Dahası Varsa
Gülizar, ama onun yanında bir de çocuk var! Yoksa sana fark etmiyor mu? Derya, bahçe çitine yaslanıp hafifçe gülümsedi, yan komşusuna bakarak. Daha iyisini bulamadın mı? Ne eğri, ne büğrü, gayet düzgün bir oğlan. Hem bizim köyde kız mı kalmadı, gidip bunu buldu!
Gülizar içini çekti. Oğlunun seçimini içine sindiremiyordu ama bunu kendine bile itiraf edemiyordu. Şimdi bunu pek de samimi olmayan ama çocukluk arkadaşı olan Derya’dan duymak ise iki kat koydu.
Biz evde çocukları sevinçle karşılarız, Derya! Anladın mı? Nesi kötüymüş? Genç, güzel, huyu yerinde ve namuslu bir kız, bunu iyi biliyorum. E onun çocuğu… Bunun nesi kötü? Hem başıboş doğurmadı ya, kocasından evli iken doğurdu, dul kalınca da biz ne yapalım? Bu yaşta dul olmak kolay mı? Biz büyütür, bakarız, bir torunum daha olmuş olur. Boş lafa ne gerek var!
Gülizar dudaklarını büküp, komşunun kedisini, çitin üstünde kendi tarafına doğru ilerleyen tarçın rengi fısırık hayvanı kovaladı.
Alıştı buraya! Üç civcivi yedi geçen gün senin kedin, Derya. Kendi hayvanına göz kulak ol biraz, yoksa ben Doruyu salarım, sonra şikâyet etme.
Ne korkuttun beni! Derya, tombul, alacalı kediyi çitten uzaklaştırıp kenara itekledi. Kim kimi kovalayacak bakalım. İçeri hapsederim haylazı! Geçen sene bende de civcivlerin peşine takıldı. Eğer iyi bir fareci olmasa şimdiye çoktan yolları ayırırdık. Ama ne yapabileceğim, iç güdü işte!
O iç güdüleriyle evde otursun!
Gülizar, unuttum vallahi, cam kavanozlar! Reçel pişmiştir belki.
Burada lak lak ediyorsun, orada kim kaynatıyor reçeli peki?
O işte, Oya kaynıyor. Dün geldiler biraz sebze işine yardım edecekler.
Oya mı, hani hamileydi o?
O yüzden tüm gün bahçede, ama boş durmak istemiyor, reçel yapacak illa ki. Valla gelin değil altın gibi!
Peki neden böyle methiye diziyorsun da gözüne bir şey söylüyorsun kıza?
Usulden öyle! Derya yine gülümsedi. Sen de kaynana olunca bak bakalım haline. Tatlı olursan kızlar başına çıkar, tepene binerler!
Bakalım bakalım! Gülizar elini salladı. Kavanozları istiyor musun, yoksa idare eder misin? Lâf yetiştirecek vaktim yok benim, işim var.
Komşuyu yolcu ettikten sonra, Gülizar hamur yoğurmaya başladı. Yarın oğlu, gelini tanıştırmaya getirecekti. Gelin hanımı… Hamurda ellerini unlayıp pencereye yaslandı, içini çekti. Ne olacaktı acaba?
Zehrayı tanımıyordu Gülizar. Birkaç kez uzaktan görmüşlüğü vardı, köyden köye giderken göz ucuyla seçmişti. Başka bir şeyi yoktu, bildiğin bir kız işte. Sarışın, iri gözlü; boyu posu da oğlu Memduha denk. Ama kız denilmez artık, genç bir kadın. Evlilik görmüş, çocuğu var; bir oğlu. Şimdi üç yaşında var ya da yoktur. Zehranın yazgısı sert geçmişti. Küçücükken anne babasını kaybetmiş, büyükanne ve dedesi büyütüp okutmuş, evlendirmişti; daha torunlarının sevincini yaşarken Zehra dul kalmıştı, kocası kazada vefat etmişti. Yani Zehra elinde çocukla dul kaldı. Böyle birine acınmaz mı? Yine de… Gülizar, bu kaderi uzaktan uzakta acımasını tercih ederdi. Oğlu için endişeleri yüreğini sıkıyordu. Evlendi, bir tek oğlu kaldı, yaşlanınca dayanağı o. Yanında olduğu için şükrederken bir yandan da korkardı. Koca adam oldu, evlenmesi gerek ama hep ağzından bir şeyler geveler, âşık olmayı beklediğini söyler durdu. Bak bir geldi geçti, Buldum sonunda, dedi Zehrayı!
