Lara, İstanbul Boğazı’na bakan lüks evinin penceresinde duruyordu. Şehrin gece ışıkları, göz alabildiğine uzanırken, gün batımının son kızıllığı camdan süzülüyordu. Yüzüne yansıyan ise herhangi bir sıcaklık değil, son yıllarda alıştığı donuk bir soğuktu. Lara, bugünkü huzurunu kimseye borçlu olmadan, zorluklarla kendi başına kurmuştu. Fakat içinde olduğu bu şık evde, aslında kendini lüks içinde değil, çevresindekilerin sürekli istekleri arasında sıkışmış hissediyordu. Yardımlarına hiç karşılık alamamanın yorgunluğundan artık boğuluyordu. Başkalarının beklentilerinden kurtulmak için savaşması gerektiğini nihayet anlamıştı.
Birden kapıdan kayınvalidesi, Ayten Hanım göründü. Uzun boylu, asaletli, krem rengi takım elbiseli ve pahalı şapkasıyla her daim statüsünü ön plana çıkaran bir kadındı Ayten Hanım. Lara’nın ise tüm aileye yardım etmesini beklerdi; hem de kendisi hiç minnet göstermeden. Bugün de yüzünden hoşnutsuzluk eksik değildi. Derdinin bir kez daha yardım istemek olduğu, odanın soğuyan havasından anlaşılabiliyordu. Bu seferki istek sıradan bir yardım değildi; tam anlamıyla bir manipülasyondu, Larayı kendi emekleri pahasına fedakarlığa zorlamak için.
Lara, kardeşine ev tadilatı lazım, senin paraların olmasa biz ne yaparız, deyiverdi küçümseyici bir gülümsemeyle, elini uzatıp sanki Laradan parayı elden almak ister gibi.
Lara irkildi. Kalbi sıkıştı, gözleri bir an için dondu. Ayten Hanımın böylesine rahat gelip bu istekte bulunması ona yapılan saygısızlığın son noktasıydı. Artık bu tür talepleri sineye çekmeyecekti.
Ben banka değilim, Ayten Hanım. Yıllardır herkese ben bakıyorum! dedi, öfkesini zor dizginleyerek. Verdiği emekler, gece gündüz çalışmasının değeri, bu bitmek bilmeyen isteklerle değersizleşiyordu.
Ayten Hanım durmadı, hepsini haklı sanarak Laranın lüks evine alaycı bakışlar attı: Sana para yağarken hiç utanmıyor musun? dedi küçümseyici bir tonda, sanki bu evdeki her şey ona ait olmalıymış gibi.
Son damla buydu. Lara hızla askılığa yürüdü, paltosunu kaptığı gibi Ayten Hanıma fırlattı.
Çık evimden! Artık senin yüzsüzlüğüne tahammülüm kalmadı! diye haykırdı, kendinden emin şekilde; aslında çoktan vermesi gereken bir kararı sonunda vermenin huzuru içindeydi.
Ayten Hanım, şaşkınlık, öfke ve kırgınlıkla birkaç adım geri çekildi. Sözleri boğazında düğümlendi. Ama Lara artık duymuyordu bile.
Bunu ödeteceğim sana! Mehmet öğrenince nasıl cimri olduğunu anlayacak! diye bağırdı arkadan, kapı büyük bir gürültüyle kapanırken.
Yalnız kalan Lara, açılmış koridorda derin bir nefes aldı ve içindeki ağırlığın yavaşça kaybolduğunu hissetti. Yıllarca süren mücadeleden sonra sonunda kendisini özgürleştirecek adımı atmıştı.
Günler sonra yeniden pencere kenarına ilişmişti fakat bakışları artık şehir ışıklarında değil, kendi içindeki sessiz savaşta geziniyordu. Hayat ona kolay yüzünü hiç göstermemişti ama güçlü kalmayı her zaman bilmişti. Ve şimdi, içinde bulunduğu bu yeni durumun da üstesinden gelecekti. Ancak kocası Mehmet hala olanları anlayamıyor, annesinin kurduğu tuzakları göremiyordu.
Lara telefonu eline aldı, numarasını çevirdi, Mehmet cevap vermedi. Her geçen gün ilişkileri daha müşkül bir hâl alıyordu. Lara ise artık bu oyunla yaşamanın mümkün olmadığını anlıyordu.
Sonraki akşam, loş bir restoran köşesinde Lara siyah zarif elbisesiyle oturuyordu; yüzündeki solgunluk huzursuzluğun iziydi. Mehmet içeri girdi. Larayı görünce bir an duraksadı; yaklaşmalı mı tereddütteydi, ama bakışları ona yönelince karşısına geçti.
Lara, konuşmadan hiçbir sorun çözülmez. İstersen çabalayabiliriz, dedi ve karşısına oturdu. Sesi alışıldık güveninde değildi.
Lara kıpırdamadı, bakışları buz gibiydi. Derin bir nefes aldı ve kararlıca, Sen anlamıyorsun Mehmet. Mesele düşündüğün gibi değil. Artık senin oyuncağın değilim, dedi. Ağzından çıkan her kelime ona ağır geliyordu.
Mehmet, neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışır gibi bakakaldı. Ayağa kalkıp ceketiyle oynadı.
Lara, amacım bu değildi. Annemi durduramadım, inan bana, diye kendini savundu, ama sesi çaresizdi.
Lara hızla ayağa kalktı. Artık hiç şüphesi yoktu.
Bıktım Mehmet. Sana daha fazla ihtiyacım yok. Burada bitiyor, derken arkasına bile bakmadan restorandan çıktı. Mehmet, şaşkın ve perişan, olduğu yerde kaldı.
Birkaç gün sonra, Lara üzüntüyü saklama gereği duymuyordu. Yalnız evinde, yine pencereye bakarken yalnızlıkla yüzleşiyordu. Gelecek belirsizdi, ama artık hiç kimseye muhtaç olmamaya kararlıydı.
Telefonu titreşti. Ekranda Mehmetin ismi vardı. Lara cevapladı, Mehmetin sesi evin soğuk duvarlarında yankılandı.
Lara, beni anlamalısın. Böylece gitmemen gerek, dedi.
Kararımı verdim Mehmet. Geri dönüş yok, dedi Lara; sesinde keder ama yürekten bir kararlılık vardı.
Telefonu yavaşça masaya bıraktı. O andan sonra bir daha aramasını ya da dönmesini beklemeyecekti. Artık kendi özgürlüğünün adımını atmıştı. Sonunda, derin sessizliğin içinde eski yüklerinden sıyrıldığını hissetti. Yeni hayatının başladığını ve gerçek mutluluğun başkalarının gölgesinde yaşamak olmadığını bir kez daha anladı: İnsan, ancak kendi sınırlarını çizebildiğinde ve hayır diyebildiğinde özgür olur.




