Dedem Artık Yok
Bundan yıllar önceydi O zamanlar ben yine İstanbuldan yeni bir iş gezisinden eve dönmüştüm, valiz daha köşede açılmadan annem aradı.
Annem, Zehra Hanım, telefonda belli ki telaşlıydı. Ama yorgunluktan olsa gerek, pek de üstünde durmamıştım ilk başta.
Nazlıcığım, kızım, eve vardın mı?
Merhaba anne. Evet, geldim nihayet. Az önce içeri girdim. Hayırdır, bir şey mi oldu?
İyi olmuş kızım, dinlenmen lazım. dedi annem, ama sesi titriyordu. O an fark ettim, içine bir şey oturmuş, dile getirmeye çekiniyor.
İçimden, Herhalde yine mahallede olan biteni anlatmak istiyor, diye geçirdim. Genellikle böyle olurdu. Ama o gün tek istediğim yatıp uyumaktı. Çünkü trende bir türlü gözümü kapayamamıştım.
Yan kompartımanda dört genç, akşamdan sabaha kadar bağırıp çağırarak türkü söylediler, gitar çaldılar.
Bana da takılmışlardı:
Kirazlar çiçek açarken
Dalı bastı yemişi
Bir hayalin peşinde
Geldi geçti Nazlıcı
Aslında uykudan başka bir derdim yoktu o gece. Keşke gitarın telleri kopsa da sesleri kesilse dediğimi hatırlıyorum.
Anneciğim, şimdi biraz dinlensem, kendimi topladıktan sonra seni ararım, olur mu? dedim.
Sanmam ki dinlenebilesin dedi annem üzgün bir nefesle.
Anlamadım Neden dinlenemem ki? Dışarıdan geldim, insan bir soluklanmaz mı? Misafir beklemiyorum, kimseye de gitmeyeceğim. Yoksa yine bana sürpriz mi yapmayı düşünüyorsun?
Nazlı Dedeni kaybettik kızım
Telefon elimde, dizlerim eski bir kanepeye ilişirken dizlerimin bağı çözüldü. Hiç beklemediğim bir haberdi bu.
Bunu bana bu sabah komşusu Emine Hanım haber verdi. Sabah süt götürecekti, bakmış kapı önünde, kalbini tutmuş, solgun Bir gece boyu orada kalmış. Herhalde ani oldu. Ben gidemem, dedeni köyde defnetmek gerekecek. Komşular yardım eder. Duydun mu Nazlı? Yanımda mısın? dedi annem.
Bunu duyunca sözler boğazıma düğümlendi. Zor bela duydum diyebildim.
Emine Hanım, dedenin başka akrabalarını da aramış. Onlar gelmeyeceklerini söylemişler. “Bir miras bıraksaydı düşünürdük” demişler. Ev zaten kimsede göz yok, yüz yıllık kerpiç ev. Açıkçası, benim de köye gitmeye hevesim yok. Biliyorsun, deden, “Bir daha seni evimde görmek istemiyorum” derdi, cenazesine de gelme dedi. Ben de söz verdim, sözümü tutacağım. Tek umudum sensin. Sen gider misin kızım, dedeni uğurlar mısın?
Cevap veremedim. Gözüm komodinde duran zarfa kaydı. Dedemin son mektubu Zarf üzerindeki damga bir ay öncesinin. Ben şehir şehir dolaşırken o bana ulaşamamış. Son altı ayda üçüncü kez başka şehirdeydim; çalıştığım şirket yeni bir şube açınca, her işi bana yüklüyorlardı. Oysa çocukları olan, ya da sağlıklı olmayan çalışanlar eve daha yakın yerlerde tutuluyordu. Sadece benim özgürlüğüm vardı ya
Kızım, inan istemiyorum komşular kimsesiz kaldı sansınlar. Evet, huysuzdu. Ama sonuçta insan. Hem senin dedeni seviyordun. Yarın Emine Hanıma ne diyeyim? Gidiyor musun?
Giderim anne Tabii ki giderim. Ama
Zarfı tekrar elime aldım, okşadım, yerine bıraktım.
Anne, nasıl oldu ki böyle? Dedem gayet iyiydi. Yılbaşında yanındaydım hani, neşesi yerindeydi.
Kimbilir kızım Sonuçta yaşı ilerlemişti. Kaç adam var şimdilerde seksenini devirebilen? İyi yaşadı. Toprağı bol olsun.
Şoktaydım. Çünkü dedemi ben çok severdim, belki de ilişkisini sürdüren tek kişiydim. Annem sevmezdi dedemi. Yıllardır araları limoni. Dedem, babamın erken ölümünü annemden bilirdi. Babam, yani rahmetli Alper Annem, eşini işten ayrılmaya ikna etmiş, sonra sürekli daha fazla kazanması için başka şehirlere yollamıştı. Evi yenilemek, bir de yazlık almak için. Babam, normalde öğretmendi, ama aylarca başka şehirlerde çalışıp para biriktirdi. Eve döndüğünde ise hediyeler ve para getirirdi. Bir gün, kalbi bu tempoya dayanamadı ve aramızdan göçtü.
