Oğlunu, kendi evladım gibi seveceğime söz veriyorum. Huzur içinde yat…

Söz veriyorum, senin oğlunu kendi çocuğum gibi seveceğim. Huzur içinde yatsın

Baran, neredeyse tüm konforlara sahip bir adam. Şehrin dışındaki bir apartmanda kendi odası var, güzel bir işi, şık bir arabası, akşamları lüks bir restoranda yemek, modaya uygun kıyafetler Her şey eksiksiz, ama aşk eksik. Bir yıl önce yedi yıl evli olduğu eşiyle boşandı. O, barış içinde yaşayan bir kadındı, çocuk ve aile sorumluluğundan kaçınmak istediğini söyledi. Baran, dürüst ve sorumluluk sahibi biriydi; ailesi de onu her zaman gururla izledi. Ancak ailesi İstanbulda, Baran ise Ankarada yaşıyordu, bu yüzden sık sık görüşemezlerdi.

İşten erken çıkıp eve doğru yürürken, duş alıp sonra bir restorana gitmek istiyordu. Yemek yapmaya hiç isteği yoktu. Aklına bir anlık bir fikir geldi: Kurallarımı bir kez daha kırıp bir köfteci, kola alıp farklı bir akşam geçirebilir miyim? O sırada, otobüs durağının yanındaki küçük bir çadırda beşaltı yaşında bir çocuk oturmuş gözyaşlarını siliyordu. Baranın kalbi bir anda burkuldu. Arabasından inip çocuğa yaklaştı, diz çökerek oturdu.

Sen kimsin? Burada ne yapıyorsun? Ailen nerede?
Ben Efe Yıldırım. Çok acıktım ama param yok. Annemi hastaneye götürdüler, ben yalnız kaldım, çok korkuyorum.
Baban nerede, Efe?
Bilmiyorum. Annem, doğduğumda babamın gittiğini söylemiş.
Kaç gündür sokakta kalıyorsun?
İki gün. Anahtarlarım var ama evime giramıyorum. Çatı katında uyuyorum, çok soğuk ve açım.

Baran, Tamam, hemen bir şeyler alalım ve eve gidelim, dedi. Çeşitli yiyecekler aldılar, Baran elini Efenin koluna koyarak evine doğru yürüdü. Kapı kilidi çocuk için çok yüksekti, Efe açamadı. İçeri girdiklerinde Efe hemen mutfağa koştu, ekmek kaptı ve çiğnemeden yutmaya başladı. Baran masaya yiyecek paketlerini koydu ve:

Şimdi güzelce yıkanıp temiz kıyafetler giy. Ben de bir şeyler hazırlayayım, dedim.

Efe başını salladı, çabucak banyoya koştu. Baran ona yardımcı olmak isteyip sordu, ama Efe Ben büyüğüm, yalnız hallederim diye cevap verdi. Yemek yerken, Efe yemeği çabuk yedi, sonunda masada uykuya daldı. Baran onu kucağına alıp odasına götürdü, yatakta örtü serdi. Ev tek odalı, ama çok sıcak ve evcildi; bir komodada fotoğraflar duruyordu. Bir fotoğraf, Efenin anne ve babasıyla çekilmiş, annesi güzel, düzgün hatlı bir kadın gösteriyordu.

Baran biraz dolaşarak kendine Burada ne yapıyorum? Neden buradayım? diye sordu, sonra uyuyan çocuğa baktı ve anladı ki, artık burada kalması gerekiyordu. Çocuğun başını okşadı, anahtarları alıp sessizce evden çıktı, arabasına koştu, park yerine park etti, merdivenlerden aşağı indi ve apartmana girdi. Efe hâlâ derin uyku hâlindeydi. Baran mutfağa döndü, masadaki her şeyi topladı, yiyecekleri buzdolabına koydu. Koridorda aynanın yanında bir not defteri gördü, kahve yaptı, defteri açtı. Defterde Efenin annesinin, İrem Yıldırımın bilgileri vardı: adı, soyadı, doğum tarihi, cep telefonu numarası. Baran numarayı çevirdi, ancak hatalıydı. Hastaneleri ve bilgi masalarını aradı, sonunda İremin Onkoloji Polikliniğine yatırıldığını öğrendi. İçinde bir burukluk hissetti.

İlk gün hastaneye gitti, Efenin battaniyesini düzeltip kendisi kanepede oturdu, çabucak uykuya daldı. Gözlerini açtığında güneş pencereden süzülüyordu, Efe yoktu. Odada bir kız çocuğu belirdi:

Amca, uyanabildin mi? Kahvaltı ve çay hazırladım.

Baran yüzünü yıkadı, mutfağa yöneldi; çarpık kesilmiş sandviçler tepside duruyordu. Bir anda en lezzetli sandviçler gibi hissetti.

Efe, dün annenin nerede olduğunu buldum. Sanırım ona bir ziyaret yapmalıyız, endişelenmesin. Benim adım Baran, tamam mı?

Efe başını salladı, masayı topladı, yola çıktılar. Hastaneye vardıklarında, İremin odasını buldular, kapıyı açtıklarında yorgun, göz altı morlukları olan bir yüz gördüler. Oğlu gördüğünde gözleri genişledi, gözyaşları sel gibi aktı.

Oğlum, çok üzdüm seni, sokakta yalnız kalmıştın. Bu adam kim?

Anne, bu Baran. O benim arkadaşım, çok iyi biri. Dün bana lezzetli yiyecekler aldı, ben yedim ve uyudum, o da benimle kaldı.

