Dilek Kipinin Türkçedeki Yeri ve Kullanımı

Şart Kipi

Evlenme teklifi mi? Sana evlenme teklifi mi yaptı? Ayşe, kafayı mı yedin? Ne düşünüyorsun burada?!

Elif, işler biraz karışık…

Nesi karışık bunun? Elif kabanını savurdu, masaya oturdu ve derin bir nefes aldı. Eeeeh! Koştura koştura geldim! Yarım saatim var! Sonra Zeynoyu dansa, Canı da futbola götüreceğim.

Elif, çocuk yakında altı yaşında olacak. Hâlâ Canı “Bıdık” diye mi çağıracaksın?

Şükretsin, hâlâ öyle çağırıyorum! Düşünsene, dün kreşten geldi, Aşık oldum! diyor. Kimmiş? Yan apartmandaki Derya! Evleneceğim diyor. Ne diyorsun?

Eee? Senin oğlandan beklenir yani. Kendini bir hatırla!

Aman bırak! Karşılaştırma şimdi benimle! Annemin bana ne trip attığını hatırlıyor musun, evlenmek istiyorum dediğimde? Elif kahkahayı bastı. Kaç yaşındaydım? On beş mi?

On dört! Kadıncağızı kalpten götürecektin az kalsın. Annecim, kararımı verdim! diye… Hem de uğruna çaydanlıktan fırladığın Mehmetin senin yüzüne bile bakmadığı umrun değildi!

Ne olmuş? Sonuçta kocam oldu, bak, bedelini bayağı ödüyorum. Annem keşke daha ağır ceza verseydi! Bir yıl mutfak nöbetiyle geçiştirdi, büyük ceza! Sokağa çıkma yasağı verseydi daha iyiydi!

Sanki seni evde tutabilirdi, he mi! Zaten annem senin öyle bir şey yapmayacağını biliyordu. Sen her zaman akıllıydın!

Akıllıymışım… Özellikle, konu sana gelince! Çocukken nasıl kavga ederdik! Senden nefret ederdim! Öyle işte: Ayşe zekidir, güzeldir; Elif tam arıza bir tip!

Annem asla öyle bir şey demedi.

Babaanne bana yeterince etti! Hep derdi, Elif, kızım sen bizi başımıza iş açacaksın. Peki noldu?

Haklısın! Bu konuda ben biraz geri kalmışım…

Ayşe fincanı itip iç çekti.

Ayşe… Elif uzanıp abla elini tuttu. Neyin var kızım?

Elif, korkuyorum…

Ne? Neden korkuyorsun? Adam gibi adam bulmuşsun, şimdi mızıkçılık yapma! Nesi var?

Sanırım, Okanı kabul etmeyecek…

Elif kaşlarını çattı.

Neden öyle hissettin?

Basit, Elifçim. Dün, o güllerin ve bu yüzüğün ardından, Okanı annene bir süre bırakmanı rica edeceğim, dedi…

Ayşe camdan dalgın deliği izlerken parmağındaki yüzüğü oynatıyordu.

Yüzük güzeldi, pahalıydı da…

Zaten Kaandan başka ne beklenir? Başarılı iş insanı, sporcu, müzik sevdalısı, tam bir İstanbul beyefendisi… Ayşeyi tanıyınca, bayağı bir silkelenmiş, Kadın dediğin böyle olmalı! kafasına girmişti. Hiç pinti değildi, çünkü annesi ona ders gibiydi:

Oğlum, kadın adamın yoklukta yanında durur, yeter ki dert, sorun olsun. Ama bir de bakar: İmkânı olup da paylaşmaya üşenenle ömür geçer mi? Kadın düşünsün derim, bu adam bana kıyar mı; çocuğuna hiç kıyar mı?

Anne, kadın niye öyle düşünsün ki? Çocuk ne alaka?

Sen bana, Yoksul Elif Masalını hatırlıyor musun? Kadınlar hep biraz Eliftir işte. Bin adım sonrası hep kafalarında… Evet, bazen saçmalıyoruz ama, yarını düşünen ayakta kalıyor yavrum.

Kaan annesini ciddiye alırdı. Güçlü kadın görerek büyüdü çünkü! Annesi, Nevin Hanım, Kaan bebekken kocasından boşanıp, kucağında çocukla evden kovulmuştu. Adamın bir gece önce fısıldadığı sevgi, sabaha kalmadan buhar olmuştu.

Nevin Hanımın dönecek köyü vardı ama o samimiyetten kaçarken gün saydığı günlerden oraya asla geri dönmek istememişti. Şehre okumaya gidip, her yerde çalıştı; ayakta kalmak için bin takla attı. Aşk değil, hesapla evlendi, ama bunu hiç çocuğuna anlatmadı. Onun huzuru başka ilkelere bağlıdır, dedi hep.

