Gelinim herkesin içinde “Artık bu kadar sık gelmene gerek yok” dediğinde, torunumun elimi daha sıkı tuttuğunu hissettim; sanki yaşından fazlasını anlıyordu.

Gelinim herkesin önünde artık bu kadar sık gelmene gerek yok dediğinde, torunumun elimi biraz daha sıkı tuttuğunu hissettim; sanki olması gerekenden fazlasını anlıyordu.

Bugün pazar. Yıllardır yaptığım gibi oğlumun evine öğle yemeğine gidiyorum. Elimde taze börek var; hâlâ sıcak, annemin eskiden yaptığı gibi bir mutfağa sarılıp getirdim.

Kapının ziline bastım. Oğlum yüzünde gülümseme ile kapıyı açtı.
Anne, yine mi börek yaptın?
Azıcık bir şey, sadece börek getirdim, dedim.
İçeriden sesler geliyordu. Gelen arkadaşlarının olduğunu fark ettim. Hepsi salonda, masanın etrafında oturmuşlar.
Böreği mutfak tezgâhına bırakıp sessizce herkesle selamlaştım.
Merhaba.
Bazıları başıyla selam verdi, bazıları ise neredeyse bana bakmadı bile. Alışığım, bu yaşta insan kendini geri çekmeyi öğreniyor zaten.

Torunumun yanına oturdum, hemen bana yaslandı.
Babaanne, yine börek mi getirdin?
Evet, dedim, güldüm. Senin en sevdiğin.
Öyle içten sevindi ki, içimi ısıttı.
Ama gelinim Elif böreğe, sonra bana baktı.
Hatice Teyze dedi. Hiç zahmet etmeseydiniz keşke.
Sesi nazikti. Ama soğuktu.
Ne zahmeti, dedim sakin bir şekilde. Alışkanlık işte.
Hafifçe iç çekip misafirlere baktı.
Biz son zamanlarda evde bazı şeyleri değiştirmeye çalışıyoruz.
Odaya sessizlik çöktü. Kimse konuşmadı.
Ne demek istediğini hemen anlamadım.
Ney değişecek? diye sordum.
Gülümsedi ama o gülüşte sıcaklık yoktu.
Yani ailecek daha fazla vakit geçirebilelim istiyoruz, biraz kendimize alan ayıralım diyoruz.
Oğlum hemen yanında oturuyordu. Sessizdi.
Bir süre onu izledim. Göz göze gelmemeye çalışıyordu.
O an anladım.
Yani, gelmemi istemiyor musunuz? diye fısıldadım.
Hemen atıldı:
Öyle değil, dedi. Sadece bu kadar sık olmasa.
Torunum bana, sonra ona baktı.
Ama babaanne her pazar geliyor.
Evet, dedi Elif. Belki de artık bunu değiştirme zamanı gelmiştir.
Misafirlerden biri yerinde kıpırdandı. Bir adam boğazını temizledi, sanki duymak istemediği bir şeymiş gibi.
Ellerime baktım. Yıllarca yemek pişirmiş, temizlemiş, oğlum küçükken bu evi ayakta tutmuş yaşlı ellerime
Sonra doğruldum.
Peki, dedim sessizce.
Oğlum sonunda yüzüme baktı.
Anne
Ama devam etmedi.
Mutfaktaki böreği alıp çantama geri koydum.
Aa, dedi Elif hemen. Lütfen bırakın böreği.
Ona baktım.
Hayır. Bunu komşum Emine Hanıma götürürüm. O her zaman çok sevinir.
O sırada torunum ayağa kalktı.
Babaanne, gitme, dedi.
Sesi kısık ama herkes duydu.
Yanına diz çöküp göz göze geldim.
Yine görüşeceğiz, dedim. Sadece farklı bir şekilde olacak şimdi.
Sıkıca sarıldı bana.

Sonra oğluma döndüm.
Merak etme, dedim. Alanınız size ait.
Sanki bir şey söylemek ister gibi baktı, ama kelimeler ağzından çıkmadı.

Kapıyı ardımdan kapattığımda dışarısı serin, havada hafif bir rüzgar vardı ama göğsümde garip bir huzur hissettim.
Bazen insan bir adım geri atar, çünkü zayıf olduğu için değil başkalarının çizdiği sınırlara saygı duyduğu için.
Yine de kendime durmadan soruyorum:
Sessizce gitmem doğru muydu,
yoksa oğluma kalbimi açmalı mıydım?

Rate article
Lifequest
Gelinim herkesin içinde “Artık bu kadar sık gelmene gerek yok” dediğinde, torunumun elimi daha sıkı tuttuğunu hissettim; sanki yaşından fazlasını anlıyordu.