Anne, küçük kızını kucaklıyor, öpüyor ve içinden Acaba kime benziyor bu çocuk? diye düşünüyor, ardından derin bir iç çekiyor. Yakınları da şaşkınlıkla aynı soruyu soruyor. Belki de eşinin arkadaşları kafasına bir şeyler soktu, belki annesi içine bir kuşku düşürdü ya da belki de Veysel kendi kendine eşinin sadakatinden şüphe etti ki, bir gün eve asık suratla geliyor.
Veysel, ne yapacağız şimdi? Daha çok erken. Elif üçüncü yaşına yeni girdi, daha yeni bezden ayrıldı. Üstelik ben de daha dinlenemedim, diyor Bahar üzgün bir ifadeyle. Bir doğum izninden diğerine Elif daha çok küçük, sürekli kucağa gelmek istiyor. Hamile halde ben onu nasıl kaldıracağım?
Dört kişi olacağız, ama tek çalışan sensin yine. Acaba ikinci çocuk için biraz beklesek mi? diye ekliyor Bahar, söylediklerinden kendi de ürküyor.
Ne demek şimdi bu? Kafandan bu düşünceleri çıkar, diyor Veysel, önce sert, sonra daha yumuşak bir sesle. Özür dilerim, suç bende ama birlikte başarırız. Ekstra iş bulurum.
Kız olursa hiç sorun değil. Eliften kalan tonla kıyafet var, bebek arabası bile almaya gerek yok.
Ya araları az olacak, iyi anlaşırlar. Ama oğlan olursa deyip bir an duraksıyor Veysel, O zaman belediyeden ev büyütme başvurusu yaparım, diyerek Bahara gülümsüyor.
İşte, böyle karar veriyorlar. Bahar, Elifi hem çok seviyor hem de şımartıyor. Sonuçta ilk göz ağrısı, uzun zaman beklemişti onu. Kendini de tutamıyor, fırsat buldukça kızını kucağına alıp öpüyor, ona sıkıca sarılıyor, karnı bollaşsa bile.
Kimi zaman içinden, istemese de, ikinci bebeğini taşıyamayacağı gibi yasaklı bir umut besliyor, daha dünyaya gelmeye acele eden bu bebekten olsa da kurtulsam diye. Ama bunu kendine bile itiraf edemiyor.
Tabiat ise başka şekilde yazmış kaderini. Hamilelik kolay geçiyor, günü gelince Aksoy ailesinin ikinci kızı da dünyaya geliyor.
Bebek ilk kez Bahara emzirmeye getirildiğinde, başındaki açık renkli tüy annesinin kafasını karıştırıyor. Hem Bahar hem Veysel koyu saçlılar. Elifin de saçı doğduğunda simsiyahmış, sonradan biraz açılmıştı. Belki bu kızınki de zamanla koyulaşır, diye geçiriyor aklından Bahar.
Mavi gözlü, bembeyaz cildli bebek herkesi hayran bırakıyor. İsim konusunda fazla uğraşmıyorlar, Defne koyuyorlar adını. Hem nadir bir isim, hem de kardeşlerle aynı baş harfe sahip olsun istediler. Kendilerince bir anlamı vardı.
Aynı ailede doğan bu kadar farklı iki kız çocuğunu kimse açıklayamıyor. Defne, sadece ablasından değil, anne babasından da epey farklı. Ve yaş aldıkça bu fark daha da belirginleşiyor. Sanki yanlışlıkla başka bir yerden aileye gelmiş gibi.
Bir süre sonra Defnenin saçı gerçekten biraz koyulaşıyor, açık kumrala dönüyor. Sessiz, tombul bir kız, gökyüzü gibi mavi gözleriyle dünyayı merak ediyor.
Anne onu kucaklıyor, öpüyor ve yine düşünüyor: Acaba kime benziyor bu çocuk? Ah çekiyor. Tanıdıklar da aynı şaşkınlıkla bakıyor.
Belki birileri Veyselin kulağına bir şeyler fısıldadı, belki Bahar bir şeyden şüphelendi, belki de Veyselin içinde kuşku büyüdü; bir gün işten eve geldikten sonra uzun uzun susuyor ve aniden Bahara, onu ihanetten suçlayarak, açıklama istiyor.
