Oğuz’un köye geleceğini tüm mahalle haftalar öncesinden biliyordu. Kızlar süslenip saçlarını yaptırıyordu. Ama yetim Asuman için bu kız oyunlarının ne anlamı vardı ki? Olduğu gibi kaldı. Oğuz da ilk bakışta ona âşık oldu.

Oğuzun köye geleceğini çok önceden duymuştu herkes. Bütün kızlar hazırlıkta, saçlarını yaptırıyor, en güzel elbiselerini giyiyorlardı. Ama Zeliha… zavallı, öksüzdü; bu kız oyunlarını kime gösterecek, ne gerek ona öyle şeylere? Olduğu gibi görünüyordu işte. Oğuzun kalbine de ilk görüşte yerleşti o haliyle.

Köyde kıskandılar Zelihayı. Herkesin gözü Oğuzdaydı. Uzun boylu, geniş omuzlu, yakışıklıydı. Hem şehirli, hem eğitimli, yurtdışında okumuş, varlıklı bir aileden geliyordu.

Dedesi, eskiden köyün muhtarıymış. Bütün evlatlarını adam etmiş, şimdi de torunlarından başarı bekleyip övünüyor.

Oğuzun geleceğini herkes biliyordu yine. Kızlar süslenip püsleniyor, Zeliha ise olduğu haliyle, başını dik tutuyordu. Oğuz da ilk andan ona vurulmuştu.

Diğer kızlar ne kadar uğraşsa da, Oğuzun ilgisini çekemediler. Tatil bitince Zelihayı da yanına alıp şehre döndü. Dede Ali emanet etti torununu:

Kızım çok zor büyüdü, sakın üzme onu evladım.

Oğuz söz verdi.

Şehirde hayat bambaşkaydı, sürekli telaş ve gürültü. Zeliha yine de Oğuzun yanında nazik ve şefkatli olacağını hayal ediyordu. Başta öyleydiler; nişan, hazırlıklar ve küçük tatlı telaşlarla zaman geçiyordu.

Balayı sonrası Oğuz sanki başkası olmuştu. Zelihadan utanır gibi davranıyordu bazen. Kaynanası ise her fırsatta Zelihayı küçümseyip düşük bir sesle konuşuyor, her dediğinde oğluna denk olmadığını hissettiriyordu kıza.

Çorbası beğenilmiyor, gömlekleri iyi yıkanmıyor, hatta evi silmesi bile yanlış. Zeliha ne yapsa yaranamıyordu, bir evin içinde aynı çatıda kaynanasından kaçacak yeri de yoktu. İş bulmak istese izin vermiyor Oğuz:

Ne kazanacaksın ki sen? Evde otur sen.

O da oturdu. Hamile kalınca Oğuz havalara uçtu. Her şey düzelecek sandı Zeliha. Kaynanası da artık azarını oğluna yapıyor, gelinine daha iyi davranmasını söylüyordu. Sonra büyük talihsizlik geldi; Zeliha bebeğini kaybetti. Hayat bir daha değişti.

“Sen hiçbir şeye yaramazsın, ne aklın var, ne sağlığın! İyi ki güzelsin, hepsi bu,” diye iç çekiyordu kaynanası. Oğuz ise sessizce, küçümser bir gülümsemeyle izliyordu.

İkinci hamileliği Oğuz için sevinç değil, bıkkınlık getirdi. Şefkat yoktu, ne bir ilgi. Zeliha’nın bedeni değiştikçe Oğuz huzursuzlaştı. Kaynanası oğluna bağırıyordu:

“Çocuğun aşkla doğması lazım! Üzme karını.”

Ama ortada aşk yoktu artık. Oğuz Zeliha’dan iyice soğumuştu. Ayrı odalarda yatmaya başladılar. Zeliha, geceleri sessizce ağlıyor ama ailesi olmadığı için sineye çekip sabrediyordu. Kendi evladına böylesi bir talih bırakmak istemiyordu. Sineye çekti, sessizce dayandı.

Doğum zamanı kimse yoktu yanında; Oğuz bir haftadır eve uğramıyordu. Zeliha kendi başına ambulans çağırdı. Doğurdu, bebekle nereye gideceğini bilemedi. Kapısında balonlarla süslenmiş bir araba bekliyordu. Umutla koştu ama Oğuz değil, kaynanası ve dedesi Ali ellerinde çiçeklerle gelmişti.

“Teşekkür ederim kızım, torunum için. Bundan güzel hediye dünyada yok,” diyordu dede Ali. Kaynanası her zamanki gibi soğuktu ama gözleri bir an bile torundan ayrılmıyordu.

Evde masa donatılmış. Kaynanası, Zeliha’nın en sevdiği böreği yapmış.

Oğuz meğer ne nankörmüş! dedi dayanamayarak Hatice Hanım. Başka kadınlara takılıp karısını bebeğiyle bırakacak adam mıydı bu? Boş ver, biz seninle yaşarız, ona ihtiyacımız yok. Bu evden çıkarırım onu, nasıl isterse öyle yaşasın. Burada yer yok ona, bir gün yine başka birini getirirse diye korkarım.

Ne koyacağız adını? dedi dede Ali. Annenin adı Emineydi, belki onun adını koyarız?

Zeliha gözyaşlarına boğuldu. Yıllardır kimsenin yanında ağlamamıştı. Kaynanası başını okşadı:

“Üzülme, bir gün mutluluğu tadacaksın. Bak nasıl yakıştı sana annelik… Oğuz anlamadı, nankörlük etti.”

“Ben köye gideceğim, orada daha huzurluyuz.”

“En iyisi, evladım,” dedi dede Ali. “Torunumuzu beraber büyütürüz.”

***

Zeliha köye döndükten iki yıl sonra köyden Mehmet ona talip oldu. Eskiden olsa, Oğuzdan önce, Zeliha Mehmeti gözü görmezdi bile. Ama şimdi, değişmişti; aradığı tek şey sevgi ve sahip çıkma duygusuydu.

“Evlen benimle, daha iyisi mi var? Çocukluğundan beri tanıyorsun beni,” dedi Mehmet. “Ya Oğuz dönerse?”

Zeliha sözünü bitirtmedi:

“Geri dönmez. Ben de artık sevmiyorum onu.”

Ne güzel, diye sevindi dede. Hazırlanalım düğüne.

***

Düğüne Hatice Hanım da geldi. Yine memnuniyetsiz, Mehmete takıldı:

Zeliha işi vardı, yürüyerek geldi eve bugün. Her yer darmadağın, Eminenin çorapları ütüsüz.

Sen kimsin? dedi Mehmet sinirle.

Kaynana.

Eski kaynana, diye ekledi Mehmet.

Tamam, kavga etmeyin artık, dedi Zeliha gülerek, kayınvalide eski olmaz.

Benimki telaştan, diye özür diledi Hatice Hanım. Torunumu göremezsem diye korkuyorum.

Gel, ne zaman istersen. Lakin ailemizi biz kuracağız, kendi kendimize yeteriz, dedi Mehmet kararlılıkla.

Zeliha gururla baktı yeni eşine: “Bu adam bana da evladıma da sahip çıkar,” diye düşünerek gülümsedi.

Rate article
Lifequest
Oğuz’un köye geleceğini tüm mahalle haftalar öncesinden biliyordu. Kızlar süslenip saçlarını yaptırıyordu. Ama yetim Asuman için bu kız oyunlarının ne anlamı vardı ki? Olduğu gibi kaldı. Oğuz da ilk bakışta ona âşık oldu.