Gülizar doğruca ablası Lemana gitmişti. Evlat hakkında öğrenilecek ne varsa öğrenmek gerekirdi. Leman haşin kadın; Gülizara sesini yükseltmeyi bilir:
Neyin telaşı bu yine tavuk gibi?
Yahu, kim bu kadın? Getirecek, sonra nolacak?
Getirir ama uzun kalmaz, öyle.
Nasıl yani? Gülizar şaştı kaldı.
Memduha dedenin evini verdim, haberin var mı? Yaşanacak gibi değil, eskilik yeri, ama arsası koca bir yer. İnşa ederler.
Gülizar’ın aklı bir tilki gibi dolaştı. Oğlu evin önüne taşınacak, peki ya kendisi? Her iki köy arasında mesafe cüce uzunluktaydı, otobüs hele ki işler. Ama alıştığı gibi geç saatte eve gelir, yardımcı olur yavrusu, bu gidişle kendi evinin idaresine geçer. O eve elini bile atamaz, bayramdan bayrama gider.
Neyin var, suratına asılmış gene? Leman sesini yumuşatıp yanına oturdu. Bırakman gerek artık. Memduh büyüdü, kenara çekilmelisin. Evi de, ailesi de kendi olsun artık.
Her şeyin doğrusunu söylüyorsun, ama korkuyorum. Ya başaramazlarsa, ya işler yolunda gitmezse? Bir de çocuk var…
Söyleyeyim sana bak, bizim köyde bir tek bu Zehra kadar iyi bir kız olduğunu söyleyemem.
Asıl bu ürkütüyor beni. Fazla iyi…
Senin de yaran yok be Gülizar! Kötü biri olsaydı mutlu mu olurdun? Gülizar, kendine gel. Mesele onlar mutlu oluyorsa… Sende hata yapıp da oğlunu kaybedersen…
Nasıl bir hata?
Kızı kabul etmezsen, oğlunu da kaybedersin! Ben oğlunun Zehraya nasıl baktığını gördüm. Aşk başka.
Gülizar o gün ablaya içini açmıştı. Yüreğinde bir yumru, taş gibi sancılı… Gece boyu çevirip durdu onu, büyüdükçe büyüdü… Ama neden, nerede başa çıkamazdı bilemedi.
Kendini silkeledi, ellerini tekrar hamura daldırdı. Karşılaması lazım; öyle etmeliydi ki, Zehra bir hoşnutsuzluk görmeyecekti. Leman haklıydı, oğluna bu hissiyatı belli etmemesi lâzım. Zamanla görür artık. İyi karşılamalı.
Minik minik poğaçaları dizdi büyük tabağa. Gülizar, kocasının en sevdiği, bir lokmada yenilenlerden. Bir an, Çekirdek bunlar! diyordu rahmetli. Yedikçe yiyorsun, doyamıyorsun! Elini öper, sarılırdı. Gülizarın gözleri doldu. Aman Allahım, ne çok ihtiyacı vardı şimdi İsmaile! O olsa, akıl verirdi, rahatlatırdı.
Gece boyu dönüp durdu yatakta. Uyuyamadı bir türlü. Sabahı zor etti…
Zehra, Memduhun arkasına gizlenmişti, başını kaldıramıyordu kaynanasının önünde. Ufaklık Salih ise yeni yeri incelemekten keyifle kıpır kıpırdı. Ne kadar çok yeni şey vardı! Heybetli köpek zincirde oturuyordu, havlamıyor olması tuhaf. Babaanne Velininki hep havlar çünkü. Kedi kuyruğunu sallaya sallaya bir yere gidiyordu. Salih peşinden bakınca annesine döndü.
Dur bakalım, sen şimdilik otur.
