Koşulsuz Sevgi

Koşulsuz Sevgi

Bugün salonda gezinirken, koltuğun altından çıkan simsiyah bir çorap gözüme takıldı. Gözlerime inanamadım ve istemsizce gülümsedim:

Demek senin kocan da dağınık biriymiş ha!

Sonra eğilip çorabı usulca kaptım, hafifçe salladım ve şakayla karışık ekledim:

Yoksa dışarıdan hep örnek erkek, maşallah derlerdi! Dergi kapağından fırlamış gibi

Tam o sırada Elif mutfaktan çıktı, havluyla ellerini kuruluyordu. Benim sözlerimi duyunca kaşlarını hafifçe kaldırdı:

Ne oldu ki?

Gülümsememi gizlemeden elimdeki çorabı gösterdim, sanki elimde kanıt varmış gibi.

Elif hafif kızardı ve hızla açıkladı:

O O bizim Minnoşun işi. Banyodaki sepette ne görse taşıyor. Kendisi daha bebek, kocaman bir şey çalamıyor tabii.

Kedilere olan düşkünlüğümü bilen biri hemen anlar, gözlerim parladı:

Minnoş? Sizin yavru kediniz, değil mi? Bir sürü fotoğrafını gördüm ama henüz kendisiyle tanışmadım. Böyle tatlıya ne denir, insanın içi eriyor!

O kadar zamandır evdeyim, ama halen tüylü minik dostu sevemedim diye içimden geçirdim.

Elif hafifçe gülümsedi, halimi görünce biraz eğlendi:

Hemen kaloriferin yanındaki koltuğun üstüne bir bak, orası en sevdiği köşe. Ama tırnakları keskin, yabancılara alışkın değil. Bir şey olursa, banyo dolabında yara bandı var. Ben de, bu arada sana kahve hazırlayayım.

Yavaşça koltuğa yaklaşıp, yumuşacık battaniyeye kıvrılmış Minnoşu izledim; beyaz tüylerinin arasına serpiştirilmiş gri çizgiler, minik kulakları kafasını saran huzur Usulca elimi uzattım.

Minik başını hafifçe oynatıp, bir gözünü açtı ve bana kestirme bir bakış attı, sonra hemen gözlerini kapattı. Tam sevecekken, patisiyle omzuma tırmandı, incecik bir çizik bıraktı.

Eh, tanışmamız böyle oldu demek ki, dedim ve güldüm.

Ona yine yaklaşmayı denedim, bu sefer yanağını kaşımaya başladım. Birkaç saniye hareketsiz durdu, sonra usulca mırlamaya başlayıp uykuya daldı.

Elif mutfaktan döndüğünde; elinde iki kocaman fincan Türk kahvesi ve yanında bir tabak dolusu çikolata ile, ben Minnoşu kucağımda sevinçten kocaman gülümseyerek sevmeye devam ediyordum. Minnoş ise keyifle göbeğini gösteriyor, mırıltısı evin her köşesine yayılıyordu. Bileğimde minik bir çizik vardı, ama tanışmamızın böyle başlaması neşemi hiç kaçırmamıştı.

Çok tatlı bir kedi, diye neredeyse bağıracaktım, hafifçe çenesini gıdıklayarak. Hemen yere yuvarlanıp karnını gösterdi. Ben de almak istiyorum, o zaman bizim Pamuka arkadaş olur

Elif gülümsedi:

İstersen barınağın adresini vereyim, orada Minnoş gibi bir sürü dost var. Derken bana bakakalmış, Minnoşla uğraşırken kendini bir çocuk gibi hissetmişti.

Kısa bir süre için, kahkahalarımın yerini bir hüzün aldı.

Yok, şimdi değil dedi hafifçe. Minnoş usulca miyavlayıp dikkat çekmek istercesine gözlerini kısıp Hadi yine sev dedi sanki. Gülümseyip okşamaya devam ettim. Malum, yakında evleneceğim. Kaan fazladan hayvan istemez diye korkuyorum; Pamuka zor tahammül ediyor zaten.

Elif, fincanı iki eliyle kavrayıp birkaç yudum aldı:

O neden? Hayvan sevmiyor mu?

