Murat, nişanlısı Elifi köye getirdi. Ona babaannesinden miras kalan bir ev vardı burada. Genç çift yavaş yavaş alıştı, yeni evlerinde düzen kurdular, küçük bir çiftlik bile oluşturdular Derken bir gün, Muratın şehirde yaşayan ablası Fadime çıkageldi. Yanında üç çocuğunu getirmişti.
Ben de burada yaşadım eskiden! dedi Fadime kardeşine. Babaanneme gelirdim zamanında. Şimdi de deniz kenarında tatil yapmak istedim! Çocukları köyde size bırakırım herhalde.
Peki ya onlara kim bakacak?! şaşırdı Murat. Biz çalışıyoruz
O sırada bir ses yükseldi dışarıdan. Murat camdan baktı ve gördükleri karşısında donup kaldı.
*
Murat, Elifi çocukluğunu geçirdiği köye getirmişti. Babaannesinden kalan eski bir ev vardı burada.
Seç hayatım, ister burada yaşayalım, ister İstanbula gidip ev kiralayalım, dedi Elife.
Seçenek çok da fazla değildi aslında. Muratın şehirde hiçbir şeyi yoktu, ablası Fadimenin evinde, küçük bir odada en büyük yeğeniyle kalıyordu.
Ablası, Muratın yanında kalmasından hiç hoşnut değildi. Ayda bir maaşını ona verince biraz yumuşuyor, ama geri kalan zaman boyunca ufak şeyler yüzünden Muratı sıkıştırıyordu. Hem de Muratın omzunda hep bir yük vardı.
Haftasonları mutlaka halıların, battaniyelerin silkilmesi, üç çocuğun bir yaşında, üç ve altı yaşlarında dışarı çıkartılması gerekirdi. Fadimenin kocası ya başka şehirde okuyordu, ya da arkadaşlarıyla geziyordu. Bazen ailesine gider, evden uzaklaşmak isterdi.
Elif bunları biliyordu. Muratın iyi bir işi ve maaşı olmasına rağmen, elinde avucunda pek para kalmıyordu. Hepsi ablaya gidiyordu. Elifle çıkmaya başladıklarında, Murat kendi harçlığına biraz ayırınca neredeyse kapı dışarı ediliyordu. İki hafta istifa öncesi çalıştırılmıştı.
Ablası, Muratın ruhunu tükettiği gibi, nişanlısının da huzurunu kaçırıyordu. Fadime için Murat tam bir bulunmaz nimetti; para, temizlik, çocuklarla ilgilenme.
Bir hafta söylendi, sonraki hafta ise Murat maaşını vermeyince Muratı evden kovdu. Murat da eşyalarını alıp Elifin kaldığı öğrenci yurdundaki odasına taşındı
*
Köy onları iyi karşıladı. Yakınlarda hiç akrabaları yoktu ama Murat birçok kişiyi tanıyordu; çocukluğunu babaannesinde geçirmiş, köyün insanlarına alışkındı. Annesi de başka bir şehirde bir köyde yaşıyordu, Elifin ailesi ise daha uzaklardaydı. Yardım edecek kimseleri yoktu.
Sessiz sedasız nikâh kıyıp birlikte yaşamaya başladılar. Elif köydeki anaokulunda iş buldu, Murat ise kerestecide çalışmaya başladı. Komşu bir teyze yaşlandığı için bakamadığı keçisini onlara verdi.
Keçi neredeyse bedava sayılırdı, sadece her gün yaşlı teyzeye yarım litre süt bırakıyorlardı. Sonra birkaç tavuk ve koyun aldılar. Maaşlar çok yüksek değildi; geçimini kendi çiftliklerinden ve Elifin el işiyle yaptığı dikişlerden sağladılar. Fena yaşamıyorlardı.
Artık üç yaşında bir oğulları, Emir olmuştu. Elif tekrar işe başlamıştı. En zor yılları geride bırakmışlardı.
*
Bir gün Fadime çıkageldi. O, kardeşi köyden taşındığından beri hiç gelmemişti. Çocuklar büyümüştü tabii. Kocası da evde kalmayı seçmiş, yine ailesinde dinlenecekti.
Ben de burada yaşadım eskiden! dedi Fadime. Babaanneme gelirdim.
Çok da kalmadın ama, dedi Murat. İlk haftadan sonra ağlamaya başladın, hemen gelip seni alırlardı. Ben tüm yazı burada geçirirdim
Ne yapacaktım ki burada, çok sıkıcı. Şimdi de denize tatile gitmeye karar verdim!
E çocukluğundan beri denizi seversin. Ailemiz hep seni götürürdü zaten.
Ben denize gideceğim Muratcığım, çocukları size bırakırım köyde!
Kim ilgilenecek onlarla? Çalışıyoruz biz, bazen birkaç gün eve gelemiyorum bile.
