“ANNE, SANA BİR BÜYÜKANNE BULDUM, SOKAKTA AĞLIYORDU!” DEDİ OĞLUM. O AN HENÜZ BU KADININ HAYATIMIZI NASIL DEĞİŞTİRECEĞİNİ BİLMİYORDUM…

Anne, sana babaanne buldum, o dışarıda ağlıyordu! dedi oğlum. O anda henüz bilmiyordum ki, bu kadın hayatımızı tamamen değiştirecek

Altı yaşındaki Baranın tek sonbaharlık ayakkabısının tabanı çıkmıştı. Okuldan eve geldiğinde ayakkabısını tamamen koparmamak için tuhaf tuhaf ayaklarını sürüyerek yürüdü. Annesi geçen ay yeni almıştı bu ayakkabıları, Baran çok üzülmüştü. Biliyordu ki annesi iki vardiya çalışıyor, öyle yoruluyor ki akşamları koltukta kıyafetiyle sızıyor. Baranı hiç azarlamazdı, çünkü annesi yüreği iyilik doluydu. Ama Baran kendi kendine kızıyordu; neden dikkat edemedim ki diye!

Otobüs durağının yanındaki bankta ayakkabısının tabanını iyice bastırarak dinlenmek isterken bir hıçkırık duydu. Bankın ucunda, derli toplu bir pardösüyle yaşlıca bir kadın oturuyordu. Yanında kocaman bir torba. Kadının gözleri ağlamaktan kızarmıştı, hafifçe titriyordu; halbuki hava o kadar da soğuk değildi.

Baran ayakkabısını unuttu. Yanına yaklaşıp usulca kadıncağızın koluna dokundu:
Sizin de mi ayakkabınız yırtıldı? diye merakla sordu.
Kadın irkildi, bu başı dağınık oğlana bakıp burukça gülümsedi:
Yok yavrum. Benim hayatım yırtıldı. Tümden söküldü gitti
Adı Firdevs Hanımdı, altmış sekiz yaşındaydı. Hayatının tamamını hemşire olarak çalışarak geçirmişti, tek oğlu Muratı büyütmüştü. Oğlunun evlenip yuva kurmasından sonra gelinini öz kızı gibi kabul etmişti. Bir ay önce Murat gelip Anne, şu iki odalı evini satalım, bizim birikimlerle de ekleyip şehir dışında kocaman bir ev alalım! Hep beraber yaşarız, temiz hava olur, sen bahçeyle uğraşırsın dedi. Firdevs Hanım çok sevinmişti. Hep büyük, şenlikli bir aile hayaliyle yaşamıştı zaten.

Evi hızlıca sattılar. Parayı Murat aldı, işlerini halledeceğini söyledi. Bugün de eşyalarıyla birlikte arabayla bu kentin kenarındaki otobüs durağına getirip, gelini buz gibi bir sesle Siz burada biraz oturun, biz evrak işlerini halledip hemen dönüyoruz dedi.
Ve gittiler.
Firdevs Hanım, altı saat durakta bekledi. Oğlunun telefonu kapalıydı. Artık hiç kimsenin gelmeyeceğini anladı. Kendi evladı tüm parasını alıp onu yol kenarına bırakmıştı.

Nasıl yani, hiç mi dönmeyecekler? şaşkınlıkla sordu Baran. İnsan annesini sokağa atar mı hiç? Gelin bizim eve! Bir odamız var ama annem ve ben sığarız, siz de sığarsınız. Annem çok iyi biridir, bazen üzülür sadece Babam da arada uğrar Aslında bizimle yaşamıyor, içip içip gelir, annemin parasını alır, sonra annem ağlar. Hadi gelin, anneme anlatırım!

Aslında Firdevs Hanım da önce çekindi ama gidecek hiçbir yeri yoktu. Yaşında sokakta gecelemek ölüm demekti. Çaresizce torbasını omzuna takıp topallayan Baranın peşinden yürüdü.

Baranın annesi, ince, yorgun ve gözlerinin altı morluktan kapanmış Ayşegül Hanım, yaşlı kadının hikayesini duyunca bir Ah! çekti.
Aman Allahım! İnsan annesine bunu nasıl yapar? dedi ve hemen cezveyi ocağa koydu. Kalın siz, Firdevs Hanım.
Ve böylece Firdevs Hanım yanlarında kaldı. Onun gelişiyle daracık kira evinin havası değişti. Akşam Ayşegül eve döndüğünde mis gibi poğaça kokuyordu, ocakta sıcak bir çorba, yerler pırıl pırıl; Baran ise derslerini yapıyordu. Firdevs Hanım, Baranın ayakkabısını tamire götürüp kendi emekli maaşıyla tamir ettirdi. O işte kalan parasını o kötü gün oğlunun ihanetinden hemen önce kartına aktarabilmişti.

Ayşegül yıllar sonra ilk kez gülümsemeye başladı; biraz toparlandı, her seste irkilmemeye alıştı ve hatta kendisine yeni bir elbise bile aldı. Gerçek bir aile olmuşlardı.

Bir akşam kapıya sert şekilde vuruldu. Karşılarında Ayşegülün eski kocası, Selim. Ayşegül aniden bembeyaz kesilip Baranı kendine sımsıkı çekti.
Selim kapının kilitli olmadığını anlayınca ayağıyla kapıyı açıp koridora sarhoşça bağırdı:
Kadın, çıkar parayı! Avans aldığını duydum!
Ayşegül daha bir şey diyemeden mutfaktan Firdevs Hanım elinde dökme demir tava ile çıktı:
Defol buradan, serseri! sesi buz gibiydi, itiraz kabul etmiyordu. Bir daha gelirsen bu tavayla seni adam ederim, sonra polise teslim ederim! Yaşlıyım, artık kaybedecek bir şeyim yok! Bizim apartmanda komiser de oturuyor, onu da tanıdım!
Selim şaşkına döndü. Hep Ayşegülün güçsüzlüğüne alışmıştı, karşısında kararlı ve elinde tava olan bir kadın görünce apışıp kaldı, sonra sendeleyerek kapıdan dışarı çıktı, merdivenlerde takılıp yuvarlandı.

Firdevs Hanım sakin sakin kapıyı kapatıp kilitledi; Ayşegül’e tebessüm ederek:
Hadi bakalım, şimdi gidip elmalı kekle çayımızı içelim, dedi.
Baran, yeni babaannesine hayranlıkla baktı.
Anne, usulca Ayşegülün kolunu çekerek sordu, iyi ki onu sokakta bulmuşum, değil mi? Artık kimse bize zarar veremez!
Ayşegül oğluna sarıldı, uzun uzun ağladı; ama bu kez mutluluktan

Sence Ayşegül, hiç tanımadığı bir kadını evine alarak doğru mu yaptı? Firdevs Hanımın oğluna ettiği bunca kötülükten dolayı hayat ona bir gün bumerang gibi döner mi?

Rate article
Lifequest
“ANNE, SANA BİR BÜYÜKANNE BULDUM, SOKAKTA AĞLIYORDU!” DEDİ OĞLUM. O AN HENÜZ BU KADININ HAYATIMIZI NASIL DEĞİŞTİRECEĞİNİ BİLMİYORDUM…