Aile Her Şeyden Önce Gelir
Evet, oldukça ciddiyim; Defneye evlilikte biriktirdiğimiz malların yarısını vermek istiyorum, dedi Mert, cam kenarında durmuş, rüzgardan hışırdayan ağaç dallarını düşünceli gözlerle izlerken. Bu en adil olanı.
Yok artık, iyice kafayı yemişsin! diyerek masaya avuç içiyle sertçe vuran Sevda, hışımla ayağa fırladı. Olacak şey değil! Onca emek ne olacak yani? O kadın seni resmen soymak istiyor! Bunu görmüyor musun? Gözlerinde açlık var resmen, fırsatını bulsa sopayla kasaya dalacak; her şeyden pay almanın peşinde!
Mert huzursuzca yüzünü buruşturdu. Sevdanın bu bitmek bilmeyen baskısından sıkılmaya başlamıştı. Acaba yanlış seçim mi yaptı Elini saçlarında gezdirirken, yorgunluğun tüm vücudunu sardığını hissetti; içindeki son enerji kırıntılarını da silip süpürüyordu.
Bir dinle, Sevda sandalyesini çekip tam karşına oturdu, gözlerinin içine bakarak, anlayışın kırıntısını aradı. Defne, çocuklarımın annesi. Onu hayatımdan öylece silemem ki Ayrıldık ama kavga dövüşsüz, medeni biçimde. Kadıncağız fazlasını istemiyor, sadece çocukların geleceği garantide olsun istiyor. Onlar güvende hissetsin, unutulmuş sanmasınlar
Garanti dediğin şey ne, ha? diye burun kıvırdı Sevda, sandalyesine yaslanarak. Kırmızı ojeli tırnakları masada öyle bir tempo tutuyordu ki az zaman sonra şu konsere gelsin diye menajerler gelip kapısından dönecekti. Merkezde daire, sıfır araba Kafadan hesap yapıyor! Seni kullanıyor, Mert. O gözleriyle ay parası tutuyor, hâlâ mı anlamıyorsun?
Mert iyice yorulmuş, gözlerinin altında torbalar çıkmıştı. İçinden defalarca konuyu tartmış, her detayı ölçüp biçmiş, çıkış yolu var mı diye beynini yormuştu. Defneyle ayrılık kolay olmamıştı: her adım, her karar canına oturmuştu. Resmiyette bazı anlaşmazlıklar dense de biliyordu: asıl sebep Sevdaydı. Genç, enerjik, hayat dolu Sevda bir fırtına gibi pat diye hayatına dalıp düzenini tepetaklak etmiş, sıcak yuvasına yangın misali girmişti.
Oysa başta Mertin Sevdayla ilgilendiği bile yoktu. Bildiğin evcimen, klasik Türk babası: iş, ev, hafta sonu çocuklarla piknik. Defne hiç çalışmamıştı onu zorlayan hep Mert olmuştu. Sen mutlu ol yeter, der ellerini tutar, gözlerine bakardı, Hem çocuklarla daha çok vakit geçirirsin. En güzeli sizi bekliyor. O gün Defne gülümsediğinde gözleri ışık saçardı. Şimdi ise yüzünde yorgunluktan başka bir şey yok, bakışlarının sıcaklığı sanki yerini sonbahar hafifliğinde bir hüznü bırakmıştı.
Sevda ise Merte, dümdüz bir adamın ötesinde bir fırsat görmüştü. Başarılı iş insanı, müstakil villası olan, güzel bir banka hesabı O ne şansı kaçırsın? Aylarca etrafta dolandı, Mertin kalbini avcı titizliğinde tuzağa düşürdü. Evde huzur bozulunca, her gün ufak tartışmalar krize dönerken, Sevda, her zamanki gibi anlayışlı bakışları, sıcak desteği ve elinde bir fincan kahvesiyle adeta ben buradayım der gibi beliriyordu.
Belki Defneye fazla yükleniyorum diye iç geçirmişti Mert. Belki değişiklik lazım Yeni bir başlama, yeni yol Değişim gelmişti ama Mertin beklediği türden değildi; onu bu sancılı çıkmazın ortasında bırakmıştı.
Senin fikrini de duymak isterim, diye öne eğildi Sevda; gözleri parladı, sesi fazlaca kendinden emin, neredeyse kazandığını ilan eder gibiydi. Gel, çocukları biz alalım. Düşünsene: koca bir aile, sen ilgili baba, ben harika bir üvey anne Sahil yolunda yürüyüşler, bisiklet turları, bol bol piknik
Mert gözlerini onun üzerinde sabitledi. Sözlerinde bir yapaylık, gerisinde derin bir boşluk vardı sanki. O anda Sevda’nın çocuk gürültüsüne tahammül edemeyip, birinin oyun isteğine sinirli bir of çekişini, küçük Elif sarılınca tepki vermeyişini hayal etti gözünün önünde.
