Saflık hırsızlıktan beterdir, derler ya, önceden bu sözü abartı bulurdum. Ama hayat bana bu atasözünün gerçekte ne demek olduğunu en güçlü şekilde gösterdi.
Yaklaşık altı ay önce, karşı dairemize yeni bir komşu taşındı. Kırk yaşlarında, bakımlı, güler yüzlü bir kadın. Asansör önünde birkaç kez göz göze geldik, selamlaştık, en sıradan komşu nezaketi.
İlk defa kapımı çalması taşındıktan iki hafta sonraydı. Saat dokuz civarıydı. Kapımı açtığımda karşımda Esra Hanım’ı gördüm; elinde boş bir kâse, yüzünde mahcup bir ifade.
Ay kusura bakmayın, rahatsız ediyorum, dedi telaşla. Düşünebiliyor musunuz, krep yapmaya niyetlendim, her şey hazır, tuz bitmiş! Bir tutam tuzunuz var mı? Söz hemen yarın getiririm!
Bu kadar küçük bir şey için red cevabı verilir mi? Ben de neredeyse yarım tuzluk doldurdum. Teşekkür etti, gitti.
Ama ikinci ziyareti uzun sürmedi, birkaç gün sonra yine kapımdaydı. Bu sefer şeker lazımmış.
Canım çay istedi, dedi, üzerindeki bornozla hafifçe büzüşerek. Dışarıda yağmur, geç saat… Bir bardak şeker alabilir miyim? Yarın büyük paket alıp getiririm!
Kıyamadım verdim, ama içimde bir huzursuzluk başladı. Bir ay olmuş taşınalı, en temel şeyleri bi insan almaz mı? Tuz, şeker, yağ, çayher evde olur. Ama ses etmedim.
Bir hafta geçmedi, bu sefer yumurta lazım oldu. Sonra biraz ayçiçek yağı, ardından soğan, yarım limon, bir poşet çay, baş ağrısı hapı ve hatta tuvalet kağıdı! Her seferinde akşam saatlerinde, suçlu bir bakışla, Unutmuşum almayı, söz yarın getiririm diyerek… Ama aldıklarının hiçbiri geri gelmiyordu. Esra Hanımın hafızası çok seçiciymiş: Benim hep evde olduğumu iyi biliyor ama borçlarını unutuveriyor.
Bir gün benim çorba için havuca ihtiyacım oldu. Onun evde olduğunu biliyordum, kapısını çaldım. Dinledi, sonra masum bir yüzle cevap verdi:
Ah, bende var ama ben de yemek yapacağım, az kaldı. Veremem, üzgünüm.
Ve kapıyı kapattı.
O an bir şey koptu içimde. Demek ki benim malzemelerim herkesin malı, ama onun havucu stratejik bir rezerv! O anda karar verdim: Yeter! Bir daha hiçbir şey ödünç yok.
Bir defteri açtım, hatırlayabildiğim kadar Esra Hanımın benden neler alıp getirmediğini tek tek yazdım: şeker, yumurta, kahve, yağ, soğan, hap, limon, deterjan Hesaba döktüğümde toplamı yaklaşık 950 TL tutuyordu.
Notu kapı girişindeki dolaba koydumbiliyordum ki günü yakındı.
Cumartesi günü, ben kek yapmaya hazırlanırken, yine kapı çalındı. Göz deliginden baktım; Esra Hanım elinde bir kâseyle.
Derin bir nefes alıp, yüzüme hafif soğuk bir gülümseme taktım, kapıyı açtım.
Merhaba! dedi neşeyle. Kurtar beni! Krep yapacağım, kefirim azalmış, un da hiç yok! Üç yüz gram un verir misin? Söz, hepsini yarın getiririm!
Un mu? Dedim. Tabii ki var.
Ah harika! Tamam, biliyorsun ben mutlaka getiririm!
Tabii Esra, ama önce şu eski defterlerimizi bir kapatalım mı?
Hazırladığım listeyi ona uzattım. Ne olduğunu anlamadan gözleri büyüdü. Genelde hiçbir şey sormadan mutfağıma kadar geçiverirdi, şimdi ise hesap kitabı mı olmuş?
Bak, dedim, iki aydır benden aldığın her şeyi yazdım, gel beraber bakalım. Yumurtalaron beş tane, değil mi?
Şey, hiç saymadım diye mırıldandı, gülümsemesi gölgelendi.
Ben saydım. Şekerdört kere dolu bardak. Yağ, kahve, deterjan, limon, soğan. Doğru mu?
Esra Hanım sustu, gözlerinde şaşkınlık ve kızgınlık karışık bir ifade belirdi. Nasıl olur, komşuca davranmalıydık!
Ortalama fiyatlardan hesapladım, hatta sana indirim bile yaptım. Toplamda: 950 TL.
Elimi açıp önüne uzattım.
Hesabı ödeyince hemen ununu veririm. İstersen eleyip de verebilirim.
Cidden mi? Sonunda bana hesap mı çıkardın? Tuz ve kibrit için? Sen iyi misin?
Olabildiğim kadar iyiyim. Aldınsa mutlaka geri getirmen gerek. Getirmiyorsan, bu bir alışveriştir, ben de sadece malın parasını talep ediyorum.
Ne kadar cimrisin! Ellerini havaya kaldırdı. İnsan gibi davranıyoruz sandım, oysa sen…
Cimrilik olan, sushiye para bulup da komşudan tuvalet kağıdı isteyen olmaktır, dedim soğukkanlılıkla.
Esra Hanımın yüzü mosmor oldu.
Senin ununa da ihtiyacım yok! Seni daha rahatsız etmem!
Arkasını döndü, kapıyı sertçe çarpıp gitti. Elimde listeyle öylece kaldım; kızgınlıktan çok, içimde bir rahatlama vardı.
İki haftadır bana selam vermiyor. Asansörde telefona gömülüyor, görmezden geliyor. Konsiyerje bu apartmanda garip, cimri insanlar var diye dert yanarken duydum.
Peki, siz olsanız ne yapardınız? Dayanmaya devam eder miydiniz?