Aslında iyi biri ama inanılmaz titiz. Evde tüy olmasın, oyuncaklar ortada kalmasın, evde her şey düzgün dursun ister. Evin düzenine aşırı takıntılı.

Elifin yüzü bir anda soldu. Bileğini sanki ansızın acımış gibi ovuşturdu, gözü uzağa daldı; eski bir hatıraya kapıldı sanki. Sıcak odada, dostu ve mırıldayan kedisiyle otururken; birden bambaşka yıllara, bambaşka bir salona gitti.

İyi misin? Elif, ciddi ciddi merak ettim, dedim yanına geçip.

O kadar süredir tanırım; Elifin gülümsemeyen halini ilk defa gördüm. Her zaman pozitif, ortamı aydınlatan, insanın içini ısıtan biri gibiydi; şimdi yüzü solgun, gözleri donuk, bambaşka bir Elif karşımda duruyordu.

Bir şeyim yok, diye cevap verdi suni bir tebessümle. Ama sesi titreyince, geçmişinde gördükleriyle yüzleşiyordu aslında. Zamanında düzen meraklısı biriyle yaşadıklarını önce doğal bulmuş, sonra baş edilemez bir baskı olduğunu anlamıştı.

Derin bir nefes aldı, kendini toparlamaya çalıştı:

Sadece, benzer bir şey yaşadım Sana içten bir tavsiye vereyim. Evlenmeden, hatta çocuk yapmadan önce aynı evde bir yıl onunla yaşa, gör hayatı. Her gün bir başkasının kuralına uymaya, her adımında tetikte olmaya alışabiliyor musun, gör

Detayları anlatır mısın ona göre? dedim ama, hemen ardından çekinip vazgeçtim. Kötü bir yere dokunduğumu sandım. İstemiyorsan tabii sorma.

Elif başını salladı, üzgün ve aynı anda kararlı bir şekilde:

Anlatırım, dedi. Başkalarının hatasından öğrenmekte ayıp yok ya.

***

Elif sadece on dokuz yaşındayken tanışmış Kadirle. Aralarında dokuz yaş varmış, olgun, ciddi; ilgisiyle sarıp sarmalayan bir adam diye düşünmüş. Hayatında ilk defa biri onda gerçekten değerli hissi uyandırmış; çiçekler, hoş sohbetler, ufak jestler. Üç ay sonra evliliğe razı olmuş.

Kimse vazgeçirmemiş. Babası yeni ailesine çoktan karışmış, bayramdan bayrama arardı anca. Annesi ise Büyüttüm, okuttum, görevimi tamamladım kafasında, karışmazdı. Elif de kızmadı, annesini anladı; kendisiyle ilgili kontrol beklemiyordu zaten.

İki ay her şey tozpembe. Sonra Kadirin düzen hassasiyeti su yüzüne çıkmaya başladı. Sınav haftasıydı, Elif gece ders çalışıyor, toz almaya, bulaşık yıkamaya fırsat kalmıyordu bazen. Bir gün daha gece yarısı Senin sınavın var, uyumana izin vereyim… demeden ayakkabılığın altındaki minik tozları gösterip buyurdu:

Hadi, her yer tertemiz olmalı. Şimdi sil buraları.

Kadir, gece bir buçuk oldu, sabah yedide kalkacağım, sınavım var… Ne olur sabah yapsam?

Gündüz telefonda oyalanmasaydın, yapardın! Şimdi yap.

Mecburen bezle yere kapanıp, elleri titreyene kadar ovalamış.

Günden güne daha kötü oldu tablo. Kitap sehpanın köşesinde kalınca, kızdı; yatak düzgünce toplanmayınca, bağırdı. Bir gün ütülediği çarşafın minik kırışını gösterip öfkelendi:

Bu nasıl ütü? Görmüyor musun kırışık! Hepsini bir daha yap.

Ve söylenerek elbise dolabını çekiştirip tüm çarşafları, kıyafetleri yere attı.

Her şeyi tekrar yıka, ütüle! Ev tertemiz olacak!

Elif, yığılan kıyafetlere bakarken içinde bir sıkışma hissetti. O günden sonra sessizce düşünmeye başladı: Acaba Kadir göründüğü kadar iyi bir adam mıydı gerçekten?