Gerçekten istiyor musun bunu? dedi ağır ağır, her kelimeyi gramla tartarak. Geceleri kalkıp hasta çocukla ilgilenmekten, ödevlerde yılmak bilmeden uğraşmaktan, haftada üç gün kursa götürüp saatlerce koridorda beklemekten haz alır mısın? Ya da başarılı iş adamının eşi ve çocuklarının annesi çıkartması yeterli mi? Yani, Instagrama fiyakalı story atmak mı önemli olan?
Sevda kısa bir an donakaldı. Bu cümle okkalı bir yumruk gibi geldi ona. Saçını düzeltip bakışlarını kaçırdı, sesi titrek çıktı:
Tabii, yani hazır değilim demek istemedim Alışırım zamanla. Öyle hemen olmaz tabii
Zaman mı, diye acı bir tebessümle tekrarladı Mert. Benim çocuklarımda zaman yok. Onların şimdi, burada güvene ihtiyacı var. Deneme tahtasına değil, gerçek ebeveynlere Onları korumak benim görevim. Onlara söz verdim. Ve o sözü tutacağım.
Tam bu sırada, Sevdanın telefonunda titreşim başladı. Birini görünce yüzü attı; titreye titreye yanıtladı.
********************************
Ertesi sabah, Defnenin sık sık sabahlarını geçirdiği kafede, birdenbire genç bir kadın peydah oldu. Defne, son yudumunu alıp kitabına daldığı sırada, yeni gelenin gölgesi masayı bastı.
Sen hala benim adamı bırakmaya niyetli değilsin galiba? diye atarlı bir sesle lafa daldı kızcağız, Defneyi yerinden zıplatacak kadar ani.
Kendinden emin, üstü başı ben yeni moda trendlerini takip ederim diye haykıran, abartılı bir makyaj, yüzünde klasik benle uğraşma ifadeli bir kızdı. Elinde markası uzaklardan duyulabilen pahalı bir çanta, ayakta ise topuk sesinden kaçan kediyi mahalleden kovacak cinsten stilettolar vardı.
Sizin adamınız? Ne diyorsunuz pardon, anlamadım, dedi Defne, oysa içten içe olayların nereye gideceğini tahmin etmekte gecikmedi.
Masum ayağı çekme bana! diye tısladı öteki, yaklaşınca parfümü burnunu sızlattı. Sözüm Mertten, o artık benim, anladın mı? Bir de yetmezmiş gibi, mirasın yarısını istiyorsun! Zaten fazladan fazlası sana yazık değil mi? Yoksul mu kaldın? Amacın onu kuru ekmeğe muhtaç etmek!
Defne dikkatle baktı karşısına. Kızın çantanın sapını beyhude şekilde sıktığını, ellerinin titrediğini fark etti. Aha! dedi içinden. Düşündüğü hayat elinden kayınca panikledi
Birincisi, dik oturdu, doğrudan göz göze geldi, Mert hiçbir zaman sizin sahip olduğunuz bir eşya değildir. Kendi kararlarını kendi veren bir insandır. İkincisi, ben hakkımdan fazlasını istemiyorum. Sadece çocuklarımın eksik kalmasını istemiyorum. Üçüncüsü ise ağırdan alıp vurgulu şekilde söyledi: Siz gerçekten onun son kararının siz olacağından emin misiniz? Merti siz sanıldığı kadar iyi tanıyor musunuz?
Ne demek bu şimdi? dedi kız, bir anda tereddütle geriledi, sesine şüphe karıştı.
Demek istediğim çok açık, gülümseyerek, içinde garip bir bilgelikle yaklaştı Defne. Mertin kırmızı çizgileri, öncelikleri var. Bazen hata yapar, baştan çıkar, yanılabilir. Ama söz konusu aile olunca Onun için kelimeler aile sıradan değil; hayatının temeli, her şeyin başladığı yerdir.
Kızcağız yüzü asık, gözleriyle ateş saçarak geri çekildi. Sanki birazdan Defne’yi boğazlayacak sandı insan! Fakat bunun yerine ellerini yumruk yapıp, tırnakları avuç içini bembeyaz edene kadar sıktı ve dişlerinin arasından Göreceğiz! diye fısıldayarak topuklarını hızlı hızlı yere vura vura uzaklaştı. Arkademan ve gururdan başı dimdik.