Burası köy, ne olabilir ki? Kendi kendilerine bakarlar!
Sen kal o zaman, çocuklarına sen bak. Elif kabul etmez zaten.
Ne olacak canım, sonuçta kardeşimsin! Eşine söylersin olur biter.
Kocan ne yapıyor bu arada, seninle gelmeyecek mi?
Yok, evde dursun biraz, bizden dinlenecek.
Sizin aile hep birbirinden dinleniyor zaten
Fadime ile kardeşi konuşurken, çocuklar her yere koşturuyordu. Derken, dışarıdan büyük bir gürültü geldi. Murat camdan bakınca ne görsün: Çocuklar domuz büyüklüğündeki bir danayı salmış, tüm bahçede hayvanın peşinden koşturuyorlar.
Murat danayı zor bela geri getirdi. Sebze bahçesi mahvolmuştu. Sonra keçiyle yavruları sırada, marulların yarısı gitmişti.
Murat öfkelendi, Elif strese girdi. Çocuklar tekrar sokağa fırladı.
Sonuçta bunlar çocuk, köydesiniz işte! Ne olacak keçilerle oynasalar?
Bizim kendi oğlumuz üç yaşında, asla böyle şey yapmaz.
Onun da zamanı gelir.
Çünkü neyin yanlış olduğunu biliyor.
Dışarıdan bir gürültü daha geldi. Çocuklar bu sefer kümese gitmiş, tavukları seyrediyorlardı.
Çok güzel tavuklarımız vardı, renk renk yumurtaları oluyordu. Horoz kapıyı açınca onlara saldırdı.
Böyle köy mü olurmuş, hiç bakmıyorsunuz hayvanlara!
Horozun suçu yok. Çocuklara söyle, hayvanlara yaklaşmasınlar.
Eşin izin alsın, çocuklara baksın! Allah korusun bir şey olursa, ben yokken
Daha köpekleriyle de tanışmadılar. Komşunun bir boğası var, çok saldırgan. Sabah akşam inekler geçer. Ne ararsan var: köpekler dolaşıyor, komşunun kazları bizim horozdan beter. Akşam karanlıkta asla dışarı çıkmayın derim.
Bunu bilerek söylüyorsun değil mi?
Sadece uyarıyorum.
O esnada, Fadimenin büyük oğlunu bir komşu getirdi; garajın arkasında sigara içmek istemiş. Komşu, Her yer kuru, aylardır yağmur yağmadı, yangın olsa ne yapacaksınız? Siz kimsiniz burada? diye kızdı.
Yok Fadime, ben böyle dert istemem. Çocuklarını denize götür, ama balıkları korkutmasınlar yeter!
Hepiniz tuhafsınız burada! Ben sana yardım etmedim mi, evimde kalmadın mı?
Sadece bir yıl, başka çarem yoktu. Tüm maaşımı da sana verirdim, kalanını da sen bilirsin zaten
Toplanın çocuklar, sizi dedenin ve babaannenin yanına götürüyorum, dedi Fadime.
Gitmek istemiyoruz, seninle kalmak istiyoruz!
Olmaz!
Sabahleyin misafirler gitti. Murat ve Elif, Fadimenin bu yüzsüz misafirliği günlerce dilinden düşüremediEvin sessizliği yeniden çöktü. Elif bir süre mutfakta oyalanırken Murat bahçeyi toparlamaya girişti. Kırılan marulların yerine yeni fideler dikti, dananın dağıttığı toprakları düzeltti. Oğlu Emir, elinde küçük bir oyuncak traktörle yanına geldi ve sessizce babasına yardım etti.
Akşam güneşi köyün üstüne inerken Elif kapı önüne oturmuş, bir fincan çay içiyordu. Murat yanına gelip bardakta kalan son yudumu aldı, gülümsediler birbirlerine. Emir onlara yaslanıp başını annesinin dizine koydu.
Bütün günün yorgunluğunun ardından, Murat gözlerini ufka dikti. Fadimenin ayak sesleri ve sesli şikâyetleri artık çok uzaktaydı; burada, kendi yuvalarında, kendi huzurlarının değerini daha çok anladılar. Şehirden, karmaşadan, sürekli isteklerden uzak; küçük bahçelerinde, oğulları ve hayvanlarıyla birlikte, sade ve özgür bir hayat yaşadıklarını hissettiler.
O anda Murat, bütün gürültünün, tartışmanın, fedakârlıkların aslında onları daha da birbirine yakınlaştırdığını fark etti. Elifin elini tuttu. Ve birlikte, narin bir huzur içinde, yarın sabah yeni fideler ve yeni umutlarla uyanacaklarını bilerek akşamı karşıladılar.
Köyde hayat zor ama samimiydi. Ve ikisi biliyordu: Bu huzur, hiçbir tatilin, hiçbir kolaylığın sunamayacağı kadar kıymetliydi.



