Serkan, nişanlısı İrem’i köye getirdi. Orada ona babaannesinden miras kalan bir ev vardı

Serdar, nişanlısı Meryemi yaşamak için köye getirmişti. Büyükannesinden kalan eski ev şimdi onların yuvası olacaktı. İkisi de kısa sürede köye alışmış, bahçede tavuk, koyun beslemeye başlamış, küçük bir aile kurmuşlardı. Ama bir gün Serdarın şehirde yaşayan ablası Elif, yanına üç çocuğunu da alıp çıkageldi.

Ben de burada yaşadım eskiden! dedi Elif heyecanla. Her yaz anneanneme gelirdim. Bu sefer de tatile denize gideceğim, çocukları sizde bırakırım köyde.

Peki, onlara kim bakacak ki? diye sordu Serdar şaşkınlıkla. Biz çalışıyoruz; bazen günlerce evde olmuyorum.

Bir anda dışarıdan gürültü yükseldi. Serdar pencereye koştu ve gördükleri karşısında donakaldı.

Serdar, nişanlısını köye getirirken ona iki seçenek sunmuştu:
Meryem, ya burada, bu köy evinde yaşarız ya da şehirde kiralık ev ararız, karar senin.

Seçenekleri fazla yoktu. Şehirde Serdarın ne evi ne birikimi vardı. Ablası Elifin evinde, büyük yeğeniyle aynı odada kalıyor, evin işine gücüne de koşuyordu. Elif, kardeşini yanında istemese de ay başında aldığı maaşı getirince biraz daha tahammül ediyordu. Kafasına göre, Serdara sürekli iş buyuruyor, hafta sonları halı döşek silkeliyor, bebeklerle ilgilenmesini istiyordu.

Elifin kocası ya başka şehirde eğitimde olurdu ya da arkadaşlarında vakit geçiriyordu. Evde kaldığı zamanlarda da bazen anne babasına gidip kafa dinlerdi. Meryem tüm bunları duymuş, Serdarın maaşını bile alamadan ablasına verdiğini öğrenmişti. İlişkileri başladığında, Serdar harcamalarını karşılamak için azıcık kenara para ayırınca Elif küplere binmiş, neredeyse onu evden atıyordu. İşten çıkışta, iki hafta daha abladan izin almak zorunda kalmıştı. Elif, hem kardeşinin sinirleriyle oynuyor, hem de nişanlısının.

Elif için Serdar çok kullanışlıydı: para, temizlik ve çocuk bakımı hep onun üzerindeydi. Bir hafta daha böyle devam etti, sonra Serdar maaşını vermeyi reddedince Elif onu kapının önüne koydu. Serdar, eşyalarını toplayıp Meryemin kaldığı öğrenci yurduna gitti.

Köye taşındıklarında eski tanıdıklardan yakınlık gördüler. Serdar, çocukluğunu bu köyde geçirmişti, neredeyse herkesi tanıyordu. Serdarın annesi başka bir köyde, Meryemin ailesi ise uzaktaydı; kimselerden yardım beklemiyorlardı. Sade bir nikahla evlenip düzene girdiler. Meryem, köyde kreşe yerleşti, Serdar ise kereste atölyesinde işe başladı.

Komşu yaşlı kadın, onların halini görüp bir keçisini ücretsiz verdi. Sadece her gün yarım litre süt karşılığında Sonra tavuklar ve koyunlar geldi. Maaşları az olsa da Meryemin dikişten aldığı ek gelir ve kendi çiftlikleriyle bir şekilde geçiniyorlardı.

Bir de üç yaşındaki oğulları Deniz vardı. Meryem, doğum izninden sonra yeniden çalışmaya başlamıştı. Artık zorlu günler gerideydi…

Ama bir sabah Elif ansızın çıkageldi. Kocası yine yanında yok, anne babasına “dinlenmeye” gitmişti. Elif, çocuklarının elinden tutup kapıda dikilmiş:
Ben de burada kaldım küçükken! Anneanneme gelirdim dedi.
Ne kadar kaldın ki? dedi Serdar. İlk haftadan sonra ağlayıp ortalığı ayağa kaldırmıştın, hemen peşinden gelip almışlardı. Bense her yaz buradaydım…

Sıkıcıydı ki, burada ne yapılır! Ben denizi daha çok severim!

