Yıldız ailesinin evinde her zaman temizlik ve kaliteli bir parfüm kokusu olurdu. Evin hanımı Sema, tam anlamıyla kusursuz bir kadındı. Kırk beş yaşında olmasına rağmen, sanki otuz beş yaşında gibiydi. Bir milyon takipçili yemek blogu vardı ve başarılı bir mimar olan Emirle evliydi.
İki çocukları vardı: On altı yaşındaki Deniz, lisenin futbol takımının kaptanı, on iki yaşındaki Zeynep ise okulun iftihar öğrencisiydi. Dışarıdan bakınca, hayatları adeta bir banka reklamından fırlamış gibiydi.
Sema, akşam partnerlerimle yemeğimiz olduğunu unutmadın değil mi? Emir holün aynasında manşet düğmelerini takarken sordu. Şu mavi elbiseni giy. Ve lütfen, Deniz masada yine ders vermeye kalkmasın.
Sema, alıştığı gülümsemesiyle Emirin ceketinin yakasını düzeltti:
Tabii aşkım, her şey harika olacak.
Emir, pahalı SUVyi çalıştırıp hızla evden çıktı. Sema holde bir süre öylece kaldı. Yüzündeki gülümseme silinmedi, ama yerini donuk, maskemsi bir ifadeye bıraktı. Elleri hafifçe titriyordu.
Üst katta bir kapı çarpıldı. Zeynep, çantasıyla çıktı ve yüzü solgundu.
Anne, yine başım ağrıyor. Okula gitmesem olur mu?
Zeynepcim, baban çok üzülür. Biliyorsun, senden hep en iyisini bekliyor. Şu ilacı iç, toparlan ve git. Hadi, benim akıllı kızım ol.
Zeynep, annesine büyük bir ciddiyetle baktı, sonra sessizce kapıdan çıktı.
Öğleye doğru okuldakiler Semayı aradı. Deniz yine kavga çıkarmış.
Müdürün odası boğucu ve havasızdı. Deniz, dudağı patlamış, kasvetli bakışlarla sandalyede oturuyordu.
Sema Hanım, içini çekti müdür. Deniz çok yetenekli bir çocuk ama bu öfkesini kontrol edemezse tekrar kavga ederse disiplin cezası vermek zorunda kalacağız.
Sema, oğlunu arabada sessizlikle eve taşırken sonunda dayanamayıp sordu:
Neden yaptın böyle bir şeyi, oğlum? Baban çok sinirlenecek. Bugün onun için önemli bir anlaşma var.
Oğlu başını aniden çevirdi:
Baban sinirlenecek, baban üzülecek, herkes babamı düşünüyor. Anne, sen kendi sesini duymuyor musun? Ben neden yaptım, hiç soruyor musun? Senin için tek önemli şey, dışarıdan her şeyin mükemmel görünmesi. Blogunda, fotoğraflarda, evde Her şey kusursuz olsun, değil mi?
Sadece normal bir aile olmamızı istiyorum
Bizim ailemiz yok, anne! Sadece babamın istediği gibi bir sahne var. O yönetmen, biz dekoruz. Biliyor musun, Zeynep geceleri neden uyuyamıyor? Koridorda onun ayak seslerini duyduğunda korkuyor. Defterlerini denetlemeye gelmesinden, yazısı düzgün değil diye bağırmasından. Sen de mutfakta poğaça yapıp duruyorsun, gülümsemeye devam ediyorsun!
Sema, direksiyonu sımsıkı tuttu. Oğlunun sözleri, Emirin arada bir attığı tokatlardan daha fazla canını acıtmıştı.
Akşam olduğunda ev ışıl ışıl parlıyordu. Sofra kusursuz kurulmuş, mavi elbise Semaya tam oturmuştu. Emirin iş arkadaşları ve eşleri eve geldiklerinde hayran kaldılar.
Emir Bey, siz ne kadar şanslısınız! güldü konuklardan biri. Hem güzel hem becerikli bir eş. Çocuklar deseniz tam altın değerinde.
Emir gururla gülümsedi, Semayı belinden sardı. Eli onun omzunu biraz sertçe kavradı, bu ona özgü bir kontrol şekliydi.
Her zaman söyledim, işteki başarı, evdeki düzenden başlar.
Zeynep sessizce salatasını karıştırıyordu, Deniz ise konuşmadan oturuyordu.
Zeynep, matematik yarışmasında kazandığın ödülü bir anlat İsmail Amcaya, dedi Emir, sesi yumuşak ama tehditkârdı.
Zeynepin dudakları titredi:
Ben finali kazanmadım baba. Üçüncü oldum.
Masada buz gibi bir sessizlik oldu. Emir yavaşça şarap bardağını masaya koydu.
Üçüncü mü? Hani tüm yaz bunun için uğraşmıştın?
Emir, şimdi sırası mı? Sema araya girmek istedi.
Ne zaman peki? Kızın da sıradan biri mi olacak? Sema, eğitimiyle yeterince ilgilenmiyorsun. Sanırım bütün vaktini o tariflerine harcıyorsun.
