyse kimse yoktu; sadece martıların çığlıkları ve uzakta yaşlı bir çift midye topluyordu.
Yavaş adımlarla, ayaklarımızı serin dalgaların yalamasına izin vererek yürüdük. Emir, lise sonrası hayatın onu oradan oraya nasıl savurduğunu, peşine düştüğü yolculukların ona hiçbir zaman gençliğindeki bir tebessümü vermediğini anlattı. Dinledikçe aramıza giren o yılların, her cümlede biraz daha silindiğini hissettim.
Bir ara durdu, kumdan minik bir kehribar parçası buldu, bana uzattı. Çocukken kehribarların, denize düşen güneş kırıntıları olduğunu hayal ederdim dedi gülerek. Belki bu taş senin uğurun olur.
Avucuma aldığım taş gerçekten ilginç bir şekilde sıcacıktı. Emire bakarken hem olgunlaşmış bir adamı, hem de yıllar önce dünyamı güzelleştiren lise aşığını görüyordum.
Sahildeki yürüyüş saatler sürdü, ama bana birkaç dakika gibi geldi. Geri dönerken rüzgar saçlarımı savurdu, o ise yine gençlik yıllarımızdaki gibi eliyle özenle yüzümden uzaklaştırdı. O zaman anladım; bu karşılaşmayı eski bir hatıra olarak bırakmak istemiyorum. Artık kendime gerçek bir şans vermek istiyorum; korkusuzca, ne olacaksa kabul ederek.
O akşam sanatoryumun terasında otururken beraber gün batımını izledik. Büyük laflar yoktu, sadece sessizlik ve huzur vardı. Emir usulca elimi tuttu, alçak sesle, Hayat bazen gerçekten bir daha gülümseyebiliyormuş dedi. Ve ben, uzun zamandan sonra ilk kez, bunun doğru olabileceğine inandım.