Bırak, bahçede oynasın. Nasıl olsa Doruyu kapatacağım, başka bir şeyden korkma. Görebileceksin, merak etme. Gülizar bakıyordu gelinine.
Ne biçim bir kız ki bu Allah aşkına? Zayıfçık, solgun. Kucağındaki tosuncuk ona hiç benzemiyor gibi. Gülizarın karnında bir şey tatlıca oynadı. Salih elinden bırakınca Gülizara doğru geldi, kafasını kaldırıp baktı.
Kedi nerede?
Ne kedisi? Gülizar şüphelendi. Bende kedi yok ki, nerede gördün?
Salih elini avlu kapısına salladı. Gülizar birden atıldı.
Yakalayalım! Gene civcivlerin peşine düşmesin!
Salihle çitlerin yanında kedi avarlarken gülüştüler. Salih öyle masumca bakıyordu ki Gülizar da istemeden gülümsedi. İyi çocuk, atik ve sevecen. Civcivi gösterdi, Salih çekinerek sevdi, korktu almaya.
Minicik bu yavru!
Gülizar onu yanına çağırdı, birkaç dakika sonra Salih dizinde poğaça yutuyordu. Zehranın Memduha attığı bakışı yakalayan Gülizar hafiften sakince gülümsedi:
Akıllı çocuk, Zehra! Hem yemeği de sever. Her kaynananın hayali.
Zehranın derin nefesini gördü, bir an içindeki düğüm gevşedi. Ne kırılgan ki… Her hareketten kaygılanıyor. Demek ki iyi anne. Gülizar kendine kulak verdi, yumru küçülmüş ve derine saklanmıştı. Gitmemişti, hâlâ bir kuşku vardı, ama nefes almak artık daha kolaydı.
Memduh espriyle düğünü konuşuyordu, Zehra ise kafası önünde, sessiz. Oğlu dışarı çıkınca dayanamadı.
Sen neden hiç konuşmuyorsun? Gülizar Salihin saçlarını düzelttikten sonra tabağı yaklaştırdı. Ye aslanım, vişne reçelli.
Ne diyeyim ki? Memduha söyledim aslında, sessiz bir nikâh olsun isterim diye. O istemedi. Tüm akraba bekliyor, olur mu öyle, dedi.
O bakımdan haklı. Sen de hakkını savunmalısın ama. Neden istemedin büyük düğün?
Zehra Gülizarın gözlerine baktı, sonra yavaşça anlatmaya başladı:
Korkuyorum. Mutluluk sessizliği sever, derler. İlkinde büyük yaptık düğünü de Sonu öyle olmadı.
Yanlış yapıyorsun Zehra. Kocanı kaybetmen elbette büyük acı. Ama o seni seviyorsa, üzülmez, senin huzurunu mutluluğunu isterdi. Herkesin nasibi bellidir. Acıyı da, mutluluğu da insan yaşar. Elbet herkesin payı farklıdır, önemli olan önüne gelene teşekkür ya da sabırla yaklaşabilmek. Takdire karşı durulmaz.
Ben yalnız…
Neyden korktun?
Sizin beni yargılamanızdan.
Neden?
Bir dul olarak, bunca iyi oğlanı bana nasip olmasını yadırgayacağınızdan. Oysa biliyorum, Memduh isterse başka kızı bulabilirdi…
Salih kucağında hareketlenince yere indirdi Gülizar.
Peki sen kimsin? Annesi gibi bozkurt gözleriyle Gülizara bakıyordu Salih, cevap bekliyordu.
Ben de senin babaannenim artık, Salih. Bana babaanne Gülizar de.
Tamam Salih ciddiyetle başını salladı.
Düğün Memduhun istediği gibi büyük oldu. Akrabalar dedikoduya kalkışsa da, Gülizarın sinirli susuşunu görünce kısa kestiler.
Bir yıl Zehra ve Memduh, Gülizarın yanında yaşadı. O da zamanla tüm endişelerini, şüphelerini unuttu. Zehranın oğluyla ilgilenme şekline bakınca, oğlunun artık kendisine ne kadar az ihtiyacı olduğunu anladı. Kabul etmek zor olsa da, bu gerçekti. Gülizar arada söylense de, Zehra her defasında bir yolunu bulup ortamı yumuşatıyordu. Hiç kızıp surat asmak yoktu, ne bir laf yetiştiriyordu gelin, ne de geriyordu ortamı. Hep tatlılıkla yürüyor, Gülizarı sakinleştiriyordu.