Bu yüzden yeni hayat kurmak gerektiğinde de pes etmedi. Zor da olsa, yaşlı bir profesörün yanında ev işlerine başladı; adam karısını kaybetmiş, hayattan vazgeçmiş…

Ali Bey, yemek koydum! Derdi bazen.

Sonra yerim, Nevin Hanım…

Olmaz! Şimdi yenecek.

O kadar şart mı?

Evet! Hadi bakalım, ilk kaşık…

Annem bana da böyle yaptırırdı…

Aynı bana, siz de beni babaanne sayın gitsin! Gözünüz pek de açık ama en temel şeyi unutuyorsunuz; havayla insan doymaz! Merhum eşiniz bana hakkını helal etmez sonra…

Filozofsunuz vallahi…

Fırsatım yok, vaktim de yok! Benim felsefem, oğlumun karın tokluğu!

Haklısınız… Oğlan iyi beslensin…

Evin sahibi çocuksuzdu, Kaana hemen bağlandı. Bir gün Nevin Hanımı çağırdı, ağır ağır lafa girdi:

Hanım, bir tek lafım var: Benim kalbim başkasında, bildiğiniz gibi. Ama her şeyimi size ve Kaana bırakıyorum. Bakın, ben yaşlandım. Nevin, işiniz, gücünüz yok, yeni bir hayat; oğlan da ortada… Akılcı bir kadın olduğunuzu düşünüyorum. Kararınızı verin.

Nevin Hanım önce düşünür, sonra kabul eder.

Sağ olun. Biliyorum, bu kararı kolay almadınız. Kendim için değil, oğlum için. Onun daha iyi yolu olmalı…

Birkaç ay sonra sessiz sedasız nikâh kıyılır. Kaan, gerçek babalığı Ally Beyden görür.

Bir yıl sonra Nevin Hanım, üniversite sınavına girer. Doğru kararsın! der Ali Bey. Örnek olacaksın çocuğa.

Nevin Hanımın planı büyüktür. Temizlik ve yemek yapmaya yıllarını vermeyecektir. Mezun olur, butik bir organizasyon firması kurar; çılgın çalışır, yeni hayat kurar. Çünkü oğluna gerçek babadan fazlasını veren bir adam vardır evde.

Gerçek babası ise bir telefonla ortadan kaybolur: Başkasını bulmuşsun, yolun açık olsun. Çocuğa benden hiç bahsetme.

Sözünü tutar. Kaan gerçekleri ancak Ali Bey vefat edince, on dokuz yaşında öğrenir.

Anne, peki… O kadar çok mu severdi beni…

Çok, oğlum! Kimi zaman öz oğullardan daha çok… Aslında o sana baba olmakla kalmadı, sen de ona hayatta anlam verdin. Kan bağı önemli değilmiş, artık biliyorum. Gerçek baban arayıp bir kere sormadı; Ali Bey ev, umut, özgürlük verdi bize.

Nevin Hanım gerçekten içinde gönül kırgınlığı yoktu. Yazlık eve çekildi, Kaana dairesini bıraktı, torun beklemeye koyuldu.

Gel gelelim, Kaan bir türlü “aradığım kadın” diyeni bulamadı.

Kaan, daha kaç kız göreceğiz? diye sordu Nevin Hanım. Zaten bir dolu geldiler geçti. Alarası var, Pelini var. Ne vardı hepsinde?

Onlar bana göre değildi, anne. Alara şahane hukukçu, şahane insan ama tamamen işinde… Evi dergi evi gibi. Evde kahve bile içilmiyor! Lida? Onu da sevmedim. Bu kadar yeter, öyleyse…

Ayşeyle tanışınca Nevin Hanım mutluydu. Hem Kaan olgun yaşına gelmişti, hem de Ayşenin çocuğu olması sorun değildi.

Kaan, hazır mısın böyle bir sorumluluğa?

Anne, sen beni hangi deliye benzettin? Beni sen büyüttün sonuçta. Tek sorunum şu…

Ne o?

Ya oğlan beni sevmezse?

Aferin! Hadi bakalım. Önce kadını değil, çocuğu fethedeceksin; başka yolu yok. Annesi için çocuğu her şeyden üstündür.

Anne…

Oğlum, lafı eğip bükmeye gerek yok bazen. Evlenme teklifini et, planını yap, çocuğa yaklaş. Orada baba yok, bir aday olarak şansın çok. Ama kendi kafanda net ol. Çocuk oyuncağın değil! Ayşe güçlüdür, terk edersen bir şekilde ayakta kalır. Ama oğlan için aynısı geçerli değil, ona göre! İki hayata dokunuyorsun, unutma…

Kaan annesini dinler, hemen planına başlar.