Bir keresinde tez yazarken Kadir’in gömleğini ütülemeyi unutmuş. Temiz gömlekler dolabında, ama Kadir’inki ütülenmemiş diye kıyameti kopardı.

Tembelleştin mi sen? Ben kırışık gömlekle mi işe gideceğim?

Dedi ve sert bir şekilde kolundan tutup sıktı. Bileğine acı saplandı, neredeyse sendeleyecekti.

O gün ilk kez bir adamın ne kadar güç gösterebileceğini anlayabildi. Sonrasında morluklar geçene kadar uzun kollu kıyafet giydi. Kimse şüphelenmedi Elif her zamanki gibi gülümseyen, neşeli biri gibiydi.

Yüzüne dokunmazdı hiç belki başkalarından gizlemek için. En çok bileğine yapışırdı, morluklar birbirini kovalardı. Birkaç kez de saçından çekip canını acıttı; Elif sessizce gözyaşı dökerdi.

Bana bak, buralar pis! Kadın mısın, değil misin! Sana batmıyor mu kir? diye bağırdı bir defa, yerde belli belirsiz bir leke bulunca.

Elif anlamakta güçlük çekiyordu: Hangi akla hizmet, bu köşe kirli sayılırdı ki? Evleri çoğu hastaneden bile temizdi! Gelen misafirler şaşar kalırdı.

Bu baskı altında gergin birine dönüşmüştü. Sabahları çaydan önce eve bakardı: Fincanlar, toz, masa örtüsü… Hep diken üstünde Uykuları kaçıyordu, gece tenha saatte inip mutfağı yine siler, öyle yatardı. Gittikçe içine kapanık, ürkek, boynu bükük biri olmuştu. Arkadaşlarıyla görüşmüyor, okuldakilere yaklaşmıyordu. Sonunda bir gün sınıfta bayılıvermiş.

Gözünü hastanede açtı. Yanında hemşire anlatıyor, doktor nabzını sayıyor. Elif tavana bakarken Niye bu eziyete katlanıyorum? diye ilk defa ciddi ciddi sorguladı. Artık sevgi bitmiş, sadece korku kalmıştı… Bir an önce kurtulmak, sıfırdan başlamak istiyordu.

Her şey rastlantı ile oldu. Kadir ziyarete geldiğinde; Elif ilgi beklerken adam yine aşağılamaya başlamıştı.

Şu tipe bak! Saçın tertiple toplanmamış, havlunun üzerinde bile leke var!

Elifin boğazında bir kütle düğümlendi:

Burada hastayım Kadir, önemli mi şimdi bu? dedim ama yine de sesim titredi.

Tam devam edecekken yaşlı bir temizlik görevlisi yanlarına gelip, elindeki viledayı sallayarak:

Çık dışarı! Bir daha bağırırsan vidayla kovalarım seni! Belki aklın başına gelir, deyiverdi.

Elif bu ana kısa, çatallanmış bir gülümsemeyle karşılık verdi. Kadir de surat asıp çıktı.

Evine dönünce konuşuruz! diye savurdu kapıyı.

Temizlikçi kadın battaniyeyi üstüne örttü:

Kızım, neden dayandın bu adama? Etrafta adam mı kalmadı? Hem çok iyi bir insan, akıllı da, haydi yeni hayatına bak.

Elif o anda farklı bir şey hissetti, sanki Benim de şansım var dedi kafasında. Büyükanne mirası küçük, mütevazı bir evi vardı; geçim zor olacaktı. Ama ders verip, ödev yardımcılığı yaparak ayakta durabileceğini düşündü. Yeter ki, geceleri fırlamalar, morarmış bilekler bitsin.

Balkonda güneşi ve ağaçları izlerken, hayatının ilk defa kendi elinde olduğunun farkına vardı.

Sağ olun gerçekten, dedi. Yıllar sonra ilk defa içinde umut kıpırdadı.

Kadın gülümsedi, Sen güçlüsün, kendine inan, değersiz görme dedi. Elif başını salladı; duyduğu güven, yeni bir hayat başlangıcı gibiydi.

