Can çekişen bir köpek, minik yavrusunu kucaklayarak koruyordu; insanlar ise yanlarından sessizce geçip gidiyordu

Yarı canlı sokak köpeği, minik bir top gibi büzülmüş yavrusunu gövdesiyle örtüyordu. İnsanlar ise onlardan uzağa, bir yay gibi kıvrılarak geçip gidiyordu.

Kerem yine acele ediyordu. Onun hayatı sürekli bir koşturmaydı; zaman yönetimiyle ilgili ne kadar söz verse, her seferinde gecikirdi. Bugün özellikle geç kalmaması gerekiyorduZehra onu restoranın cam kenarındaki köşede bekliyordu ve Zehra’nın sabırsızlığı meşhurdur.

Durağa daha varamamıştı ki şıpır şıpır bir yağmur başladı. Otobüs hemen gelecekti. Kerem telefonunu çıkardı, saate baktı ve yüzünü buruşturdu: En az beş dakika gecikmeliydi. Zehra’nın sen benim için önemli değilsin diyen, buz gibi bakışı şimdiden zihninde canlanmıştı.

Ne bekliyorsunuz orada, yürüsene arkadaşım! diye bir kadın seslendi arkadan kızgın bir tonda.

Kerem dönüp baktı. Durağın önünde kalabalık bir sıra olmuş, insanlar aralarında bir boşluk bırakıp bir şeye çarpacakmış gibi yaylana yaylana geçiyorlardı. Kimisi tiksintiyle kaşlarını kaldırıyor, kimisi gözünü kaçırıyordu. Bir adım attı, durdu.

Kaldırımda, bankın hemen yanında, iri, sapsarı, tüyleri pıtrak olmuş bir köpek yatıyordu. Kaburgaları sayılıyordu, gözleri kapalı. Nefes alıyor mu? Neredeyse hiç. Altında ise minicik bir yavru; titrek, ufacık, annesinin gövdesinin gölgesiyle örtülmüş. Son bir gayretle, titreyen bedeniyle yavrusunu ısıtmaya, hayatta tutmaya çalışıyordu.

Hadi, acele et, ne dikildin orada heykel gibi!

Kerem kımıldamadı. Durağa bakan, kimse görmüyormuş gibi geçen insanlara, yavruya ve köpeğe bakıyordu. Sanki sokakta birinin çöpe attığı eski bir leğen vardı da, içinde bir can değilmiş gibi davranılıyordu.

Otobüs yanaştı. Kapısı havalı bir sesle açıldı.

Ne diyorsun abi, binecek misin, şu sırayı erit! diye şoför seslendi, sesi sabırsız.

Kerem otobüse baktı, saate baktı, gene köpeğe baktı.

Hayır, dedi usulca. Binmeyeceğim.

Kalabalık içeri doldu, birkaç homurtu yükseldi, kapılar kapanıp otobüs uzaklaştı. Kerem, köpeğin yanına çömeldi.

Hey, dedi fısıltıyla. Dayan.

Köpek başını hafifçe kaldırdı; kehribar rengi gözlerinde insanı titretecek bir derinlik, hüzün ve yılgınlık vardı. Yavru cılız bir iniltiyle kıvrıldı.

Kerem yutkundu, telefonu çıkarıp Zehrayı aradı.

Alo, Kerem neredesin, bekliyorum hâlâ!

Zehra, biraz gecikeceğim. Burada bir köpek var, ölmek üzere. Yanında da yavrusu var. Gözümün önünde gidemem.

Ne?! Ciddisin yani? Sokak köpeği yüzünden mi? Kerem, menüyü seçtim bile!

Anlıyorum ama

Ama yok! Birilerini ara, burada ol! Ben tek başıma beklemeyeceğim!

Telefon kapandı.

Kerem telefonu usulca cebine koydu, köpekle yavrusuna baktı, yakındaki markete yöneldi. Üç dakika sonra bir ekmek ve sucukla geri döndü. Dikkatle bir parça koparıp uzattı.

Ye lütfen. Biraz güçlenmelisin.