İrem, Barana bakarak:

Siz kimsiniz? Çocuğuma yardım ettiğiniz için teşekkür ederim. Yardım isteyecek kimse yoktu, nerede bulacağımı bilmiyordum.

Endişelenme, İrem Hanım. Biz tesadüfen tanıştık, arkadaş olduk. Merak etmeyin, Efeyi bırakmayacağım, ona bakacağım. Lütfen tedaviniz iyi olsun.

İrem neredeyse fısıldayarak:

Buradan çıkmayacağım, bu benim sonum. Siz benim çocuğumu büyütecek tek kişisiniz. Defterde eski evimin adresi ve müdürün bilgileri var, eğer mümkünse, ben öldükten sonra Efeyi oraya götürün. Müdür zaten her şeyi biliyor.

Baran umutla:

Her şey değişecek. Doktorla konuşup bir çözüm bulacağız.

Doktor, Üzgünüm, durum çok ileri, en fazla bir ay kalabilir. Ağrı kesiciler dışında bir şey yapamıyoruz, dedi. Baran, Onu özel bir odaya alabilir miyiz? Şartları iyileştirebiliriz, diye ısrar etti. Doktor, Oda mevcut, ama kim olduğunuzu bilmiyoruz, diye yanıtladı. Baran, Ben sadece onun babasının arkadaşıyım, dedi.

Baran ve Efe, hastanenin kantininden yiyecek alıp İreme getirdi. İrem, yeni odasına alındı; oda geniş ve aydınlıktı, buzdolabı vardı. İçine meyve, meyve suyu ve sıcak yemek koydular. İrem, ağrısına rağmen bir lokma yedi, oğlunu ve yeni dostunu izledi, Barana teşekkür ederken Tanrıya dua etti: Lütfen oğlumu bırakma. Böylece bir çocuk yuvası için bir plan oluştu.

Baran, her gün çiçek buketleri getirdi, komik hikayeler anlattı; İrem bile gülmeye başladı. Üç hafta sonra yanakları hafifçe kızardı, Baran umutlandı. Doktorla bir görüşme daha yapmaya gitti; doktor sadece O gidiyor dedi. Baran tüm gece uykusuz kaldı, kafasını karıştırdı, mutfakta kahve içti. İrem, Oğlum, niye bu kadar şık giyindin? diye sordu.

Efe, Damat oluyorum, dedi. Babamı alamazsam, seninle evlenmek istiyorum, bir avukat arkadaşım var, her şeyi hallederiz.

İrem, Eğer evlenirsen, oğlumun geleceği güvende olur, diye düşündü. Baran, büyük bir buket gül ve bir kutu hediyeyle odanın kapısını çaldı, diz çökerek:

İrem, artık evlenmek istiyorum. Seni evlenme teklif ediyorum; bu sayede Efeyi evlat edinebilirim. Söz verdim, çocuğunu kendi çocuğum gibi seveceğim. Kabul ediyor musun?

İrem gözlerinden yaşlar süzülürken, Evet, dedi, sanki bir melek görmüş gibi. Düğün yarım saat içinde bitti; Baran yüzük taktı, İremi öptü, doktorun yanına gitti:

Doktor, eve götürebilir miyiz? Ağrı kesiciden başka bir şey vermiyorsunuz, enjeksiyonları ben yapabilirim, annesi ona bakacak.

Doktor, Evet, talimatları yazıyorum. Acil bir şey olursa ambulans çağırın, dedi. Baran, İremi tekerlekli koltukta oturttu, arabaya yerleştirdi; hafif bir beden gibi hissetti, neredeyse hayatı çıkıyordu.

Akşam, evde büyük bir kutlama yemeği vardı; Efe mutluluktan zıplıyor, annesi ve Baranın en iyi arkadaşı, babası Lütfi de yanındaydı. Gece yarısı Baran, İremin yanına oturdu, onun ağlamasını ve inlemelerini izledi, enjeksiyon yaptı, ardından o da uyuyakaldı. Beş gün sonra İremin kalbi dayanamadı, Baranın ruhu parçalandı; sanki bir yakını kaybetmişti.

Mezarlıkta, bir baba ve bir çocuk yan yana duruyordu; Baranın ailesi ve arkadaşları arkasında. Baran çocuğun elini sıkı tutuyordu, Efe gözleriyle:

Baba, anne bana dedi ki sen benim babamsın, gerçek mi? Sen hep benimle olur musun, hiç gitmez misin?

Baran çocuğun üstüne oturdu, sıkıca sarıldı:

Evet oğlum, ben buradayım, hep seninle olacağım. Annen de gökyüzünden seni izliyor, kalbinde yaşayacak.

Efe annesinin fotoğrafına bakarak:

Anne, üzülme, babam yanımızda, biz hep birlikte olacağız. Seni sık sık ziyaret edeceğim, sana hayatımızı anlatacağım. Seni çok seviyorum.

Efenin küçük eliyle anne fotoğrafını okşadı, Baranın yanaklarından bir damla gözyaşı süzüldü. Baranın hayatı köklü bir değişime uğradı; artık bir anlamı, bir nedeni vardı. Çünkü karısına, Senin çocuğunu kendi çocuğum gibi büyüteceğime söz veriyorum, demişti.

Rate article
Lifequest
Oğlunu, kendi evladım gibi seveceğime söz veriyorum. Huzur içinde yat…