“Elli yaşından sonra romantizme olan inancımı kaybetmiştim: Ta ki 50+ bekarlar için düzenlenen bir tura katılıp, orada Murat’ı tanıyıncaya dek”

Elli yaşıma geldikten sonra romantizme, aşka dair inancım tamamen sarsılmıştı. Boşanmamdan sonra birkaç deneme oldu; utanç verici buluşmalar, anlamsız flörtler… Hiçbiri yüreğimi kıpırdatacak ciddiyette değildi. Sonra, bir noktadan sonra, denemekten de vazgeçtim. Neden devam edeyim ki? Çocuklar büyümüş, torunlar yolda, işim gücüm bir şekilde akıyor. Akşamları diziler, bazen kitap… Hayatım pürüssüz, tahmin edilebilir bir düzene girdi güvenli, ama bir o kadar da içi boş.

Bir gün postanın arasından bir broşür çıkageldi: “50+ Bekarlar için Turlar! Kapadokya. Üzüm bağlarında yürüyüş, mum ışığında akşam yemekleri, küçük gruplar, sıfır baskı.” Yüksek sesle güldüm. Mum ışığında akşam yemeği mi? O yaşta? Ama bir şey içimde kıpırdadı. Belki de bu kadar saf, bu kadar masalsı olduğu için dikkatimi çekmişti. Veya belki de artık bu güvenli hayatıma sığamadığım için.

Kendime yer ayırttım.

İlk gün, büyük bir hata yaptığımı düşündüm. Otobüste on beş kişi Üç boşanmış, birkaç dul, kendi tercihleriyle yalnız olan kadınlar. Herkes kibar, gülümsüyor; ama havada hep bir mesafe, bir ihtiyat. Kimse çaresiz görünmek istemiyor.

İkinci gecenin yemeğinde, Kadir yanıma oturdu. Saçlarında aklar vardı, hafif kısık bir sesi ve insanı dinlediğini hissettiren bir bakışı Ne laf yetiştiriyor, ne iltifat ediyor, ne de macera peşinde biri izlenimi veriyordu. Sadece… orada duruyordu. Sıcak, sakin, anlayışlı bir adam.

Sen tatillere aşık olmaya gelenlerden değilsin sanırım, dedi gülümseyerek.

Değilim. Daha çok, hâlâ hayatta olduğumu hatırlamak isteyenlerdenim, dedim.

Gülümsedi. Ve içimde bir düğüm çözüldü. Ne kahkaha attım, ne duygulandım Sadece müthiş bir rahatlama hissettim. Beni anlayan biriyle karşılaşmak böyleymiş.

Devam eden günlerde, daha çok sohbet etmeye başladık. Bağların arasındaki terasta, otobüste, geziler sırasında Her şeyi konuşuyoruz: Kitapları, bizi sinirlendiren şeyleri, uzaklardaki çocuklarımızı haftada bir de olsa arayıp soranları. Ve yalnızlığı… Elli yaşından sonra bir şeylere yeniden başlamanın ağır yükünü. Belki de sıfırdan başlamak gerekmiyor, dedik. İnsanın kendine küçük de olsa bir alan açması, bir sıcaklık hissetmesi yeter.

Son gece, havuz kenarındaki bankta oturduk. Etrafta derin bir karanlık, yalnızca cırcır böceklerinin sesi ve suyun dalga dalga sesi vardı. O zaman Kadir şöyle dedi:

Biliyor musun, bir daha birisiyle bu kadar iyi hissedeceğimi hiç düşünmezdim. Şimdi, bir tek şeyden korkuyorum; uçağa bindiğimizde bütün büyü dağılır mı diye

Karanlığa bakıyordum. Kalbim genç bir kızinki gibi çarpıyordu. Akıllıca, ağırlıklı bir şey söylemek isterdim ama sadece şunu dedim:

Ben de korkuyorum.

Hiçbir plan yapmadık. Dönünce büyük vaatler yoktu Mesajlaşmalarımız başladı. Sonra birlikte yürüyüşler, kahve buluşmaları Bazen sessizlik ama iyi bir sessizlik, içinde beklenti olmayanından. En sonunda o öylece gelen, çekingen, hafif sarsak ama içten öpücük. Bambaşka bir şeydi.

Ne olacağını hâlâ bilmiyorum. Hayatımı baştan planlamak gibi bir ihtiyacım yok. Ama şunu biliyorum: Yeniden gülebiliyorum. Yine evden çıkmak istiyorum. Biri, günüm nasıl geçti diye soruyor ve cevabımı gerçekten dinliyor.

Belki de aşk buymuş aslında. O filmlerdeki gibi fırtınalı, abartılı değil; sakin, olgun ve güvenli bir sevgi. Yakan değil, ısıtan bir sıcaklık… Ve aşka asla geç kalınmazmış.

Kendimi bazen sebepsizce gülümserken yakalıyorum. Parkta o yürüyüşlere yetişmek için erken çıkarken, aynada kendime bakıp pes etmediğimi görüyorum.

Bu yaştan sonra hayattan pek bir şey beklemiyordum. Sadece biraz huzur istiyordum. Ama hayat bana daha fazlasını verdi değiştirmeye, düzeltmeye çalışmadan, sadece varlığıyla sıcaklık veren bir insanı

Bugün biri bana “Elli yaşından sonra aşka inanılır mı?” derse, cevabım tek kelimeyle: “Kesinlikle inanılır, hatta inanmak zorundasın.” Çünkü bazen, en güzel aşk, hayatın en beklenmedik anında, bilinçli, olgun ve umut dolu biçimde gelir.

Aşkın yaşı yok. Ve bazen, hayat seni tam da umudu bıraktığın yerde neyle karşılayacağını sana gösterir.

Rate article
Lifequest
“Elli yaşından sonra romantizme olan inancımı kaybetmiştim: Ta ki 50+ bekarlar için düzenlenen bir tura katılıp, orada Murat’ı tanıyıncaya dek”