Hiç sesini çıkarmıyorsun Zehra. Bir kere de içini dök, anlat şu Memduha, bak bakayım görecek mi Günizar’dan hayır! Derya, sarkık bir dal ile ineği ön kapıdan çıkartırken laf attı.
Her şeyin kavgası mı olur? Anneyle oğlanı kavga ettir, işine iyi bak! Zehra gülüp içeri geçiyordu.
Sen de çok gururlusun Zehra! Hayatta her zaman iyi değil!
Hayatın iyisi, kendinin aklıyla olur, fazla müdahaleyi dinlememek lazım, deyip içeri giriyordu.
Derya homurdanırken, köye yeni bir dedikodu yayılıyordu.
Memduh evini bir yılda yaptı. Zehra ile yeni yerlerine taşındılar. Bahçe, tavuklar, işler Zaman sanki hızla akıp gidiyordu. Bir şeylerin ters gittiğini fark eden Zehra doktora gitti:
Hamile misin? doktorun ağzından çıkanlar, Zehrayı şaşırttı.
Nasıl yani, şaşırdınız mı? Yoksa istemiyor muydunuz bebeği?
Olur mu öyle şey! Tabii ki isterim! Sadece… İlk oğlumda hiç böyle olmamıştı.
Sorun var, biraz dinlenmelisin. Ama endişe etme, sana ve bebeğine ne gerekiyorsa yapacağız.
Gülizar aynı akşam geldi, Salihe bakmak için. Zehra kapıyı güçlükle açtı.
Hayırdır, ne oldu kızım? dedi Gülizar
Yok bir şey. Sadece… Zehra onun gelişini izledi; Gülizar elindekilerle eve giriyordu.
Teşekkür ederim babaanne Gülizar! Salih yeni oyuncağını sürüyordu.
Afiyet olsun yavrum! Zehra, bana bir tuhaf baktın kapıda! Kızgın mısın bana?
Gülizar şaşkına döndü; sabah Derya iliklerine kadar canını sıkmış, bu yüzden gelene kadar içi içini yemişti:
Oğlan yanında yetmedi, üstüne hastayı da aldın diyorsun, ne doğuracak göreceğiz, belki daha geç olmadan…
Sen nasıl komşusun Derya? Anan seni nasıl büyüttü? Nereden geldi bu kötülük içinde? Neyin var Zehraya da sevmiyorsun?
Bana ne onda! Derya, Gülizar’ın kızgın bakışından ürktü. Şaka şaka, hadi iyi olsun bari!
Gülizar son bir homurtuyla uzaklaştı, yol boyunca içini yatıştırmaya uğraştı, ama başaramadı. Zehra hemen anladı meseleyi.
Düşünme bunları Zehra! Ben de işte… Otobüste iki kadın kavga etti, ben de ondan üzüldüm… Ne gerek var insanın insana çekişmesine?
Zehra başını salladı ve çekinmeden gülümsedi. Kaynanasının asla iyi yalan söyleyemediğini biliyordu. Yine de teselli ediyorsa, demek mesele kendisinde değildi.
Hazırlıklarını yap, yardım edeyim mi?
Her şeyim hazır, ama gitmek istemiyorum hastaneye.
Gülizar kaşlarını çattı:
Lazım Zehra! Bebek önemliyse, başka düşünme. Salih için de dert etme, bir gözüm üstünde olur, her şey yolunda gidecek!
Memduh Zehrayı hastaneye bırakınca, günler ağır ağır geçmeye başladı. Bir hafta, bir hafta daha ve doktorlar olumlu bakıyor, daha iyi diyorlardı.
Yakında eve dönebileceksin, şimdilik dikkatli olman gerek. Yardım edecek biri var mı?
Tabi ki var, kaynanam şu an yanımızda, oğluma bakıyor.
Kaynana mı? Emin misin iyi olduğuna?