O günden sonra dedem ile annemin arası tümden bozuldu. Dedem, Seni bu eve bir daha almam! dedi. Annem de içerledi ama kendi kafasındaydı: Erkek dediğin kazanacak! Kalbi hastaymış, bana mı söyledi?
O günden sonra, dedem yalnızca bana yazardı. Evet, mektuplaşırdık. Çünkü dedem ne telefon, ne de başka yeni teknolojileri severdi. Belki de, bu yüzden başka akrabaları görüşmezdi onunla: 21. yüzyılda kim mektup yazar ki? Ama ben yazardım. Deli derlerdi köyde, Önce hanımını, sonra oğlunu kaybetti adam Kafayı yememek ne mümkün? diye konuşurlardı kadınlar.
Son aylarında dedem iyice garipleşti dediler. Emine Hanım, Daha çok konuşmaya başladı, ama kimseyle değil, kapının önünde bir kediyle, dediğinde, köyde herkes bunu kulaktan kulağa yaydı. Oysa bu kediyi kimse görmemişti!
Annemle konuştuktan sonra telefonu yatağa fırlattım, ağlamaya başladım. Bu yaz dedemle buluşmak istemiş, gene vakit ayıramamıştım. Birden fazla iş seyahatiyle oyalandım, patronum, Olmazsa istifanı yazarsın, bakalım böyle güzel maaşı başka nerede bulacaksın! demişti bana razı olamayınca. İyi kazanıyordum evet, ama insandı karşımdaki. Herkesin bir hayatı olur.
***
Cenaze köyde gayet sade geçti. Tabutu, koyu bordo kumaşla sarmışlar, adamlar iple mezara indirdiler. Toprağa avuç avuç yeni toprak atıldı, ardından mezar kapandı. Kıpırdamadan durdum, Gerçekten bitti mi? Dede vardı, şimdi dede yok
Şunu biliyordum: şimdi bir de mevlit sofrası olacak, rakı değil tabii ülkede ama bolca helva ile, ardından herkes ölüye dua edecek. Ve biliyordum ki, bu konuşmalar ve hatıralar olmasa, insan çok hızla unutulurdu. Dedem, bundan böyle sadece hafızamızda yaşayacaktı.
Yemekler bitince, insanlar Başınız sağ olsun, diyerek ayrıldılar. Birden yalnız kaldım. Çok tuhaf, buruk ve hüzünlü bir duyguydu.
Biraz vakit geçirmek, evin havasını almak istedim. Pencereleri açıp havalandırdım, tahta zeminleri sildim, tozları aldım, örümcek ağlarını temizledim, kalan yemekleri buzdolabına koydum.
Dedemin köy evi, eski ama sıcaktı. Bahçede minik bir gezintiye çıktım: sebze tarhları, budanmış armut ağaçları, kuşburnu, böğürtlen Dedem toprağın boş kalmasına çok üzülürdü, özenle bakardı bahçeye.
Oturdum bir elma ağacının altına, annemi aradım:
Dede Nur içinde yatsın, anne.
Aferin Nazlı. Nasıl olursa olsun, insan sonuçta.
O iyi biriydi anne, sadece çok acı gördü. Babamı çok severdi, sana kötü söz ettiyse de içinde dert vardı, başka şey değildi.
Annemi ikna etmeye çalıştım ama o klasik Zehra Hanım: lafı dönüp dolaştırıp dramadan kaçar, Kızım benim dizim var, şimdi dizinin yeni bölümü başladı, diye kapatırdı.
Eve dönüp dedemin kuruttuğu nane, melisa ve frenk üzümüyle çay demleyip odama çekildim.
Mektup konusunda tuhaf bir duyguya kapılmıştım. Genelde dedem kendi halini anlatırdı ama bu defa bir kediden söz etmişti. Kara, yani Karabiber adını koymuşum, sütü pek seviyor Ama bir türlü yakalayamıyorum, göremedim yüzünü. Sanırım insanlardan korkuyor. Sen gelince belki buluruz diye yazmıştı. Oysa ortada kedi yok, evde de bir iz yoktu.
Ertesi sabah ilk fırsatta Emine Hanıma gittim. Meraklı gözlerle sordum:
Karabiber diye bir kedi varmış, dedem son mektubunda sürekli bahsetmiş. Hiç duydunuz mu?