O akşam kararını verdi, camdan mor şafak ışıklarını, ilerideki parkı izlerken…

***

Boşanma çabuk sonuçlandı. Kadir, mahkemeye bile gelmeden, avukat gönderdi. Yargıç kararını açıklarken Elifin içinde tarif edemediğim bir huzur dalgası yayıldı. Dışarı çıkınca, ciğerlerine dolan bahar kokusunu, kuş seslerini dinlerken kendini ilk kez özgür hissetti.

Sonraki aylar kolay değildi ama bambaşkaydı. Büyükanne yadigarı minik eve yerleşti; eşyalarını düzenledi, sabah erken lip linden ağaçlarının arasından süzülen ışık oyunlarını izledi. Yalnızlık artık korkutmuyor, huzur veriyordu. Şehri izlemek, ıhlamur kokusu, kahveyi balkonda içmek, hepsi ona yaşadığını hissediyordu.

Bir kitapçıda çalışmaya başladı hem ek gelir, hem de kendine yetecek kadar bir ortamda olmak için. Kitapların kokusunu, rafları düzenlemeyi, okurlarla muhabbet etmeyi seviyordu.

Bir gün yeni gelen kitapları dizerken bir genç, sanat tarihine dair kitap aradığını söyleyip, raflarda ona yardım etti. Yan yana eğilip kafalarını çarpacaklarken göz göze geldiler, ikisi de mahcup şekilde gülümsedi.

Affedersiniz! dedi Elif.

Sorun yok, ben yanlışlıkla önünüzü kestim, dedi adam gülümseyerek, Selim benim adım, sanat tarihiyle ilgili bir şey bakıyordum

Birkaç kitap seçtiler; Elif selamlaşırken utangaç ama sıcak bir gülüşle önce ona yer gösterdi, sonra kısa sohbete başladılar.

Selim, her hafta kitap almak için uğramaya başladı. Önceleri kitap sormaya, sonraları havadan sudan konuşmaya Sonunda da bir gün, birlikte kahve içmeyi teklif etti.

Elif uzun süre tereddüt etti; yaşadıkları hala tazeydi, ani hareketlerde irkiliyor, yüksek sesten korkuyordu. Yeni birine güvenmek neredeyse imkansızdı.

Ama Selim ona sabırla yaklaştı; ne hızlandırdı, ne baskı yaptı. Sadece yanında durup, gerektiğinde bir şaka yaptı, gerektiğinde sustu. Elif içe kapanınca, onu küçük esprilerle geri getirdi.

Bir gün, kitapçıya yakın ufak bir kafede otururken, aniden yüksek bir sesle kapı çarptı. Elif tüm vücuduyla irkildi, elleriyle fincanı sıktı, gözleri bir anda daldı.

Selim hemen fark etti, yavaşça elinin üstüne elini koydu.

İyi misin? dedi yavaşça.

O an Elif geçmişini anlatmaya karar verdi. Yaşadıklarını, korkularını, güven duygusunun nasıl aşındığını, ilk defa birine anlattı gözleri yaşardı, sesi titredi.

Selim hiç bölmeden sonuna kadar dinledi. Sonra kolunu hafifçe sıktı:

Sana asla kötülük yapmam, dedi. Gerekirse birini bulurum, ev işleriyle ilgilenir, seninle vicdan oyununa asla girmem. Hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda değilsin. Sana, olduğun gibi saygı duyuyorum.

O anda Elifin gözü doldu; bu lafın samimiyetini hissetmişti. Selime baktı; ilk kez gerçekten değer gördüğünü, saygı gördüğünü anladı. İçini uzun zamandır ilk defa umut sardı.

***

İşte böyle geçti yıllarım, dedi Elif hikayesini bitirince. Sesi titredi ama yüzünde sıcak bir gülümseme vardı. O günler hayatımın en zor günleriydi, ama bana şunu öğretti: Hayali yuva için kendini feda etme. Gerçek mutluluk, insanın tüm eksikleriyle kabul edilmesidir.

Minnoş, sanki sahibinin halini anlamış gibi, yavaşça Elifin kucağına kıvrıldı, mırlamaya başladı. Elif kedisinin başını okşarken keyifle güldü.

Bak, Minnoş bile biliyor. O da yaramaz ama yine de onsuz olmaz.