Defne onu gözleriyle uğurladı. İçinden Daha neler yaşatacak hayat? Mert ne buldu onda ki diye geçirdi ve atkısını düzelterek arabasıyla yavaşça uzaklaştı. Yine de yüreğinde bir umut ışığı kaldı: Belki bir yerden dönülür, belki her şey rayına girer. Aile dedikleri şey, şatafat değil, sadakat ve sevgiydi neticede.
********************
Bir hafta sonra, kapı Defnenin çaldı. Defne kitabını bırakıp kapıya yönelirken içini hafif bir endişe sardı.
Kapıda ciddi yüzlü, elinde dosyayla bir kadın duruyordu. Gözlerinde soğuk bir bakış, dudaklarında belirgin bir memnuniyetsizlik Tüm hareketlerinde ben robotum ayarı vardı sanki.
İyi günler, ben çocuk hizmetlerinden geliyorum, dedi ve kapalı bir kimlik gösterdi. Çocuklarınızı günlerce başıboş bıraktığınız konusunda şikayet geldi.
Defnenin içi bir an buz kesti ama dış görünüşünde en ufak bir panik belirtisi olmadı yılların anne pratiği! Kadını süzdü: Gri takım elbise, tertemiz saçlar, tek bir fazlalık bile yok. Eve tam hazırlanmış gelmiş diye içinden geçirdi.
Buyurun, dedi kapıyı aralayıp, sesi sağlam çıktı. Ama lütfen önce adınızı soyadınızı açıkça söyleyin ve kimliğinizi açık olarak gösterin. Çünkü ben de çocuk annesiyim ve kim olduğuna emin olmadan sizi içeri almam.
Kadın tereddüt etti, suratı hafifçe buruştu.
Benim ismimin pek önemi yok. Sadece iş icabı buradayım
Önemi var, diye yumuşacık fakat dimdik kararlı bir ses tonuyla böldü Defne. Ve çok büyük. Çünkü eğer şimdi kendinizi tanıtmazsanız polisi çağırırım. Kapıda kamera var, her hareketiniz kayıtta.
Kadın bembeyaz oldu, dudaklarını sıktı, dosyasını iyice kavradı. Defneye kin dolu bir bakış atıp kaçarcasına asansöre yöneldi.
Defne kapıyı kapatıp sandalyeye oturdu. Ellerinin titremesini durdurdu, derin nefesler aldı. Sevdanın marifeti! diye geçirdi aklından. Beni korkutmak, yıldırmak, çocuklara sahip çıkamayacağımı düşündürmek istiyor
Camdan dışarı baktı. Bahçede oynayan çocukları Baran ve Elif gördü. Neşeyle koşturuyor, koca bir kumdan kale inşa ediyorlar. Baran başını kaldırdı, annesini camda gördü, el salladı. Elif de ona sarıldı, birlikte dönüp oyunlarına döndüler.
Ve işte o an, Defne kararını verdi: Kimse bizim ailemizi bozamayacak. Ne Sevda, ne başkası Çocuklarım ve geleceğimiz için ne gerekiyorsa yapacağım. Dünya altüst olsa bile geri adım atmayacağım!
******************************
O sırada Mert, mesai sonrası Sevdaya uğramaya karar vermişti. Zorlu bir gün geçirmişti: bitmek bilmeyen toplantılar, çalan telefonlar, krizli sözleşmeler Adeta limon gibi sıkılmış hissediyordu. Durumu netleştirmeden pes etmeyecekti. Apartmanın katına çıktı. Tam kapıyı çalacakken, içeriden iki kadın sesi duydu.
Ben böyle şey görmedim! biri bağırıyordu, sesi yırtık pırtık hatta az daha ağlama krizine girecek gibiydi. Yüzümden neredeyse işten oluyordum! Her şey temiz olacak dedin, sadece gözdağı dedin, şimdi beni denetlemeye çağırıyorlar. Ne yaptığının farkında mısın?
Ama tek olay korkutmaktı, diyordu Sevda; sesi telaşlıydı. Defne vazgeçsin istedim, sonrası hallolurdu Bu kadar büyüyeceği hiç aklıma gelmedi!
Korkutmak mı Kadının sesi çığlık atmaya yaklaşmıştı. Beni baya resmen suça ortak ettin! Ben devlet memuruyum, mafya elemanı değilim! Bu ortaya çıkarsa Hayatım bitti demektir!
Mert olduğu yerde kala kaldı. Bir anda tabloyu net gördü: Sevdanın entrikaları, işbirlikçileri, para uğruna her yolu mubah gören dostlar, ve o saf aşık Gözünün önünden geçti o sahneler: Sevda kulağına aşk sözleri fısıldarken, arka planda sinsi planlarını kuruyor; seviyor derken aslında sadece hesap kitapla uğraşıyor.
