Andrey, eşini tanıyamıyordu; Vira yıllardır tertemiz ev, leziz yemekler ve ütülü gömlekler sunarken şimdi birden ev işlerini bırakmıştı. Andrey, dikkatlice sebebini sorduğunda Vira şöyle dedi: “Yıllardır size hizmet ettim, biraz dinlenmeye hakkım yok mu?” Bu değişimden şüphelenen Andrey, Vira’nın bir ilişkisi olduğundan endişelendi ve karısının eşyalarını kontrol etmeye karar verdi. O anda Vira’nın çantasında tuhaf bir mektup fark etti.

Evren artık eşini tanıyamaz olmuştu, onun bu haline hiç anlam veremiyordu. Nihal eskiden her zaman evi toparlar, yemekleri hazırlar, ütü yapar, her işini aksatmadan yerine getirirdi. Şimdi ise bütün bunları bırakmıştı. Evren çekinerek nedenini sorduğunda, Nihal şöyle cevap verdi:
Yıllardır size hizmet ediyorum, biraz da ben dinlensem olmaz mı!

Evrenin içini bir şüphe kapladı; Nihalin hayatında biri mi vardı acaba? Bu düşünceyle Nihalin eşyalarını kurcalamaya karar verdi. Nihalin çantasında, köşesi kıvrılmış, eskimiş bir mektup dikkatini çekti.

Evren, eşini neredeyse tanıyamıyordu: Ne oluyordu Nihale, hiç anlayamıyordu. On yedi yıldır evlilerdiler ve bugüne dek böyle bir şey olmamıştı; Nihal hep nazik, anlayışlı, kavga etmeyen ve hiçbir şeyi gizlemeyen bir insandı. Zamanında onu bu özellikleri için tercih etmişti. Kahvaltıda ya zeytinli bazlama ya da menemen hazırlardı, işten gelir gelmez akşam yemeğine koşardı. Pazar sabahları ise tam on beş gömlek ütülerdi; Evren ve iki oğulları için, belki çocuklar çoğunlukla iki üç gömlekle idare ediyordu çünkü oğluşlarına Evren gibi titizliği pek öğretememişlerdi.

Şimdi ise ikinci haftadır kahvaltıda ya hazır mısır gevreği ya da sandviç vardı; üstelik Nihal, Kendi sandviçinizi yapabilirsiniz! diyordu. Akşamları da şanslılarsa dünden kalan bir yemek buluyorlar, bazen ise Dokuzdan sonra gelirim, makarna haşlayın, diye bir not buluyorlardı.

İlk başta Evren bu değişikliği Nihalin çalıştığı üniversitenin düzenlediği kongreye bağladı fakat kongre bitti, evde alışılmış düzen yine dönmedi.

Evren önce nazikçe sormayı denedi:
Neler oluyor, bir sıkıntın mı var?

Nihal:
Biraz olsun kendi hayatım olamaz mı? Yıllardır size bakıyorum, biraz da ben nefes alayım!

Tabii ki, istediğin kadar, dedi Evren.

Evren aslında bu biraz sürecinin ne kadar devam edeceğini merak etmişti ama sormaya çekindi. Zaman geçtikçe Nihal ya tiyatroya, ya sergiye, ya da sinemaya gidiyordu. Yalnız asıl canını sıkan şey, Nihalin dolabında aniden iddialı elbiseler belirmesi olmuştu, sabahları da kahvaltı hazırlamak yerine kirpiklerine rimel, dudaklarına ruj sürüyordu. Evrenin aklına kötü şüpheler düşmüştü: Acaba biri mi var?

Kendi düşüncelerinden utanıyordu ama endişesi öyle ağır basıyordu ki sonunda kendini tutamadı; Nihali takip etmeye, eşyalarını karıştırmaya başladı. Telefonunu kurcaladı, banka hesabına baktı, çantasını bile araştırdı. İşte orada, çantanın içinde, bir mektup bulduyıpranmış, defalarca açılıp okunmuş, belli ki çok özel bir mektup. Nihal, sana olan özlemimi anlatacak kelimeler bulamıyorum, senin gülüşünü her yerde arıyorum

Bu sözleri okurken Evrenin içi sızladı. Mektubun hali, bu ilişkinin uzun zamandır süregeldiğini belli ediyordu. Evren, hayal kırıklığıyla Demek ki yıllarımız yalanmış, diye iç geçirdi.

Üç gün sustu, kendi içine kapandı. Yıllardır kaç kez ayartıldığını, başkalarına çekilebilecekken Nihale sadık kaldığını düşündü. Nihayet üçüncü gün patladı.

Her şeyi biliyorum, dedi.

Neymiş her şey? dedi Nihal şaşkınlıkla.

Nihalin sesi sakindi, yalnızca hafif bir şaşkınlık seziliyordu. Fakat Evren bu tuzağa düşmedimektubu bizzat okumuştu, hata olamazdı.

Hayatında biri var, dedi Evren, sanki gerçekmiş gibi.