Usulca ona bir mendil uzattım. Gözlerinde hem üzgünlük hem de hayranlık vardı.

Ne kadar güçlüsün Elif Hiç tahmin etmezdim, dedi elimin üstüne elini koyarak. Bu kadarını yaşayıp da ayakta kalabilmek Şimdi iyi olduğuna çok sevindim.

Evet, dedi Elif, gözlerini pencereye dikerek. Dışarıda ilk yıldızlar parlamaya başlamıştı. Gerçekten güzel bir hayatım var. Sen de acele etme diye söylüyorum; önce birlikte yaşa, insanı iyice tanı. Sevgi sadece güzel sözler, vaatler değil. Karşılıklı saygı ve destek. İhtiyacın olduğunda yanında duran, öyle sessizce sarılan biri olmalı.

Kediyi sevip mırıldanmalarını duyarken, odada öyle bir huzur oldu ki Bir yanda eski saat hafifçe çalışıyor, dışarıdan soba çıtırtısı geliyor, ben ise kahraman olmaya çalışmadan dostumun yanında olmaktan mutluyum.

Sağ ol, dedim sessizce. Paylaştığın için teşekkür ederim Elif. Mutlaka aklımda tutacağım. Her şeyi tekrar düşüneceğim

Elif bir yudum daha kahve içti. O gün, kahve bana nedense çok lezzetli geldi çünkü hayatımda ilk defa bir şeyi yanlış yaptığım için endişe etmeden içiyordum. O an, sade ama gerçek bir huzur hissettim. Hatalarım ve sınırlarımla yaşamanın; kendime değer vermenin, anlayış ve iyilik görmenin kıymetini anladım.

Yanımızda Minnoş mırıldanıyor, karşımda gerçek dostum oturuyor, dışarıda yıldızlar parlıyordu. Hepsi bir araya gelince, anladım ki; hayat bizim ellerimizde güzelleşiyor. Ve en önemlisi, insanı sevenler ona olduğu gibi sahip çıkmalı

O akşam günlüğüme şu dersi yazdım: Sevgi, beklentiyle değil, koşulsuz biçimde kıymetlidir. Kimseyi, özellikle kendimizi, başkalarının mükemmel kalıplarına sığdırmaya çalışmamalıyız. Kendimizi ve karşımızdakini olduğu gibi sevebilmek, hayatın en büyük armağanıymışO anda hissettim; geçmişin gölgeleriyle barışıp, bugünün ışığında ısınmak mümkünmüş. Elif pencereye dönüp gülümsedi, kucağında Minnoş mırıldarken bana döndü:

Bazen en güzel mutluluklar, hiç plan yapmadığımız anlarda bulur bizi. Bunu unutma, dedi.

O cümle, uzun süre kalbimde yankılandı.

Biraz sonra, neşeyle gülüşerek kahvelerimizi yudumlamaya devam ettik. Gece ilerledikçe, beton binaların camlarında parlayan yıldızlar birer birer çoğaldı. Sanki her biri, yaşanmış acıların ardından gelen huzuru kutsuyordu.

Biz sohbetin sonunda Minnoşun patilerinden, Elifin yeni yazmak istediği hikâyelerden, hayattan konuştuk. Geleceğe dair endişeler ve korkular, o sohbetin sıcaklığında eriyip gitti.

Gecenin en sessiz anında, vedalaşmak üzere ayağa kalkarken Elifin elini tuttum ve hafifçe sıktım. Bazen söze dökülmeyen şeyler, iki insan arasında hava gibi, su gibi akar. O anda, birbirimizi anladık.

Kapıdan çıkarken arkamdan seslendi:

Unutma, gerçek sevgide temizlik toz silmekle değil, kalp temizliğiyle olur.

Gülümsedim; yıldızlar altında eve doğru yürürken içimde hiç eksilmeyen bir umutla artık kendime şunu fısıldayabildim: Ben, olduğum halimle değerliyim ve koşulsuz sevgiyle iyileşeceğim.

Dışarıda gece, tüm kırılganlığı ve güzelliğiyle sabaha hazırlanıyordu. İçimde, yepyeni bir başlangıca duyulan cesaretle

Rate article
Lifequest
Koşulsuz Sevgi