Hatırlıyor; eskiden Bahara yakışıklı, açık tenli bir adam ilgi gösteriyordu. Acaba onunla aldattın mı beni? Eski bir hesap mı?
Ya da, belki de hastanede bebekleri karıştırdılar. Bazen oluyormuş böyle şeyler, ne de olsa.
Kimseyle seni aldatmadım! Bu bizim kızımız, hastanede de kimse karıştırmadı! diye ağlıyor Bahar, haksız suçlamaya içerleyerek.
Bundan sonra hemen hemen her gün kavga çıkıyor evde. Boşanma noktasına geliyorlar. Bahar evi terk etmeye karar veriyor, eşyalarını toplamaya başlıyor. Bu sırada Veysel sonunda toparlanıyor.
Gerçekten karısını seviyordu. Bahar evi terk eder, çocukları alır, o ise yalnız kalırdı. Bundan çok korkuyordu. Sadece gerçeği öğrenmek istemişti.
Her defasında Kızınız niye bu kadar açık tenli? Ne anneye, ne babaya benzemiyor cümlelerini duymaktan utanç duyuyordu.
Sanki herkes alnında kocaman bir aldatılmışlık işareti görüyor gibi geliyordu. Baharı zor ikna ediyor, kal diyerek, ama babalık testi yaptıracağını da söylüyor. Bahar yine gözyaşına boğuluyor.
Nasıl kalayım, bana güvenmiyorsun! Test yapacaksan Elifi de kontrol et, belki onu da başka birinden yaptım! Hadi en iyisi hemen ayrılalım!
Veysel, küçük kızının tükürüğünü, büyük kızının saçını usulca topluyor ve şahsen laboratuvara veriyor.
Laboratuvardakilere sürekli, Numuneler karışır mı, yanlışlık olur mu, birileri sonuç değiştirir mi? diye sorular soruyor. Güvence veriyorlar; böyle bir şey mümkün değil. Biraz olsun rahatlıyor Veysel.
Kızlar kavgaları duyuyor. Defne dört yaşında, ama o bile anlıyor anne babasının onun yüzünden tartıştığını.
Elif ise doğrudan söylüyor:
Sen benim kardeşim değilsin, bizi anneme babama bırakıp gitmelisin. Sen yüzünden annemle babam kavga ediyor, boşanacaklar.
Defne ağlıyor. Annesi onu kucağına alsa da uzun süre teselli edemiyor.
Elif, kardeşinden nasıl kurtulabileceğini düşünüyor. O olmazsa, aile eski hâline döner, kimse ayrılmaz.
Bir gün anne markete gidiyor, kızları evde yalnız bırakıyor, biraz da oyalandığı için gecikiyor. Baba zaten işte. Elif, kardeşini giydiriyor, birlikte gezmeye çıkmayı teklif ediyor. Defneyi evden gittikçe uzağa götürüyor.
Anne eve dönünce evde kızlarını bulamıyor, soluğu dışarıda alıyor, bahçede de yoklar. Alt kattaki komşu kızları dışarı çıkarken görmüş ama kendi dizisinin başlamasına az kaldığından bir şey sormamış.
Bahar çılgına dönmüş gibi apartmanlar arasında dolaşıyor. Veysel de gelip aramalara katılıyor. Akşam olmak üzere, ama kızlardan hâlâ ses yok.
Polisi arıyorlar. Bir saat sonra kızlar bulunuyor. Önce Defne. Bir kadın karakolu aramış, bahçede bir küçük kızın ağladığını haber vermiş. Kısa sürede Elif de bulunuyor, karanlıkta yolunu kaybetmiş, eve dönememiş.
Anne babaları, kızlarını bulduklarına öyle seviniyor ki, hiç kızmıyorlar. Elif, niyetini belli etmeden suskun kalıyor.
Bundan sonra yine kavgalar başlıyor. Veysel, Baharı çocukları gözetimsiz bıraktığı için, Bahar ise onu eve uğramadığı için suçluyor.
Ya araba çarpsaydı ya da kötü biri onları kaçırsa ne olurdu? diye dehşete kapılıyorlar.
Sonunda Veysel laboratuvardan sonuçları alıyor. Test, Defnenin ve Elifin de öz babası olduğunu gösteriyor. Herhangi bir sadakatsizlik yok. Bilim insanları, çekinik genlerin bu şekilde ortaya çıkabileceğini anlatıyor; kimi zaman beyaz tenliler koyu çocuklar, koyu tenliler açık çocuklar doğurabiliyor.
