62 yaşında bir adamın daveti: O an köyde zaman durdu
Beni 62 yaşında bir adam, yazlığında ağırlamak istediğinde, bu bana hayatta yeni bir sayfa açmak gibi geldi. Son altı aydır görüşüyorduk ve her şey yolunda gibiydi. Hasan Bey duldu, zarif, okumayı seven, terbiyeli bir insandı. Ben kırk üç yaşındaydım; boşandıktan sonra bu kadar uyum sağlayabildiğim hiç kimse olmamıştı.
O bana olması gereken şeylerden bahsediyordu; saygıdan, ortaklıktan, artık yaşımızda oyunlara ihtiyaç olmadığından Ben de inandım.
Hasan Beyin yazlığı şehre kırk kilometre uzaklıktaydı; bakımlı bahçesi, pencerelerin önünde rengârenk gülleriyle göz alıcıydı. Her şeyiyle muntazamdı. Neredeyse kusursuzdu.
Bizi kapıda kızı Neşe karşıladı. Otuz yedi yaşında, hiç evlenmemiş, babasıyla yaşıyor ve her işine koşuyordu. Hasan Bey gururla tanıttı:
Sağ kolum, dedi. Onsuz ne yapardım bilemem.
Neşe zarifçe gülümsedi fakat bu gülümsemede ne bir sıcaklık ne de içtenlik vardı, sadece nezaket.
O gece: Eksik olan bir şey
Yemekte bahçede oturuyorduk. Hasan Bey anılarını anlattı, ben güldüm, ama Neşe suskundu. Babasına çayını doldurdu, tabağını yeniledi, eksik kalmasın diye her şeye dikkat etti.
İnsanın içini ısıtacak bir ilgi olabilirdi, fakat onun hareketleri, sanki belleğindeki bir programı uygulayan bir makine gibiydi.
Biraz yaklaşmak istedim:
Neşe, çalışıyor musunuz?
Babama yardım ediyorum, dedi kısa.
Önceden çalışıyor muydunuz?
Çalışıyordum. Ama annem öldükten sonra babamın yardıma ihtiyacı oldu.
Hasan Bey lafa karıştı:
Neşe benim meleğim, zor zamanda yanımda oldu, dedi.
Bunu öyle bir şefkatle söyledi ki, kendimi orada fazlalık gibi hissettim; sanki bir mahremiyete tanık olmuştum.
O akşam erken bitti. Hasan Bey bana misafir odasını gösterdi; temiz, sıcak, işlemeli yastıklarla donatılmıştı. Nedensiz bir huzursuzlukla yatağa yattım.
Sabah: Gerçeklerle yüzleşme zamanı
Hasan Bey sabahın erken saatinde, alışveriş yapıp döneceğim diyerek evden çıktı. Ben Neşe ile baş başa kaldım.
Kahvaltı için mutfağa indiğimde Neşe sessizce hazırlık yapıyordu. Sessizliği yutkunduk, evin içinde bir gerginlik dolaşıyordu.
Birden,
İsterseniz evi gezdireyim? dedi.
Kabul ettim. Odaları teker teker dolaştık. Hasan Beyin çalışma odası; raflara dizilmiş kitaplar, deri koltuklar, tütün kokusu Salon; eski mobilyalar, duvarda tablolar. Her şey tam yerinde, adeta müze gibi.
Son kapının önünde Neşe durdu.
Burası da benim odam, dedi.
Kapıyı açtı, ben orada kalakaldım.
Yirmili yaşlarını geçmiş birinin çocukluk odası
Karşımda 15 yaşında bir kızın odası vardı. Duvarlar pembe, eski müzik gruplarının posterleri, rafa sıralanmış peluş oyuncaklar, dantelli yatak Masanın üstünde defterler, lise kitapları
Tuvalet masasının üstünde çocuk makyaj seti, kelebeği olan tokalar, kilitli bir günlük.
Sanki oda, zamana meydan okuyordu.
Şaşkın bakışlarla Neşeye döndüm. Kapıda dimdik bakıyordu bana; sesini çıkarmadan, belki bir tepki bekleyerek.
Burası gerçekten sizin odanız mı? dedim.
Evet. Annem öldüğünden beri hiçbir şeyi değiştirmedik. Babam öyle istiyor.
