Markaların ve etiketlerin hüküm sürdüğü bir dünyada, en önemli şeyi insanı çoğu zaman unuturuz. Bu sıradışı hikaye, İstanbuldaki en lüks otellerden birinde düzenlenen kapalı bir hayır gecesinde başladı; fakat gece, rüyada gibi, gerçek ile düş arasında süzülüyordu.
Altın kaplamalı salon, mücevherlerin pırıltısıyla dalgalanan bir deniz gibiydi. Zeynep, ışıltılı sedef rengi bir elbiseyle ve yanında balık sırtı takımlı Burakla, koleksiyonluk bir şarap eşliğinde konukları fısıltılı bir neşeyle yorumluyordu. Derken, gülüşleri yarıda kaldı. Kapıdan, sanki bulutların arasından süzülen bir varlık gibi, genç bir kız belirdi; adı Nesrindi. Üzerinde sade, eskimiş bir krem rengi palto ve topuksuz düz ayakkabılar vardı; sanki başka bir zamandan ya da diyardan gelmişti.
Zeynep, küçümsemesini hiç saklamadan Nesrinin yolunu kesti. Gözleriyle onun eski ayakkabılarını tarttı, yüzünde buruşuk bir ironi belirdi. Burak, Zeynepin kulağına yılan gibi sokularak yüksekçe fısıldadı:
Temizlik görevlileri yanlış kapıdan mı girdi acaba bu gece?
Zeynep adeta kraliçe edasıyla bir adım öne çıktı, sesini alayla yükseltti:
Canım, üç sokak ötede ücretsiz çorba dağıtıyorlar. Buradaki güzelliğin estetiğini bozuyorsun.
Nesrin dimdik durdu, gözünü hiç kaçırmadı. Sessizliği, o görkemli salonun bütün parıltısından daha soyluydu ve her şey sanki ağırlaşan bir rüya gerçekliğine döndü.
Tam o anda, koyu lacivert bir takım elbiseyle bir adam hızla yanlarına süzüldü; Hayır Kurumu Müdürü, saygın Bay Sadi. Zeynep ve Burak merakla gülümsemeye hazırlanırken, adam onları adeta görmeden Nesrinin önünde ağırbaşlı bir selam verdi:
Nesrin Hanım! Özür dilerim, özel uçağınız tahminimizden erken inmiş. Holding alımı için belgeler hazır, sizi bekliyorduk.
Zeynepin yüzünde şaşkınlık, ay gibi donup kaldı; elleri gevşedi ve elindeki pahalı şarap kadehi mermer zeminde rüya gibi parçalandı.
Nesrin hiçbir telaş göstermeden, yardımcısının uzattığı kalemi aldı. Hâlâ eski paltosunu çıkarmamış bir şekilde, sonsuz görünen imzasını belgelere attı.
Ardından, taş kesilmiş Zeynepe döndü ve buz gibi, sessizliği delen sesiyle fısıldadı:
Zeynep Hanım, bu artık sizin geceniz değil. Şimdi binayı ve eşinizin şirketini satın aldım. O çok övdüğünüz estetik bundan sonra benim kararımda. Güvenlik, bu iki kişiyi nazikçe uğurlayın.
Zeynep ve Burak şaşkınlıkları içinde taş kesilmişken, güvenlik görevlileri onları rüya gibi nazikçe dışarıya yönlendirdi.
**Ders:** Bir insanı asla giysisine göre yargılama. Çünkü eski bir paltonun altında, yarın kaderini belirleyecek biri gizleniyor olabilir.