Ne o, siz de mi? Zehra gülümsedi. Benim kaynanam harikadır! Fıkra kaynanası değil.
Nadiren böylesi olur, iyiymiş!
O sırada Gülizar köyde pırıl pırıl başında saç bırakmayacak kadar telaşlıydı.
Allahım! Şimdi Zehraya ne diyeceğim?!
Salih o sabah kaybolmuştu. Oğlan haylaz değildi, asla izinsiz avlu dışına çıkmazdı. Gülizar onu dışarı saldı, kendi mutfağa geçti, misafirine en tazesinden sofralar hazırlaması gerekirdi. Hastaneye Memduh yemek getirirdi ama, evdeki gibi olur mu? Ekmek soğuyuncaya kadar lezzet kaçar. Evde mis gibi…
Gülizar salataları doğradığı masadan bir gözüyle bahçedeki Salihe bakıyordu. Oğlu ciddiyetle kumdan kale yapıyordu. Bir an gözünü ayırdı, tarhanayı ocağa koyarken… Sonra tekrar baktığında, Salih artık yoktu.
Nereye gittin kuzum? dedi ocağı kısıp ellerini önlüğüne silerken.
Avluya baktı, gizlenecek yer yoktu. Korkuyla kapıya fırladı, avlu kapısı ardına kadar açıktı. Sokakta kimsecikler yoktu. Birkaç dakika olmuştu daha Hay Allah nasıl çıktı dışarı?
O an, Salih avlu dışında bir sesten etkilenip kaçıp gitmişti. Körpe, beyaz-siyah bir yavru köpek elinde tasma, biraz büyük çocuklar bir şeyler yapıyordu.
Bırakın onu! Canı yanıyor! Salih, kapının tokmağını zorladı ve kapı açıldı.
Başlarına gülen çocuklar köpekle alay ediyordu. Salih onların arasında dolanıyor, köpeği kurtarmaya çalışıyordu. Sonunda kadınlardan biri sertçe bağırınca çocuklar kaçtı, Salih yeni dostunu kucakladı; ama nereye gideceğini bilmiyordu. Yalnız başına daha gitmeye alışmamıştı, zaten köy de büyüktü. Annesi sıkı sıkıya tembihlemişti; asla izinsiz dışarı çıkma diye.
Ne biçim çocuklar yetişiyor! Canlıya eziyet edilir mi? Az mı dayak yediniz ki!
Kadın homurdana homurdana çocuklara el salladı ve Salihe hiddetle baktı.
Sen de mi acı çektireceksin ona?
Hayır! O da küçük, canı çok yandı!
Öyleyse aferin sana!
Kadın yoluna devam etti. Salih sonra kafasını kaldırdı; nereye gidileceğini bilemedi. Babaannesi, annesi merak edecekti! Az ağladı, ama yeni dostuna sarılıp biraz toparlandı. Sonra annesinin sesiyle aklına geldi:
Annem diyordu ki; kaybolursan olduğun yerde dur, seni bulmaya gelirler. Salih rahatladı. Demek doğru yolda.
Mahallede bir evin önündeki banka oturdu, Bekleyeceğim, dedi. O kadar uzaklaşmıştı ki, Gülizar onu civar sokaklarda bulamazdı, çünkü buralara gideceğini kimse tahmin edemezdi.
Memduh eve yaklaştığında, açık kapıyı gördü; arabanın yanında oturan Zehraya döndü.
Bekle, kapıları açayım, arabayı içeri alayım, öyle inersin.
Zehra’nın yüzü solgundu, midesi bulanmaktaydı, sadece başıyla onayladı.
Eve giren Memduh, bir şeylerin ters olduğunu hemen anladı. Ocağı kapattı, tencereyi çekti ve hemen avluya döndü. Arabayı içeri aldıktan sonra Zehra’yı odaya yerleştirdi.
Biraz dinlen.
Salih nerede?
Büyük ihtimal annenle alışverişe gitti. Ben bakarım hemen, gelirim.
Gülizarı köyün öbür ucunda buldu.
Anne! diyerek yanına koştu. Salih nerede?!