Ama siz otuz yedi yaşındasınız.
Omuzlarını silkti:
Babamın içi böyle daha rahat. Eski güzel günler hatırlansın, diyor hep.
Neşe’ye dikkatlice baktım. Doğal yüzü, sade saç kesimi, kendisinden yaşça çok daha büyük kadınların tercih edeceği ev kıyafeti
O an anladım; Neşe yaşamıyor. Donmuştu.
Gerçeği kavradım
Her şey bir anda netleşti gözümde.
Hasan Bey yalnızca eski eşine özlem duyan bir adam değildi, geçmişte kilitli kalmıştı ve Neşeye yaşam hakkı tanımıyordu.
Neşe çoktan kendi hayatına çıkıp, evlenip, bir düzen kurmalıydı. Ama onun yerine babasının yanında kalmıştı. Bunu istediğinden değil, babası izin vermediği için.
Bu pembe oda, bir anı değil, koca bir zincirdi. Hasan Bey, kızının her daim yanında, hep küçük bir kız kalmasını istiyordu.
Bir an durup düşündüm; eğer ben onunla devam edersem, beni de öyle dondurmak, kendi dünyasının bir parçası haline getirmek isteyecek. Bir partner değil, bir fonksiyon olacaktım.
Kendi düzenini bozmayacak, hiçbir talepte bulunmayacak, sadece uyumlu olmak zorunda kalacaktım.
Kararı verdiğim an: Hasan Beyle hesaplaşma
Hasan Bey alışverişten döndüğünde apar topar gideceğimi söyledim. Şaşkınlıkla baktı:
Ama pazar akşamına kadar kalacaktık?
Acil işlerim çıktı.
Nasıl yani? Sen müsaitsin demiştin.
Yüzüne baktım; şaşkın, elindeki poşeti sinirle buruşturuyor.
O gerçekten anlamıyordu.
Onun için her şey doğaldı; kocaman bir kızı eski çocuk odasında, yanında. O öyle rahat ediyor.
Hasan Bey, kızınız otuz yedi yaşında ve bir genç kızın odasında yaşıyor. Bu sana garip gelmiyor mu? dedim.
Kaşlarını çattı:
Ne ilgisi var? O memnun, ben memnunum. Neyi değiştireceğiz ki?
Dayanamadım, sesim titreyerek:
Çünkü o yetişkin bir kadın artık!
Eee, sonuç? Kendi istediğini yapıyor.
Gerçekten mi? En son ne zaman bir arkadaş buluşmasına gitti?
Bir süre sustu. Sonra:
Nereye varmaya çalışıyorsun, anlamıyorum.
O an anladım; anlamak istemiyordu. Kafasında, kızı hep çocuk olarak kalacak, diğer kadınlar ise gelip-giden, düzene dokunmayan misafirlerdi.
O gün yazlıktan ayrıldım.
Sonrası: Kendimi sorguladım
Bir hafta boyunca düşündüm; acaba abartıyor muyum? Sadece garip bir durum mu bu?
Ama sonra Neşenin yüzü, o sessizliği, itaatkâr bakışları geldi gözümün önüne.
Bu tuhaflık değil, psikolojik bir mahpustu.
Hasan Bey, kızını kendi yasının esiri yapmış; ona yaşam hakkı vermemişti. Hayatına girecek her kadını da kendi kurallarıyla zapt etmek isteyecekti.
Aynı evde bir biblo gibi yaşamak istemiyorum. Başkalırın kurallarına göre nefes alamam. Bir başka Neşeye dönüşmek istemiyorum.
Hasan Bey birkaç kez daha aradı. Sebebini sordu, anlam veremedi, açıklamamı istedi. Ama duymak istemeyene neyi nasıl anlatayım?
Siz de böyle adamlarla karşılaştınız mı kadınlar? Yetişkin çocuklarını yanından hiç göndermeyenler
Erkekler, sizce otuz yedi yaşında bir kadının babasının evinde, eski çocuk odasında yaşaması normal mi?
Soruyorum size; geçmişiyle vedalaşamayan biriyle ilişki kurulabilir mi?
Yoksa herkes kendi bildiği gibi yaşayıp, başkalarının sözlerine kulaklarını mı kapatmalı?