Köpek kımıldayamadı, çok yorgundu. Yavru cılız cılız mırıldandı. Kerem umutla bir şeyler yapmaya çalışırken birinin sesini duydu:

Yardım edeyim mi?

Yanında, sade gri montlu, yorgun ama sıcacık bakışlı bir kız, elinde pazar poşetleriyle duruyordu. Eğilip köpeğin başını okşadı.

Yazık olmuş ya. Hemen veterinere gitmeli.

Nereye götüreceğimi bilmiyorum, dedi Kerem şaşkın. Hiç köpeğim olmadı.

Benim veteriner bir arkadaşım var, yakında, dedi genç kadın. Ama nasıl taşıyacağız? Nefes almakta zorlanıyor.

Kerem montunu çıkardı, yere serdi, birlikte çok dikkatli biçimde köpeği montun üstüne aldılar. Yavru, kızın atkısına sarılıp sarmalandı.

Benim adım Esma, dedi gülerek.

Ben de Kerem.

Onun adı da Sapsarı olsun, dedi Kerem.

Telefon yine çaldı. Zehra. Kerem açmadı.

Daha sonra veteriner evine vardılar. Orta yaşlı bir kadın köpeği dikkatlice muayene etti, serum taktı, bir iğne yaptı.

Aşırı zayıflama, su kaybı ve zatürre. Bir iki güne kalsa ölürdü. Bakım yaparsınız, kurtulur, dedi.

Veteriner gidince Kerem, Sapsarının başına oturdu. Yavru annesinin yanı başında burun buruna yatmıştı. Esma kahve teklif etti, birlikte sessiz, yorgun ama huzurlu köpeği ve yavruyu izlediler.

Sevgilim beni restoranda bekliyor, dedi Kerem üzgün. Daha doğrusu, bekliyordu.

Kızgın mı? diye sordu Esma.

Artık eski sevgili, dedi Kerem. Köpek yüzünden akşamı mahvettin, dedi. Ama ben o köpek için yolumu değiştirmek istemedim. O yavruyu kurtarıyordu, bizler ise kafamızı çevirip geçiyorduk.

Esma başını salladı.

Bilirsin mi, boşanınca bana da öyle gelmişti: herkes kendine, kimse bakmıyor başkalarına. Biz nasıl bu kadar taş kesildik, ben de şaşırmıştım.

Telefon tekrar çaldı, Zehra idi, gene açtı.

Kendinde misin? Üç saattir bekliyorum! Ya hemen gelirsin, ya biter bu iş!

Kerem Sapsarıya, yavruya, Esmaya baktı. Anladı.

O zaman bitti zaten, dedi sakinlikle ve telefonu kapattı.

Esma ona hafifçe baktı.

Emin misin?

Eminim, dedi Kerem gülümseyerek. Tamamen.

Esma da hafifçe, gerçekten gülümsedi. Sapsarı yavaşça içini çekti ve ilk defa huzurla uyuyormuş gibi geldi.

Gece uzun sürdü. Sapsarı zar zor nefes alıyordu, Kerem sabahlara kadar başında nöbet tuttu. Esma ile sırayla, bir nöbetleşme durumu başladı. Kerem önce yalnız başına uğraşmak istedi ama Esma başını salladı:

Tek başına olmaz, birlikte deneyelim.

Kaldılar.

Gece üçte Kerem mutfağa çıktı. Esma yavruya süt ısıtıyordu. Keremin yüzünü görünce anladı:

Durumu kötü mü?

Emin değilim Nefesi çok ağır. Sabahı göremeyecek diye korkuyorum.

Esma yaklaştı ona.

Bilir misin, ben şöyle düşünüyorum: O zaten kazandı.

Nasıl?

Durakta bırakıp ölebilirdi. Ama yılmadı. Yavrusunu ısıttı, bekledi, biri gelir mi diye inandı. Ve sen geldin.

Kerem başını eğdi.

Şimdi burada; sıcak, karnı tok, yavrusuyla. Yaşasa da yaşamasa da, öncekinden daha umutlu. Anlatabiliyor muyum?

Kerem başını kaldırdı, göz göze geldiler.

Sen nasıl bir yerden çıktın karşıma?