Deniz sevdasını çocukluktan biliyoruz, annemle babam yalnız seni götürürdü zaten.

Kardeşim, ben denize gideceğim bu sefer, çocukları size bırakırım!

Nasıl yani? Kim göz kulak olacak, biz işteyiz, günlerce eve gelemem.

Köydesiniz ya, ne olur ki! Çocuklar kendi başına oynar!

Sen kalıp kendin bak o zaman. Meryem kabul etmez.

Neden ona soruyorsun, sen benim kardeşimsin! Eşine söylersin olur biter.

Senin eşin ne iş yapıyor ki, ya da seninle gelmeyecek mi?

O evde kalsın, bizden nefesleniyor!

Hayatınız boyunca kaçıyorsunuz birbirinizden.

İkili tartışırken Elifin üç çocuğu evin içinde, dışında sürekli koşturuyordu. Bir anda bahçeden çığlıklar yükseldi. Serdar pencereye koştu. Çocuklar, domuzcağızı salıvermiş, bütün bahçede hayvanı kovalayıp durmuşlardı.

Serdar, onlarca zahmetle o hayvanı tekrar kümese sokarken, patırtıdan bahçede ayak basmadık yer kalmadı. Sonuç: yarısı telef olan lahana, kaybolan keçiler Sinirler gerildi, Meryem üzüldü, çocuklar ise tekrar dışarı koştu.

Onlar çocuk, köydeyiz, keçilerle oynuyorlar işte, ne var bunda? dedi Elif gamsızca.

Bizim oğlumuz böyle şey yapmıyor, üç yaşında olmasına rağmen!

Daha çok vaktin var, yapacaktır.

Yasa da biliyor, yapılmayacağını.

Aynı anda tekrar dışarıdan bağırış koptu. Elifin çocukları bu kez kümese dalıp süs tavuğu koleksiyonunu gözlemliyordu. Rengarenk yumurtalar yumurtlayan çok değerli türlerdi. Elifin çocukları kümesin kapısını açınca, horoz anında saldırdı, kanatlarını hışırdatarak peşlerine düştü.

Siz köyünüzü hiç yönetemiyorsunuz, hayvanlara bile hâkim değilsiniz! diye çıkıştı Elif.

Horozun suçu yok, çocuklarına söyle, her yere dalmasınlar.

Karın izin alsın, izinli gelsin çocuklara baksın. Vallahi çocuklardan biri zarar görürse ne yaparım bilmem!

Daha bizim köpekleri görmediler. Yan komşunun boğası var, sabah akşam geçerken olay çıkarıyor. Sahipsiz köpek dolu, ileriki komşunun kazları ise bizim horozdan bile beter. Akşam olunca hiç dışarı çıkmayın derim.

Bana gözdağı mı veriyorsun?

Sadece uyarıyorum.

O sırada komşu, Elifin en büyük oğlunu getirdi. Çocuk arka tarafta yangına sebep olacak diye ateşle oynuyormuş.

Ucuz atlatıldı, her yer kupkuru, bir aydır yağmur yok dedi komşu. Siz kimsiniz? Ne biçim bakıyorsunuz?

Yok Elif, ben bu çocuklarla uğraşamam. En iyisi onları da yanında al, istersen denize kadar, ama dikkat et de denizdekileri ürkütmesinler.

Siz köydekiler de çok tuhafsınız! Ben sana zamanında çok yardım ettim, evimde yaşadın!

Sadece bir yıl, başka çarem yoktu. Hem o zaman tüm maaşımı sana veriyordum, sen de iyi biliyorsun.

Yeter, toparlanıyoruz! Anneannenize ve dedenize gideceğiz! dedi Elif çocuklara.

Hayııır! Seninle kalmak istiyoruz!

Nereye gitmek istiyorsanız; ben gitmiyorum!

Ertesi sabah misafirler çekip gitti. Serdar ve Meryem hâlâ bu yüzsüzlükle dolu ziyareti konuşuyorlardı, içlerindeki öfke ve şaşkınlık kolay dağılmayacaktı…

Rate article
Lifequest
Serkan, nişanlısı İrem’i köye getirdi. Orada ona babaannesinden miras kalan bir ev vardı