Adım Suzan. Altmış üç yaşındayım. Hayatımın neredeyse tamamı, geceleri İstanbulun sokaklarını, parklarını, otobüs terminallerini temizleyerek geçti. Kimse bana dikkat etmez; bana bakan gözler genelde cam gibi bakar sanki köşedeki çöp kovası, paspas ya da Dikkat, Kaygan Zemin tabelasıymışım gibi.
İki yetişkin çocuğum var, nadiren beni ararlar. Genellikle bir şeye ihtiyaçları olduğunda, para, çocuklarına bakıcılık ya da acil bir para transferi. Hiçbir zaman hayır diyemedim. Daha çok çalıştım, sabah ezanına kadar paspas salladım ki, benim sahip olamadığım ne varsa, iyi okullar, son moda giysiler, şehirlerarası seyahatler onlar da olsun diye.
Ne kadar uğraştıysam, onlar o kadar uzaklaştı benden.
Sonra, bir gece, her şey değişti.
Saat tahminen üçü biraz geçmişti. Anadolu Yakasında bir otoyol kenarı dinlenme tesisini temizliyordum. Havada demli çay, mazot ve bitkinlik kokusu vardı. Tuvaletleri bitirmek üzereydim ki, çok tuhaf bir ses kulağıma geldi. Önce, sanırım yaralı bir kedidir, diye düşündüm.
Sonra tekrar geldi o ses. Narin, paramparça bir ağlama.
Çöp kutusunun arkasından geliyordu bu ses.
Kutuyu ittim; pek de hafif değildi. Küçücük bir bohça, yavaşça kıpırdayan İçinde, ince, kirli bir battaniyeyle sarılı bir bebek. Damağı buz gibi, nefesi düzensizdi. Ağlamıyordu bile, sanki son gücünü saklar gibi.
Diz çöktüğümü hiç hatırlamıyorum. Sadece ellerimin ona uzandığını biliyorum. Temizlik arabamdaki temiz havluları sardım üzerine, göğsüme bastırdım usulca. Üzerimdeki iş önlüğü lekeliydi, elim titriyordu, ama o umursamadı. Parmaklarıyla bileğimi tuttu avuç içiyle.
Tamam, küçük kuşum, dedim. Sen çöp değilsin. Yalnız değilsin. Bugün değil.
Bir kamyoncu, tuvalete girip beni gördü. Olduğu yerde duraksadı; sonrasında hemen 112yi aradı. Doktorlar sonra dedi ki, yarım saat daha geç bulunsaydı, sabaha çıkaramazmış.
Onunla birlikte ambulansa bindim. Elini hiç bırakmadım.
Hastanede adını Bebek Umut olarak kaydettiler. Ama benim için o, çoktan başka bir şeydi. Farkına bile varmadan sorduğum bir sorunun cevabıydı artık.
Önce koruyucu annesi oldum. Ardından resmen annesi.
Adını Emir koydum.
Gözyaşlarımı, uykusuzluğumu, sabahlara kadar temizlik yapmayı bunların hiçbirini ona anlatmadım. Kendi evlatlarım doğum günümde bile aramadı, yine de onlara harç gönderdim.
Bulduğum yeni doğmuş bebeği çöp kenarında kucakladım on sekiz yıl sonra, beni sahneye davet eden o oldu.
Ona asla borçlu hissetmesini istemedim.
Sessizce, nezaketle büyüdü Emir. Evde annesine yardım ederdi. Teşekkür etmeyi hiç unutmazdı. Gece vardiyasından döndüğümde masama bir not bırakırdı: Anne, seninle gurur duyuyorum.
Bazen aklımdan geçmez değil; onu kurtararak asıl kendimi de kurtardım.
Yıllar geçti. On sekizine bastı. Üniversite bursu kazandı. Başka bir şehre, Eskişehire gitti. Gar istasyonunda el sallayıp gülümseyerek arkasından baktım. Sonra eve döndüm; sessizliğe.
Aylar geçti. Hep aradı, haber verdi, ama sesi yetmiyordu; yokluğu büyüktü.
Bir gün, Küçük bir etkinlik var üniversitede, olur musun? diye davet etti. Senin için önemli, dedi. En güzel elbisemi, yıllardır sakladığım lacivert ipek elbisemi giydim.
Salon tıklım tıklımdı. Öğrenciler, öğretmenler, aileler Kalabalık bir sahnede yılın toplumsal projesi ödül töreninin dev bir afişi asılıydı.
Kazanan ismi anons ettiklerinde, adını duydum.
Emir sahneye çıktı uzun boylu, kendine güvenli, takım elbise içinde. Gögsümde tuhaf bir sızı hissettim. Mikrofonu aldı; çocuklara yardım etmekten, hiçbir çocuğun terk edilmiş hissetmemesi gerektiğinden söz etti. Bir insanın başka birinin kaderini değiştirebileceğinden bahsetti.
Bir anda durdu.
Ve bugün, dedi, bana sevgiyi seçmek olduğunu gösteren kişiyi sahneye davet etmek istiyorum. Annem; Suzan Hanım.
Gözlerim kararıyor, ayakta zor duruyordum.
Salondakiler alkışladı. Biri koluma girdi, sahneye yürüdüm. Ellerim buz gibi; bir zamanlar minicik, şimdi yetişkin bir elin dokunuşunda ilk gecedeki hissi buldum.
Mikrofona döndü Emir: O gece beni buldu. Hiçbir zaman yalnız, terk edilmiş olduğumu hissettirmedi. Bugün ne yaptıysam, onun sayesinde yaptım.
Ne dediğimi hatırlamıyorum. Sadece onun elini tuttuğumu, şimdi güçlü olan o eli hissettiğimi ve tıpkı ambulanstaki gibi bir sıcaklıkla dolduğumu biliyorum.
Hayat bazen evlat verir, bazen seçebileceksin bir çocuğu.
Kendi çocuklarım hâlâ nadiren arıyor. Hiç değişmedi.
Ama artık görünmez olmaktan korkmuyorum.
Çünkü bir gece, üç sularında, çöp kutusunun arkasında; yalnızca bir çocuk bulmadım.
Bir gün, sahnede bana anne diyecek ve tüm salonu ayağa kaldıracak birini buldum.