Esma hüzünlü bir tebessümle cevapladı.

Birinin kimseye lazım olmadığını düşünmenin ne demek olduğunu biliyorum. Boşandıktan sonra aylarca işten eve eve işten, kimse beni aramıyor, ben de aramıyorum. Bir akşam bir kedi yavrusu gördüm. Umursamadan geçtim, sonra geri döndüm, aldım. İlk defa birinin bana gerçekten ihtiyacı oldu. Başarıymış, param varmış yokmuş, umurunda değil; yanımda olmam yeterliydi.

Kerem, sakin sakin başıyla onayladı.

Bende de bu gece öyle bir şey oldu. Hayatım başkalarını memnun etmekle geçti: annem, patronum, Zehra. Hep planlamak, hesap yapmak Ama sokakta ölümle pençeleşen bir köpeği görünce bütün kurallar tuz buz oldu. Herkes geçiyordu, bir ben durdum. Geciktim, ama bazen durmak lazım. Ve sonra her şey değişiyor sanki.

Karanlık mutfakta bir süre sessizce öylece durdular.

Kalsaydın, çok iyi oldu, dedi Kerem. Sensiz yapamazdım.

Esma elini hafifçe uzattı.

Ben de kalmalıydım. İnsanlar sandığı kadar katı değil, yalnız değiliz.

Yavru bir ses çıkardı, ikisi birlikte Sapsarının yanına döndü. Gözleri açıktı, onları izliyordu. Kerem başını usulca okşadı:

Dayan bakalım! Az kaldı, birazcık daha.

Sapsarı kuyruğunu hafif oynattı. Yavru annesine yanaştı, sımsıkı sarıldı. O anda Kerem, içinde yıllardır biriken tüm planların, uygun olma arzularının yıkıldığını hissetti; yerini yepyeni, samimi bir şey aldı.

Sabah, perde arasından süzülen ilk güneşle geldiler. Sapsarı huzurla uyuyordu, krizi geçmişti, yaşamıştı.

Bir hafta sonra Zehra geldi. Kapıda suçlulukla durdu:

Düşündüm Belki biraz kırıcı davrandım. Hayvan kurtarmak güzel bir şey. Yorgundum, patladım. Yeniden başlasak?

Kerem kapıda durdu. Arkadan yavrunun cıvıltısı, Sapsarının neşeyle odayı tırmanışı duyuluyordu.

Bak Zehra, dedi Kerem sessizce, kızmıyorum. Biz farklıyız. Çok farklıyız.

Köpek yüzünden mi? Kaç yıldır hayal kuruyorduk!

Köpek yüzünden değil. Aradığımda, Gel, birlikte bakalım diyebilirdin. Ama restoranı seçtin. Bu senin seçimin.

Zehranın dudakları kıpırdadı, bir şey diyemedi, döndü gitti.

Kerem kapıyı kapattı, odaya döndü. Esma yere oturmuş, Sapsarının kulağını okşuyordu. Yavru, dizine kıvrılmış uyuyordu.

Gitti mi? diye sordu Esma gözlerini kaldırmadan.

Gitti.

Üzgün müsün?

Kerem yanına çömeldi.

Hayır. Garip ama, hiç. Eğer Sapsarı’yı görmeseydim, o rutin hayatı yaşamaya devam edecektim: iş, Zehra, planlı hafta sonları ve hep bir boşluk.

Sapsarı başını kaldırıp baktı, sonra tekrar rahatça uyudu. Yavru mırıldandı. İlk defa, gerçekten evindeymiş ve yanında gerçekten değer verdiği insanlar varmış gibi hissetti Kerem.

Esma elini Keremin eline usulca dokundurdu. İkisi de gülümsedi.

Dışarıda hâlâ kış vardı; soğuk, ilgisiz şehir. Ama bu minik evde; burada, yarı ölü bir köpek yeni bir yuvaya, iki insansa birbirine kavuşmuşken, gerçek bir bahar başlamıştı.

Rate article
Lifequest
Can çekişen bir köpek, minik yavrusunu kucaklayarak koruyordu; insanlar ise yanlarından sessizce geçip gidiyordu