Hayat dersi gibi bir olay oldu geçen gün, bak şimdi anlatayım sana, bakış açını değiştirecek, söz! İstanbulun en havalı semtlerinden birinde, hani şu zenginlerin gittiği, kuş sütü eksik olmayan parklar var ya, işte orada geçen sıradan bir öğleden sonra. Ama yaşananlara tanık olan herkesin ağzı açık kaldı.
Kum havuzu ama öyle herkese değil
Hava pırıl pırıl, güneş tepede. Parkın tam ortasında tertemiz bir kum havuzu var. Küçük bir çocuk oynuyor orda, adı Emir. Üstünde bildiğin sade tişört ve şort, çocuk işte, rahatına bakıyor, eski ama çok sevdiği bir oyuncak arabayla kumda yol yapıyor.
Bir anda şıkır şıkır giyinmiş bir kadın geliyor hani o markalı kabanlar var ya, hemen anlarsın. Yanında da kendi oğlu var. Kadın Emiri şöyle bir baştan aşağı süzüyor, hiç hoşuna gitmemiş gibi yüzünü buruşturuyor ve kendi oğlunu hızlıca başka köşeye çekiyor.
Yersiz laf
Kadın, sesini bile gizlemeden küçümseyici bir tonla Emire laf atıyor:
Burayı herkesin kullanmasına izin vermiyorlar. Sizin gibiler buralarda oynamasın, sonra bir şey kırarsın da aileni borçlandırırsın. Yürü, başka yerde oyna.
Emir neye uğradığını şaşırıyor, neden böyle söylendiğini anlamıyor.
Baba Sahneye Çıkıyor
O anda, Emirin babası geliyor kum havuzuna. Uzun boylu, üzerinde tam kalıp bir takım elbise, belli ki ciddi ve başarılı biri. Sakin bir şekilde Emirin omzuna elini koyuyor, kadına gözlerini kısarak, kararlı bir sesle konuşuyor:
Aslında, burada olabilmenizin sebebi oğlum. Ben burayı onun için yaptırdım.
Kadın, alaycı bir şekilde gözlerini devirdi ve küçümser bir şekilde kıkırdadı:
Tabii tabii, sanki inandım. Benim eşim bu bölgenin en büyük firmasında yönetici. Sen de kendini önemli sanan birisin işte.
Olayın Dönüm Noktası
Emirin babası bir anda ceketinin iç cebinden bir kartvizit çıkartıp kadına uzatıyor. Kadın kartvizitteki ismi ve ünvanı okurken bir anda beti benzi atıyor, elleri titremeye başlıyor.
O sırada çantasındaki telefonu çalmaya başlıyor, bu sefer sanki alarm gibi. Adam tebessüm edip hafifçe başını eğiyor ve diyor ki:
Sanırım eşiniz arıyor; şimdi şirketteki işini kaybettiğini haber veriyordur.
Kadının gözü donup kalıyor, telefonun ekranında kocasının ismi yanıp sönüyor.
Final Sahnesi
Kadın bir şey demek istiyor, bakışları donuk, ama kelimeler boğazına takılıyor. Kartvizitte, kocasının çalıştığı holdingin sahibi olarak Emirin babasının adı yazıyor. Kadın, o an karşısındakinin kocasının patronu yani kendi hayatlarının sahibi olduğunu anlıyor.
Titrek sesle, Gerçekten bilmiyordum, lütfen bağışlayın diye fısıldıyor, ama adam dönüp Emire sarılıyor.
Haydi oğlum, eve gidelim. Görüyorum ki bu parka iyi bir nezaket eğitimi vermek lazım, diye ekliyor sakinlikle.
Kadın ise parkın ortasında, telefonunun bitmek bilmeyen sesiyle kala kalıyor sadece statüsünü değil, kibrini de orada bırakmış gibi. O gün, dış görünüşle insanları yargılamanın bedelini gerçek anlamda öğreniyor.
Sen olsan ne yapardın, haklı mıydı sence adam? Vallahi hayat işte, insanı ters köşe yapıyor. Yorumlarını merakla bekliyorum!