Yavaşça geriye çekildi, dizlerinin bağı çözüldü. İçinde bir acı, öfke ve utanç birikti. Nasıl bu kadar kör olabildim? Defneye ve çocuklara neyi feda ettim? Neyin değerli olduğunu anladı; çocuklarının babacığım deyişi kadar başka hiçbir şeye ihtiyaç yoktu. Artık yanlışları telafi etme vaktiydi.
Kapıya geri döndü, bu sefer kararlıydı. Kapı sessizce açıldı, içeride buz gibi bir sessizlik oldu. Sevda bembeyaz, gözleri faltaşı gibi açılmış. Sanki karşısında cinli perili apartman başkanı!
Mert Yanlış anladın dedi titreyen sesiyle, elbisesinin yakasını çekiştirdi.
Mert içeri daldı, kapı arkasında sessizce kapandı. Köşede oturan kadın hızla çantasını aldı, çıkmaya kalktı; Mertin sesiyle durdu:
Bir dakika. Her şeyi baştan sona anlatın. Gerçeğin tamamını duymak istiyorum.
Kadın göz ucuyla Sevdaya bakıp tir tir titredi. Sonra başını öne eğip, çantasındaki anahtarı oynattı:
Şey, yani Sevda rica etti, yardımcı ol diye Ben çocuk hizmetlerinde çalışıyorum. Defneyi korkutacak, fazla talebinden vazgeçecek sandı Böyle olmasın istedim, ama baskısı çok fazlaydı, başıma iş açıldığını anlayınca pişman oldum
Yeter! dedi Mert, sesi odanın içini bıçak gibi yardı. Döndü, Sevdaya baktı, sesi buz gibi: Meğer planın şantajmış, tehditmiş Ve sen bunun bir parçası olmamı bekledin. Ailem için yapılan bu rezaletin, pis oyunların karşısında dimdik duracağım.
Sevda biraz daha soldu, gözyaşları boncuk gibi aşağı süzüldü ama Mertin zerre acıması yoktu.
Sadece mutlu bir aile hayali kurdum ben, diye inledi Sevda. Bize bir şans vermeni istedim, başka ne yapabilirdim ki
Gerçek aile öyle kurulmaz, acı bir tebessümle bakınca, içerisi buz kesti. Aile dediğin, bankadaki para, merkezi ev ya da sosyal medya göz boyama değil. Güven, içtenlik, fedakarlık Sevgiyi pazarlık masasına koyanlarla gerçek aile olunmaz, sevgi oyun değildir.
Odaya bakıp her şeyin ne kadar yapay, boş ve soğuk durduğunu fark etti. Eskiden şık gelen perde şimdi ucuz şov, raflardaki minik süsler samimiyetsiz, Sevdanın parfümü ise adeta boğucu.
Biliyor musun en acı ne? dedi Mert, boğazı düğümlenerek. Bir an için sana gerçekten güvenebileceğimi, burada mutlu olabileceğimi sandım. Ama esas mutluluğun adresi; Defne, çocuklar, sıcacık evimizmiş. Sen bana maskelerin neden içinin boş olduğunu, sahteciliğin değerini öğrettin.
Sevda bir şeyler demeye çalıştı, Mert elini kaldırıp susturdu:
Boşuna konuşma. Kararım net. Artık bitti. Bir daha aileme zarar vermeye kalkarsan, polise giderim. Sevdiklerimi koruyacağım; ne pahasına olursa olsun.
Ve ağır adımlarla çıktı. Kafasında bir hengame ama içinde, ilk defa aylardır üstündeki yüke rağmen derin bir oh çekmişti.
**********************
O akşam Defne, Merti kapıda görünce şaşırdı. Tam çocuklara çay koyuyordu ki kapı çaldı. Açınca, Mert elinde kocaman beyaz zambak buketiyle oradaydı Defnenin en sevdiklerinden.
Affet beni, dedi sade bir şekilde; göz göze geldi. Gözlerinde öyle bir pişmanlık, öyle bir yalvarış vardı ki; Defnenin kalbi sızladı. Kör ve aptaldım. Aileden kıymetli hiçbir şey yok. Eve, sizlere dönmek istiyorum Bana yeni bir şans verir misin? Hak etmediğimi biliyorum ama bir kere olsun düzeltmem için izin ver.