Evlenme teklifinden sonra Ayşe, Elifle müdavimi oldukları kafede, Ne yapsam acaba? diye kara kara düşünüp durur. Sevmek güzel, ama sevilmeyen evlatla aynı çatıyı paylaşmak, mümkün müdür?

Elif sandalyede şöyle bir kıpırdanır, nasihat etmese de duramaz:

Ne dedi sana?

Kim?

Uzun boylu zat efendim, Kaan tabii! Ne gerekçe gösterdi oğlanı niye yollayalım dedi?

Hiçbir şey… Sadece, Düğünden sonra Okan bir hafta dede ve anneannesinde kalsa çok iyi olur, dedi.

Ayşe, siniri sıfırlarda, kaşığı masaya fırlatır (bunu hiç yapmazdı). Ses, garsonu bile döndürür, Elif ise Sorun yok, bakışıyla onu savuşturur. Tayinli kaşığı alır, kalan kremasını yalar, sonra çocuk gibi Ayşenin alnına patlatır:

Ayyyy! Ayşe şokta, alnını ovuşturur. Ne yapıyorsun? Şişecek şimdi!

Yok bir şey! Yılların tecrübesi unutulur mu?

Ama çocuk değiliz artık!

Değiliz tabii! Ne zamandı çocukluğun bittiği? Okana hamile olduğunu öğrendiğinde mi, yoksa daha önce mi?

Galiba öncesi.

O işte. Ne derdi babaanne? Genç yaşta olgunlaşanlar… Hayat sana bir ders vermedi mi?

Neyden bahsediyorsun?

Sadece, Nikil ile o lise maceranı bana açsaydın, ne olurdu acaba? Anneme babama değil, bana anlatsaydın mesela…

Bilmem… Artık neyse, geçti…

Haklısın, ama bak: Aklımdan çıkmıyor, senin sevdiklerinle konuşamama huyun başına iş açıyor!

Ayşe iç geçirir, kaşığı bırakır.

Belki de haklısın…

Belki mi? Net haklıyım! Bir hatırlatayım: Okan dünyaya nasıl geldi, unuttun mu yoksa?

Gerek yok, gayet iyi hatırlıyorum!

Hiç sanmıyorum!

Ayşe Elife sırtını döner; bazen bu kız çekilmez olsa da bu defa haklıydı. Oğlu imkânsızdan doğdu, bunu saklayacak hali yoktu.

Okanın babası Nikille liseden sınıf arkadaşıydı. Her gün okula en erken gider, birinci kattaki aynanın önünde onu görmek isterdi. Belki bir gün, Merhaba! der diye… Demesi başkalarına da olunca takmazdı. Ama Nikil sonunda ona bakar, mezuniyet gecesi elinden tutup evine götürür. Ailesi yokken…

Neden kabul etti, Ayşe de bilmiyordu. Okuyan, annesine her şeyi anlatan Ayşe, bu kez çeneyi sıkı tutmuştu. Ailesiyle tatile gittiğinde, büyük sır ne yapacağını unutturur: Zira bu sır ne Oba Nehri boyunca akıp gider, ne büyüklüğü anlatılır…

Nikilin onu kullandığını kısa sürede anlar; yine de döner gelir sandı. Zaman geçirdikçe, söylemeye korkar; sonunda vakit biter.

Elif durumu sezince, mahalledeki çocuklarla anlaşıp, bir akşam Ayşeye sarılır:

Ayşe! Korkma! Ve hiç kafana takma… Boş ver gitsin! Uğraşmaya bile değmez!

Kim uğraşıyor?! Elif, ne diye konuşuyorsun sen?

O sırada bayılır, annesi gelene kadar görmez.

Ayıldığında annesi başında:

Hiçbir şey söylemedin mi bana, Ayşe? Daha mı iyiydi?

Sonra hep birlikte ağlanır, sonunda babası eve gelir:

Noluyor burada, Amazonlar su basmış gibi? Sebebini öğrenince kollarını iki yana açar. Kızlar, kafayı mı yediniz? Sevinin, torun geliyor! Oğlan-kız fark etmez. Yeter ki huzurla gelin, Ayşe. Yıpranma!

O an yaşadığı rahatlamayı bir daha derinlemesine hissetmez. Mahcup olur ama aynı zamanda ailesinin kabulüyle huzur bulur.

Okan klasik ailede büyümez belki, ama doğuşu bir mutluluktur. Ayşe okulu da bitirir, Okanla yeni bir hayat kurar. Kaanın girişi dengeleri sarsar; haklıdır, kendi huzuru değil, Okanın mutlu olması lazımdır.