Ailede zamanla huzur geri geliyor. Ama Defne kendini hep yabancı hissediyor.
Ablasıyla araları pek düzelmiyor. Elifin Defneye karşı sevgisizliği hep devam ediyor, kavga ettiklerinde Seni kimse sevmiyor, zaten kardeşim değilsin diye iğneliyor kardeşini.
Bana yeni elbiseler alınıyor, sen ise hep eskilerimi giyiyorsun. Çünkü sen öz kardeşim değilsin, gibi geçerli argümanlar öne sürüyor Elif.
Defne sessizce ağlıyor ama asla annesine şikayet etmiyor. Elif çoğu zaman kendi yaramazlıklarını Defnenin üzerine atıyor.
Kime çekti acaba bu çocuk? Bak Elif ne uslu, hiç yaramazlık yapmaz, örnek al biraz, diye iç çekiyor anne.
Böyle sözlerden sonra Defne, şikayet etmenin bir faydası olmadığını düşünüyor. Anne sadece Elifi seviyor, diye düşünmeye başlıyor. Köşesine çekilip gözlerini kapatıyor. Odayı göremeyince, belki kimse de onu göremez gibi hissediyor.
Böylece hem annesinin eleştiren bakışlarından hem Elifin adaletsiz sözlerinden kaçarak kendi küçük dünyasına sığınıyor.
Elif önce okulu bitiriyor, üniversiteye gitmek istemiyor. Güzel kızın ne işi var okumayla? Bir dansta bir çocukla tanışıyor, kısa sürede evleniyor. Eşinin kendi evi var, babasıyla ikinci el araba işinde çalışıyor.
Anne elbette Defneyi de seviyordu. Ama istemeden de olsa, sürekli ablasını örnek gösteriyor. Defne de hep azarlanma hissiyle büyüyor. Çocukken Elifin ona söylediği sözler aklından çıkmıyor. Elifin eski kıyafetlerini giymeye devam ediyor.
Bak, Elif oğlanı iyi seçti, ne güzel evlendi. Sen de örnek al biraz, gezip dolaş bütün gün çizim yapacağına, diyor annesi.
On birinci sınıfta bir çocuk Defne ile ilgilenince, Defne umutlanıyor, güveniyor. Yalnızlığında birinin onu sevmesine öyle çok ihtiyacı var ki. Gecikmeli olarak hamile olduğunu anladığında korkup çocuğa söylüyor.
Çocuğun da Defneye hisleri var. Ailesiyle konuşmaya karar veriyor. Olay ortaya çıkıyor. Çocuğun annesi soluğu Aksoy ailesinde alıyor, oğlunun geleceğini mahvetmemeleri, Defnenin de hamileliği sonlandırması için ısrar ediyor.
Beklenmedik bir şekilde Defne’nin yanında babası duruyor. Belki de geçmişte yaptığı yanlışları telafi etmek istiyor ya da yalnızca kızına acıyor.
Doğuracak, diyor. Onun hayatını mahvetmenize izin vermeyeceğim, zaten çok acı çekti. Siz kabul etmezseniz, biz çocuğu onsuz da büyütürüz.
Çocuğun ailesi oğullarını başka şehre, akrabalarının yanına gönderiyor. Defne ise evde eğitime geçiyor. Okul olayın üstünü örtmeye çalışıyor, müdürlük olay duyulmasın diye uğraşıyor.
Sınavları bile öğretmen gözetiminde evde yapıyor. Diğer öğrenciler hamile sınıf arkadaşlarını görmesinler diye. İngilizce öğretmeni ona destek oluyor, sorulara yardımcı oluyor. Defne yüksek not alıyor ama, kime ne fayda? Çocuk doğacak, onunla uğraşacak, eğitim ikinci plana düşecek.
Kısa süre sonra ani bir şekilde baba vefat ediyor. Çok çalışıyor, üstüne de çeşitli sorunlar eklenince kalp krizi geçiriyor. Akşam işten gelip televizyon karşısında dinlenirken, uykusunda gidiyor. Anne, akşam yemeği için uyandırmaya gittiğinde, hâlâ sıcaktı.
Evde feryatlar yükseliyor, ambulans, cenaze işlemleri Bu sarsıntıyla erken doğum başlıyor Defnenin.