Defne uzun bir süre baktı ona; yüzünde yeni çıkmış beyaz teller, gözlerinin etrafında derin çizgiler, sorumlulukla bükülmüş omuzlar Ama bakışlarında hala sevdiği, eskiden ona güvendiği aynı Mert.
İçeri gel, dedi Defne, kapıyı ardına kadar açtı, içinden bir buz parçası yavaşça erirken. Konuşmamız gereken çok şey var. Hem de çok.
Mutfakta çocuklar sesi duyup geldiler: Baran elinde futbol topu, Elif kucağında pelüş ayısı. Bir ağızdan Baba! diye bağırıp sarıldılar. O sırada bütün dert, sıkıntı silindi; çocukların kokusunu içine çekti Mert, onları doyasıya kucakladı.
Sizsiz yapamıyorum, dedi sesi titreyerek. Bir daha asla gitmeyeceğim. Söz veriyorum.
Defne biraz geride izliyordu onları, göğsünde sanki yavaşça bir soba yakılmıştı. Mertin omzuna elini koyup, Biz de özledik, diye fısıldadı. Göz göze geldiklerinde, yeniden o eski sevgiyi, affı, umudu gördüler birbirlerinde.
O anda her şey yerine oturdu. Mert anladı; gösterişli hayaller gerçek aileyi asla satın alamazdı. Onun yeri bu evde, bu kucakta, bu sevgiydi.
**************************
Aynı saatlerde bir başka köşede, Sevda bomboş evde tek başına oturuyordu. Mert artık kirayı ödemiyordu, arkadaşları aramıyordu, telefon bir taş gibi suskundu.
Duvara yaslanıp yere çöktü. Bütün bunlar ne için? diye düşündü. Merti ilk defa çocuklarıyla oynarken görüp içinin cız ettiğini hatırladı. O aile sıcaklığını yaşamak istemiş, sevildiğini hissetmek dilemişti. Oysa kendi yuvasını kurmak yerine, başkasınınkini yıkmaya çalıştı ve elinde hiçbir şey kalmadı. Mert de yok, para da yok, yanındaki insanlar da yok. Aynadaki yansımasına bakınca tanıyamadı kendini: Ben kimim? Bir zamanlar sevgiyi hayal eden o kızı nereye gömdüm?Bir süre öylece kaldı Sevda. Sessizlik kulaklarını uğuldatıyordu; zaman durmuştu sanki. Sonra, gözlerinden yaşlar süzüldü; ama bu kez hırsından değil, kendiyle yüzleşmenin acısından. Yavaşça doğruldu, balkon kapısını araladı. Gece serinliği yüzünü okşarken aşağıda cılız bir sokak lambasında dönen güvercinleri izledi. O an anladı ki, hayat başkalarına zarar vererek, hayali mutluluklar inşa ederek geçmiyor; gerçek olan, insanın kendini affetmesiyle, yaralarını sarmasıyla başlıyordu. İlk defa bir özür mektubu yazmak, yanlıştan geri dönmek geçti aklından belki geç, ama tamamen boş değil. Hala içinde bir tutam umut saklıydı, kapanmaması için yavaşça sarıldığı.
Defne mutfakta masasını toplarken pencereden sokağa daldı. İkinci el bir bisiklete binen Baranla Elifin kahkahaları geceyi çınlatıyordu. Mert yanlarında, ayaklarını yere sürterek hızlanan çocuklarının heyecanına katılmıştı. Aralarındaki her problem, geçen tüm fırtınalar birer hatıra oldu şimdi; yerini sıcak bir aile fotoğrafına bıraktı. Defne’nin elleri soğuk kupada ısınırken, içindeki kayıp sandığı huzurun yavaşça büyüdüğünü hissetti.
O akşam, evin odalarından çocuk sesi, mutfaktan tatlı kurabiye kokusu, salondan sıcacık gülüşler taşarak yükseldi. Baran başını annesinin omzuna koydu: Hiç gitme yine, tamam mı? dedi Merte. Elif de uykulu gözlerle babasının yanağını öptü, Beraber uyuyalım, olur mu? diye sordu. Mert cevap vermedi, sadece uzun uzun baktı ikisine. O bakışta pişmanlığından arınmış bir adamın, evini ve kendini sonsuza dek buluşunu görebilirdiniz.
Ve o gece yıldızlar sanki farklı parladı. En yorgun kalplerin bile, aileyle, sevgiyle tekrar atabileceğini gösterdi evren. Hayat, yolları karıştırsa da, sonunda kalbin sesini dinleyenlerin hep eve dönebileceğini fısıldadı.
Çünkü aile, her şeyden önce gelir. Ve gerçek sevgi, en karanlık günlerde bile eve yolunu bulur