Bir kez yanlış yaptı, neredeyse bedeli ağır oldu. Ailesi ve Elif olmasa, kim bilir…

Düşünceleri alnına yazılmışcasına okunan Elif, garsona işaret eder:

Bir kaşık daha, lütfen, ve ekler tekrar. Benim sinirler yıprandı, Ayşeninkiler de…

Ekleri önüne koyarken başını sallar:

Ayşe, şu sorgulamayı bırak. Sadece direkt konuş. Özellikle Kaanla. O çocuk adam, güven veriyor. Açık sor! Okanı neden dedeye yollamak istiyor? Zor mu bu?

Bilmem, kolay olmalı. Sadece sormak mı?

Evet! Hemen şimdi!

Elif masanın üzerinden uzanıp Ayşenin telefonunu kaptığı gibi sallamaya başlar.

Hadi, ara!

Elif! Adam toplantıda!

Eee, sen de öğrenirsin sana ne kadar değer verdiğini!

Olmaz ki!

Saçmalama! Aramıyorsan, mesaj at, hadi!

Ne düşünür hakkımda?

Ne düşünürse düşünsün! Parmağında onun yüzüğü var! Evetini verdin, yani? Düşünüyorum mu?

Düşünüyorum hâlâ…

O zaman Evet dedin! Elif kesti. Adamla ciddi ilişki kuracak, ama Şöyle yapsam mı? diye kurar kıvırıyorsun. O senin düşüncelerini okuyamaz. Sen söyleyeceksin! Bırak şu şart kipini! Bilmek istiyorsan, sor…

Keşke ne istediğimi bilsem… Ayşe, neredeyse gözleri dolu dolu, yine de telefonu alır. Sadece sorayım mı?

Sor!

Cevap gecikmeden gelir. Telefon cıvıldadı, ekrana gelen emoji Ayşeyi güldürür.

Gördün mü? Her şey ortada. Elif koluna baktı, saate kızdı. Eyvah! Dans, futbol, hayat; bana bunlar var! Sen kasılma artık! Her şey yoluna girecek! O bir hafta baş başasın, sonrası hep beraber. Sen sadece anne değilsin, kadının da hakkı var. Valla bazen seni kıskanıyorum, Mehmetin aklı böyle çalışmazdı. Neyse… ve Okanla da konuş. Kaana “baba” demeye dünden razı…

Gerçekten mi?

Eminim! Duymamış ol, benden duymuş olma.

Elif, kabanı aldığı gibi fırtına gibi çıkarken, kapıdan bir de dili dışarı fırlatır, şaka mahiyetinde şak şak yapar: Düşün!

Ayşe de düşünür.

Bu düşüncenin semeresi olur.

Üç sene sonra, Okan yeni doğan kardeşini Kaanın elinden alırken minnetle bakar ve yıllardır baba! dediği adamın gözlerinin içine gülümser.

Okan, dikkat! Ayşe bir an telaşlanır, Kaan ise kolunu sarıp onu durdurur, kardeşinin ilk buluşmasını engellemesine engel olur.

Korkma! Her şey güzel olacak, değil mi oğlum?

Baba! Ayıp ediyorsun! Okan, özenle hazırladıkları kurdeleyi düzeltir, gülümser. Anne! Kardeşim çok güzelmişAyşe gözlerinin içiyle oğluna, sonra Kaana baktı. Her kelimesiz teşekkür, geçen yılların, dizlerinin bağı çözülüp bir zamanlar korkuyla attığı adımların karşılığıydı. Elini Kaanın avucuna bıraktı; bu defa bir tereddüt, bir acaba yoktu. Okan kıkırdayarak kucağında minik kız kardeşini usulca salladı. Evin içi kahkahadan, dışarıdan gelen martı seslerinden, pencereden dolan sabah güneşinden taşarken Ayşenin aklında sadece bir cümle yankılandı: “Hayat şartlarla değil, kalple kurulur.”

Okan minik elleriyle kardeşinin yanağını okşarken Kaan sessizce eğilip Ayşenin kulağına fısıldadı:

Artık üçümüz değiliz, dördümüz olduk.

Ayşe başını salladı, gözyaşlarını saklamadan gülümsedi. O an anladı ki, eksik olan ne geçmişteki korkuları ne de gelecekle ilgili endişeleriydi; eksik olan açıktan dile getiremediği umuttu, şimdi ise o umut yanındaydı. Sevmek, büyütmek, bağ kurmak; her şey olasılıklarla değil, evet demekle başlardı.

Okan, kardeşine bakıp tekrar sordu:

Anne, şimdi bir dilek tutsam olur mu?

Ayşe eğildi, gözlerinin yaşını oğlundan kaçırmadan fısıldadı:

Tut oğlum, çünkü gerçek oldu bile.

Ve hayat, şart kipinden uzak, şimdiki zamanın sıcaklığında akmaya devam etti.

Rate article
Lifequest
Dilek Kipinin Türkçedeki Yeri ve Kullanımı