A-ah! deyiverdi kadın başını elleriyle döverek. Son bir ayda çokça onunla konuşuyordu. Önce biri var sandık, ama bahçede tek başına konuşurdu. Sonra hep aynı adı söyledi, Karabiber. Ama ne ben, ne başka komşular, hiç kedi görmedik! Sonra Yakalayınca sana göstereceğim! derdi bana. Akıl işleri işte, yaşlanınca olur böyle şeyler Senin dedenin, vallahi, içime doğdu, biriyle dostluk etti, gönlünü açtı, içini ona döktü!
O konuşurken bir tuhaf oldum. Karabiber var mıydı yok muydu, kafam iyice karışmıştı.
Döndüm, evde temizlik yaparken bir yandan kara kediyi düşünmeden edemedim.
Meğer kısa bir mesafeden sürekli beni izleyen bir çift göz varmış O, Karabiber, köyde kimseye yaklaşamayan, dedem sayesinde az da olsa insan sevgisi öğrenen, ama yalnızlıktan korkan bir kedicikmiş!
Dede giderken Karabiber evin etrafında dolanmış, girmeye çalışmış ama kimse açmamış. Gece boyunca kapıda oturup ince inleyişle kendi yasını tutmuş
Ben köyde olduğumda, yeni yeni bana yaklaşmaya başlamış. Yavaşça alışıyordu, ama gölge gibi iz bırakmadan saklanırdı.
Ve nihayet, dokuzuncu gün, hatim duası sonrası, hava kararırken bir an arkamı dönerken onu gördüm!
Demek sen Karabibersin! dedim sevinçle. Gel tanışalım.
Ama kedicik fırlayıp kayboldu. Ardından yerdeki yaprakların arasından sesimle onu çağırınca sadece hafif bir kıpırtı geldi.
Bunu Emine Hanım pencereden duymuş, Noluyor bu kızla? diye kendi kendine mırıldanıp, evine dönmüş. Önce dedesi, şimdi de torunu hayali kediyle konuşuyor! diye düşünmüştür
O öğleden sonra gök birden bulutla kaplandı, hava ağırlaştı. Horozlar ötüşmeye, tavuklar kaçışmaya başladı. Fırtına yaklaşıyordu.
Yağmur damlası düşer düşmez Karabiberi tekrar eve davet ettim, ama ortalarda yoktu. O sırada bahçede bir köşeye sığınmış, ürkek gözlerle gökyüzünü dinliyor, gök gürültüsünden ürküyordu.
Gece, yağmur damlaları çatıyı döverken bir türlü uyuyamadım. Bir süre sonra pencerede iki parlak göz parladı. Ardından simsiyah, sırılsıklam bir kedi camdan fırlayıp odaya dalıverdi! Önce sandığımın içine, sonra yatağın altına saklandı.
Diz çöküp uzandım, Karabiber, gel korkma! dedim. Bin bir güçle yakaladım, havluya sarıp kuruladım. Sonra beraberce yatağa uzandık. Dışarıda gök gürlüyor, rüzgâr uğulduyordu ama ikimize dünya yumuşacıktı artık.
Sabah güneş doğarken Karabiber, patisiyle pencereye tırmanıyordu. Nereye bakalım koca yürekli? dedim gülerek.
Hüzün dolu bir miyavla dışarıyı istedi. Önce kahvaltı! deyip güzelce doyurdum. Sonra, Karar sende, istersen burada kalırsın, istersen beraber şehirde yeni bir yuva kurarız, dedim. Ona, Dede de isterdi böyle olmasını, ekledim.
O gün valizimi hazırladım, kapıdan çıkarken Karabiber çoktan kapıda beni bekliyordu. Yanı başımı sıvazladı, miyavladı.
Haydi gel bakalım Karabiber, dedenin dileği gerçekleşti işte.
Emine Hanım kapıda anahtarı alıp, Bu kediyi nasıl ikna ettin, anlamıyorum, dedi şaşkınlıkla.
Vardır bir hikmeti, Emine Teyze. dedim. Dedem doğru söylemiş, sadece kedi biraz korkakmış insanlar yüzünden. Ama fırtına korkusunu yenemedi. Merak etme, evi gözün gibi koru, arada gelip bakacağız.
Olur bakarım. Al şunu da, yolda acıkırsın. diye poğaça dolu bir kese tutuşturdu elime.
Otobüste giderken Nazlı, gökyüzüne bakıp hafif gülümsedi. Bulutların arasında dedesinin yüzünü görür gibi oldu. Karabiber de başını cama dayayıp göğe doğru baktı.
İkisinin de içi sıcacıktı. O küçücük köyde, yaşlı bir adamın gölgesi ve talihsiz bir kedinin yalnızlığı, bir torunun sevgisiyle birleşti, yepyeni bir yol açıldı. Neredeyse eminim ki dedem bu tabloyu yukarıdan izledi, göz kırptı gitti.
Onlar için, dedem hiçbir zaman tamamen yok olmadı; daima yüreklerimizde, anılarımızda yaşamaya devam etti.