Kayboldu oğlum! Bilmem nasıl oldu, çıkıp gitti!
Anne, sakin ol, nereye baktın?
Hep yakındaki paralel sokaklara baktım, uzaklaşmaz ya!
Belli olmaz, sen yakınlara, ben daha uzak yerlere bakacağım! Ama sakın Zehra’ya belli etme, onun için bu stres yok!
Salihi Memduh bir saat sonra buldu. O, bankta, kucağında minik köpekle uyuyordu, köpek çıkardığı sesle Memduha karşı savuşturur gibiydi.
Sen iyi koruyucu olacaksın, deyip yavruyu okşadı, Salihin başını sevdi. Uyan oğlum!
Babacığım Salih gözlerini ovuşturdu, gülümsedi. Hiç bir yere gitmedim, dediğiniz gibi bekledim.
Aferin! O yüzden seni buldum. Peki bu kim? Salihe köpeği gösterdi.
Baba… Doru’ya benziyor babaannenin.
Daha çok Portosa benziyor, patisi kocaman! Almak ister misin?
Gerçekten mi?
Tabii! Köpeksiz ev, ev olur mu canım? Bakalım ne kurt olur…
Memduh oğlunu ve köpeği kaptığı gibi eve koştu. Gülizar köşe başında panik halde bakınıyordu. Oğlunu görünce, birinin bankına güçsüzce oturdu.
Anne bak, tamam işte. Bitti, hepsi iyi!
Gülizar Salihi sımsıkı kucakladı.
Korkuttun beni yavrum!
Öyle olsun istemedim, bir daha olmayacak!
Gülizar sessizce gözyaşını içine akıttı. Kim o senin öz torunun değildir diyorsa, varsın desin! En öz torunum, hem de!
Zehranın olaydan haberi olmadı. Salih nedense ona hemen bir şey demedi, duyarsa üzülür diye. Evde köpeği tüylü göbeğine kadar sabunlamakla meşguldüler, ikisi de gülüp oynadı, tertemiz oldular.
Çok özledim!
Ben de daha çok!
Beklenen gün geldi, Saliha’nın kız kardeşi tam vaktinde doğdu. Küçücük, sesli, ağlayan bebeğe Güler ismi verildi, Gülizarın hatırası yaşasın diye. Gülizar mutluluktan bambaşka oldu, her fırsatta komşu köyü ziyaret etti. Başlarda korkardı; Zehra kalbini kırar, bir daha torunları bırakmaz sanırdı. Ama Zehra bir kere bile serzenişte bulunmadı.
Salih benden de gidebilirdi, annen kendini suçlama. O, her canlıya değer verir. Karıncayı tepeye koyar, zarar görmesin diye.
Merhametli büyüyor, çok iyi bu!
Gülizar fazla karışmaz, yardım lazım olduğunda işin ucundan tutardı. Zehranın minnetle kabul ettiğini görünce dünyaları devirmek gelirdi içinden, bir sağ ol anne duymak için.
Salih ona koşarak sarılır, Zehra elinde bebecik kucağına sunar, Gülizar her şeyin tam yerinde olduğunu hissederdi.
Yine torunlarına mı gidiyorsun? Derya avlu kapısında durdu, Gülizar çıkarken bakıp sordu. Sen bunları şımartıyorsun!
Torunlara Derya, ikisine de.
Bir tanesi senin kanından!
İkisi de benim Derya! Hem kızım hem oğlum, ikisi de! Sen ne anlarsın! – Anahtarları çantasına koydu. – Sana küçük bir sır vereyim mi? Nasihat etmekten kaçınılmazsın ya!
Hadi, şaşırt beni!
Sevgi, Derya, karşılıklı olur. Sevilsen istiyorsan, önce sen çaba göstereceksin! Benim her bir evladım, torunum beni seviyorsa, mesele kalmaz. Ya seni?
Ben de saygı görürüm!
O da güzel tabii Ama, inan bana, sevgi candan güzeldir. Hadi ben kaçtım, otobüsümüz geliyor, beni bekliyorlar!
Ve Gülizar köy yolunda telaşla ilerlerken, her şeyi yeniden kucaklamak üzere yoluna devam etti…