Ve babasının ölüm gününde Defne bir erkek çocuk dünyaya getiriyor. Tıpkı Defne gibi, alnında açık tüyler ve masmavi gözlerle.
Cenazeye Defne katılamıyor, hastanede. Taburcu olunca annesi geliyor, kederden çökmüş. Evde ise Defneyi babasını öldürmekle bile suçluyor.
Senin yüzünden hep sorun yaşadık. Ama torununu sevdim, diyor.
Zaten nasıl sevmez o meleğe benzeyen miniği? Yine de içini kemiriyor: Bundan sonra kim evlenir bu kızla
Kimseye ihtiyacım yok, babam bile bana güvenemedi, başkası niye güvensin oğluma? diyor Defne.
Çocuğu akıllı, yaşıtlarından olgun, sakin büyüyor. Beş yaşına geldiğinde hayatlarına Elif tekrar müdahil oluyor.
Elif, küçüklüğünden farklı olarak, kendi çocuğu olmasını bile hayal edemiyor. Kayınpeder ile kayınvalide torun ve varis istiyor, kocası başka kadın arayışına giriyor.
Ayrılması an meselesi ama Elifin gidecek yeri yok. Evdeki konfora alıştı bir kere. Ayrıca annesinin yanında da Defne ve çocuk yaşıyor; oraya dönmek istemiyor.
Defne kuaförlük kursunu bitirmiş, çalışıyor, oğlu Serdar ise anaokuluna gidiyor.
Elif yine Defneden kurtulmanın yollarını arıyor. Ama o artık küçükkenki gibi elinden tutup dışarıya çıkaracak yaşta değil. Bu yüzden ona koca bulmaya karar veriyor.
Evlerine sık sık bilgisayar tamircisi geliyor; genç, yakışıklı, bekar. Elif de aslında onunla flört etmek istiyor, ama o çocuk tersleyip reddediyor.
Bunun üzerine Beni istemiyorsan, al sana salak kız kardeşim, hem de çocuklu! diye onu Defne ile tanıştırmaya karar veriyor.
Çocuğa mesaj atıp buluşma ayarlıyor, Defneye de Sana birini tanıştıracağım, yalnızlığa mahkûm olamazsın, çocuğa da baba lazım, diyor.
Tamamen Defnenin rezil olacağını, çocuğun kendisine döneceğini düşünüyor. Ama ya Defne çocuğa hoş gelirse, o da evi boşaltır ve Elif anneye döner; yine kârlı çıkar.
Defne hazırlanıp, saçını güzelce topluyor fakat makyaj yapmıyor. Olduğum gibi olsun diyor.
Kafede çocuğu hemen tanıyor, tek başına telefona gömülmüş oturuyor.
Siz Emir misiniz? diyor Defne.
Evet, siz kimsiniz?
Elifin kardeşiyim, Defne.
Çocuk şaşırsa da, kahve içmeyi teklif ediyor.
Burada tatlılar güzeldir, ister misin? diye soruyor.
Nereden biliyorsun?
Burada sık sık müşterilerle buluşuyorum, diyor Emir.
Defne göz ucuyla onu inceliyor; dalgın gözler, sakal bırakmış, dağınık saçlar. İçinden, saçını kesip düzeltme isteği doğuyor.
Defne, Rahatsız mı ediyorum? diye soruyor çekingen bir şekilde.
Emir, Hayır, ama Elif gelmeyecek mi? diye karşılık veriyor.
Elif bana seninle buluşmamı söyledi, ben de anlamadım aslında, belki gitsem iyi olur.
Tam bu sırada kahve geliyor.
Bari gelmişken içelim, diyor Emir.
Yok içmeyeyim, diyor Defne.
Kilo alırım mı diyorsun? Gayet hoş görünüyorsun, sana yakışıyor, diyor Emir.
Ama erkekler zayıf kızları sever.
Kim dedi sana? Ne biliyorsun erkekler hakkında?
Hiçbir şey, diyor Defne dürüstçe. Bir oğlum var. Beş yaşında. Bilmiyorum, Elif sana söyledi mi?
Söylemek zorunda mıydı? diye şaşırıyor Emir.
Defne, Elifin onu tuzağa düşürdüğünü anlıyor, fakat Emir yine de Defneye eve kadar eşlik ediyor.