Birdenbire Deniz ayağa kalktı, sandalyesi gıcırdadı.
Yeter artık, yeter. Kimseyi daha fazla ezme. Bizi de kendini de!
Otur yerine, Emir hırladı.
Hayır, Deniz annesine baktı. Anne, artık susma. Hepimiz masada bu salatayı yerken o bizi çiğniyor mu izleyelim?
Sema, çocuklarına baktı; oğluna, babasına karşı dikilen o genç adama Korkudan içine kapanmış Zeynepe Ve ansızın, o mavi elbiseli kadından ziyade, yıllar önceki küçük, ürkek kızı gördü içindeki.
Yavaşça doğruldu. Konuklar gerildi, kimse bakacak yer bulamıyordu.
Emir, sesi ilk defa donuk değildi, hayat doluydu. Çocuklar haklı. Bu yemeğe devam etmeyeceğiz.
Sema, saçmalamayı bırak! Emir sertleşti. Hemen otur ve konuklardan özür dile.
Sema masaya yaklaştı, o meşhur kekini aldı ve dosdoğru kar beyaz masa örtüsünün üstüne ters çevirdi. Ağır krema kumaşa yayılırken konuştu:
Kek tuzlu olmuş Emir, tıpkı bizim hayatımız gibi. Arkadaşlar, kusura bakmayın. Akşam sona erdi. Eşim, artık bizim cezaevi müdürümüz değil.
Sen kafayı mı yedin! Emir ayağa kalkıp el kaldırdı, konuklar panikle arkalarına bakınca Deniz çoktan annesiyle babasının arasına girmişti.
Denesene, dedi sesini zor duyularak.
Lütfen, ayrılın, dedi Sema konuklara sakince. Buyurun.
Son misafir de çıktıktan sonra Emir öfkeyle salonda bağırıp çağırdı. Nankörlüklerinden, onlara her şeyi sunmuş olduğundan, parasız kalacaklarından dem vurdu.
Haklısın, Sema, küpelerini çıkarıp masaya bıraktı. Bu evde hiçbir şeyiz. Ama dışarıda insanız. Çocuklar, toparlanın, anneannenize gidiyoruz.
Hiçbir yere gitmiyorsun! Emir kapının önüne geçti. Bu ev, bu araba, bu hesaplar benim! Elektrik faturanı bile ödeyemezsin!
Sema ona içten bir merhametle baktı:
Biliyor musun Emir, yıllarca korkuyla yaşadıktan sonra hiçbir şey dediğin şey, aslında kocaman bir özgürlük demekmiş.
O gecenin köründe Semanın zamanında eleştirdiği eski aracıyla yola çıkan üçlü, bagajda okul kitaplarıyla Denizin futbol topu, Zeynepin boya setleriyle şehir dışına çıktılar.
Zeynep, ön koltukta uyuya kaldı, başı Denizin omzunda. Deniz, uzun aradan sonra ilk kez ellerini gevşeterek cama baktı.
Sema direksiyona sarıldı; ilk kez huzurluydu, yolun, havanın, sessizliğin tadını doyasıya çıkardı.
Anne? dedi oğlu usulca.
Efendim oğlum?
Yarın nolacak?
Semanın bu kez gülümsemesi donuk, değil, yamuk, yorgun ama sıcaktı.
Yarın, oğlum, o saçma kek tarifini yakacağım. Sonra, en ucuz pizzayı bulup üçe böleceğiz. Sonra sonra aynaya bakmaya ihtiyaç duymadan da var olabileceğimizi öğreneceğiz.
Altı ay geçti. Sema küçük, samimi bir kafede aşçı olarak çalışıyordu. Artık blogunda mükemmel yemeklerden çok, sıradan malzemelerle dağılan bir kalbi nasıl toparlanır, onu anlatıyordu. Takipçi sayısı onda bire indi ama, ona destek bırakan herkesin ismini tek tek biliyordu.
Zeynep, resim kursuna başladı. Meğer matematikten nefret edermiş, fakat karanlık ama çok dokunaklı tablolar çizmeye başlamıştı. Baş ağrıları yok oldu.
Denizin bir daha yumruğu patlamadı. Şehrin arama-kurtarma gönüllülerine yazıldı, enerjisini başkalarına yardım ederek harcadı.
Ufak, bazen dağınık bir eve taşındılar. Duvarlarda Zeynepin siyah-beyaz çizimleri asılıydı. Ama artık orada donmuş korku kokusu yoktu.
Emir geri dönmeye, onları telefonda tehdit ederek, sonra çiçeklerle ve değişeceği vaatleriyle kandırmaya çalıştı. Bir gün Sema, çok sakin bir sesle ona şunu dedi:
Emir, sen hâlâ anlamıyorsun. Biz senden kaçmadık. Biz sadece nihayet kendimize döndük. Sen, hayatı boyunca başkalarının hayatının mimarı olmak istedin. Ama bizim yeni evimizde, buna ihtiyaç yok. Sen insan olmayı öğrenmezsen, burada yerin yok.