Nihal kahkaha attı.
Ne alakası var Evren? Şaka yapıyorsun sanırım!

Keşke itiraf etseydi, ağlasaydı; belki o zaman Evren kendini biraz daha iyi hissederdi, ama böyle değildi

Mektubu okudum! diye çıkıştı Evren. Böyle laflar, Hayatım boyunca seni bekledim, bir gün yine kavuşacağımıza inanıyorum, ruhlarımız birlikte yürüyecek Kolaysa inan!

O sırada Nihal birden gülmeye başladı, bu Evrenin hiç hoşuna gitmedi.

Ciddi misin? dedi Nihal.

Evet, bir açıklaman var mı?

Evren sert bakışlarla karısına bakıyordu, derin nefesler alıyordu.

Demek çantamı karıştırdın ha?

Evet.

Ve mektubu okudun?

Evet.

Hatırlamıyor musun, o mektubu sen yazmıştın?

Evren donakaldı.

Ben mi yazmıştım? Nasıl yani?

O mektubu sen yazdın. Bir iş seyahatindeyken, ben Selime hamileyken. Hatırladın mı şimdi?

Evren neredeyse unuttuğu, bir şantiyede kolunu incittiği günü hatırladı. Hakikaten de o zaman farklı bir şehirdeydi ve el yazısı da nasılsa farklıydı.

Nihal üst raftan bir kutu indirip yatağa koydu, içinden bir zarf çıkarıp Evrene uzattı.

Bak, o zaman sağ kolun incinmişti, mektubu sol elle yazmıştın.

Evren zarfın üstünde kendi ismini ve eski bir şehir adresini gördü. Neredeyse unutmuştu bu ayrıntıyı.

Peki niye o mektubu yanında taşıyorsun? diye sordu buruk bir şekilde.

Psikoloğum önerdi, dedi Nihal rahatça.

Psikolog mu?

Evet Evren, çok yoruldum. Yıllardır üç adamsen ve oğullarımıziçin varım. Selim doğduğundan beri kendime ait bir hayatım hiç olmadı. Teşekkür de fazla duyduğum yok! Çiçeği yılda bir kere 8 Martta alırım senden, sevgi sözcüklerini unuttum. Daha genç sayılırım, hâlâ kadınım. Boşanmayı bile düşündüm. Ama güzel bir ailemiz var, değerini biliyorum. O yüzden uzmana gittim. O da bu tavsiyeleri verdi, ben de uyguluyorum.

Nihalin sözleri Evreni çok şaşırttı. Boşanmak mı istiyorsun? diye geçirdi içinden.

Peki işe yaradı mı tavsiyeler? dedi sessizce.

Bazen diye tebessüm etti Nihal.

Mektuplar ne işe yarıyor?

Aşkımızı hatırlatıyor bana.

Evren başını salladı. Düşünmesi gerekiyordu. Balkona çıktı, uzun süre orada kaldı. Bu konu bir daha hiç açılmadı.

***

Sabah Nihal kalktığında evde olağandışı bir kalabalık ve mis gibi vanilya kokusu vardı. Ne olduğunu anlamadan mutfağa gitti.

Büyük oğlu omlet pişiriyordu, küçük olan ise peynirli poğaçaları tabaklara koyuyordu. Masada en sevdiği çiçeklerden oluşan bir vazo vardı.

Bu ne böyle çocuklar? dedi şaşkınca.

Günaydın anne, dedi küçük oğlu. Ne istersin, çay mı kahve mi?

Nihal ne gözlerine ne de kulaklarına inanabildi.

Kahve, dedi.

Omlet mi istersin, poğaça mı?

Poğaça

Evren ortalarda yoktu ama Nihal onun payı olduğunu hissetti. İlk poğaçadan ısırık aldığı anda Evren elinde katlanmış bir kağıtla geldi.

Günaydın hayatım!

O nedir? diye sordu Nihal.

Yeni bir mektup, diye gülümsedi Evren. Belki daha çok işe yarar.

Nihal hafifçe güldü ve o günden sonra her şey yoluna girdi. Hayır, her sabah öyle ihtişamlı kahvaltılar olmadı, mucize de değildi bu. Fakat bazen oldu. Üstelik artık sinemaya da yalnız değil, Evrenle birlikte gitmeye başladı. Evlilikleri kurtulmuştu.

Rate article
Lifequest
Andrey, eşini tanıyamıyordu; Vira yıllardır tertemiz ev, leziz yemekler ve ütülü gömlekler sunarken şimdi birden ev işlerini bırakmıştı. Andrey, dikkatlice sebebini sorduğunda Vira şöyle dedi: “Yıllardır size hizmet ettim, biraz dinlenmeye hakkım yok mu?” Bu değişimden şüphelenen Andrey, Vira’nın bir ilişkisi olduğundan endişelendi ve karısının eşyalarını kontrol etmeye karar verdi. O anda Vira’nın çantasında tuhaf bir mektup fark etti.