Yolda sohbet ediyorlar. Daha çok Emir anlatıyor, Defne dikkatle dinliyor. Eve gelince, Emir Defneden numarasını istiyor.
Neden istiyorsun? diye şaşırıyor Defne.
Tanışmaya devam etmek istiyorum. Ben kendimi anlattım, senin hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorum. Arayacağım seni.
O gün aramıyor, ancak bir hafta sonra arıyor.
Affedersin, çok işim vardı. Bu akşam boşum, buluşalım mı?
Defne biraz şaşkın, hayatı hep oğlu etrafında dönüyor, ama yine de şans vermeye karar veriyor.
O akşam kafede otururken, Defne hayatını, çocukluğunu, anne babasını anlatıyor. Anlattıkça, kendi hayatına dışarıdan bakar gibi oluyor.
Çıkıp birlikte yürürken, başıboş bir köpek onlara yaklaşıyor. Markete girip köpeğe ekmek ve salam alıyor Emir.
Kasada yaşlı bir teyze, yazdığı sarımsak ve ekmek için bozuk paraları sayıyor. Emir onun alışverişini ödüyor, yanına çikolata, salam ve dondurma ekliyor.
Dondurmayı niye aldın? diye soruyor Defne.
Benim bir babaannem vardı. Dondurmayı çok severdi ama hiç kendine fazla para harcamaz, nadiren alırdı.
Şimdi benimle de sokaktaki köpek veya yaşlı kadın gibi mi ilgileniyorsun, acıdığın için mi? diyor Defne.
Hayır, ben sana gerçekten ilgi duyuyorum. Sen çok temiz ve saf birisin. Hayvanlara ve yaşlılara üzülürüm. Param var, yardım edebilirim, niye etmeyeyim?
Köpek yemeğini yutuyor ve geri gittiği gibi uzaklaşıyor.
Ne yaptınız? diye akşam Elif arıyor.
İyi, diyor Defne.
Neyin iyi?
Emirle görüşüyoruz, sağ ol bizi tanıştırdığın için.
Ne, o kabaya mı kanın ısındı?
O çok iyi bir insan. Onunla zaman geçirmek harika. O da bana ilgi duyduğunu söyledi.
Elif bir şeyler mırıldanıp kapatıyor. Birkaç gün sonra eve geliyor.
Defne, Serdarı yatırıyor, mutfağa katılmak için gidiyor ve annesiyle Elifin konuşmalarını duyuyor.
Bu şanssız salak hep dibe vursun istedim ama bak, ben onu harcadım sandığım çocuk döndü ona âşık oldu. Ben kıskanıyorum! diyor Elif.
Ne diyorsun kızım? Senin kocan var, diyor anne.
Koca dediğin kim? Boşanmak üzereyiz, ikame arıyor. Ne yapacağım? Annem ne yapsam yüreğim paramparça!
Kızım, sen kendini yorma, diyor annesi.
Yorulmam mı, onun oğlu var, ben çocuk sahibi olamıyorum. Onda var, bende yok! Keşke çocukken kanalizasyona atsaydım da böyle olmasaydı!
Bu sırada anne birden yere kapanıyor, göğsünü tutuyor, zor nefes alıyor. Defne hemen ambulans çağırıyor.
Doktorlar zamanında yetişip müdahale ediyorlar, felcin etkileri hafif atlatılıyor.
İki ay sonra Defne, Emirle evleniyor ve oğluyla birlikte onun yanına taşınıyor. Ama annesini neredeyse her gün ziyaret ediyor. Elif ise herkesle kavga edip mutluluğu başka diyarlarda aramaya gidiyor.
Anne babalar çocukların küçük olduğunu, bir şey anlamadığını sanıp onların yanında kavga ediyorlar. Oysa çocuklar her şeyi duyar, kendi dersini çıkarır.
Kimi zaman kardeşler arasında anne babanın sevgisi ve dikkatini paylaşma mücadelesi acımasızca olur. O kötülükle kurulan tuzaklar, sonunda kötülük yapanın başına gelir.
“Çocuklar büyükleri asla dinlemez ama onları taklit etmekten hiç şaşmazlar.”
J. Baldwin
“Kızınızın duyduğu sözler destek ve sevgiyi mi, yoksa aşağılamayı mı içeriyor kendisinde gerçeklik olarak kalır, insan ilişkilerini onlara göre algılar.”




