Adım Figen Yalçın.
Eşim Burak Yalçın için ben sıradan bir kadındım. Sessiz, güvenilir, öyle aman aman dikkat çekmeyen biri. Zamanla fark edilmemeye başlanan, varlığı sorgulanmayan eş tiplerinden Sanki ortada yokmuşum gibi.
Ama onun asla bilmediği bir şey vardı: Biz evlenmeden çok önce ben zaten Ege kıyılarındaki, Bodruma birkaç kilometre uzaklıktaki, zenginlere hitap eden Yalçın Kasrının tek ve yegâne sahibiydim. Babaannemden bana kalmıştı, bunu özellikle saklamayı seçtim.
Tek isteğim, beni olduğum gibi seven bir eş bulmaktı; sahip olduklarım yüzünden değil.
Gerçek, bir tokat gibi yüzüme çarptı.
Cuma sabahı Burak, bana iş seyahatine gideceğini söyledi.
Yöneticilerle seminer, sıkıcı şeyler, dedi.
Oysa gerçek bambaşkaydı. Sevgilisi Dilara Demirkol ile birlikte, kendine lüks bir hafta sonu ayarlamıştı hem de benim otelimde!
Kaderin acımasız cilvesi: O gün ben de sürpriz bir denetim için, sade giyimli keten şort, beyaz tişört ve düz sandaletlerle oteldeydim.
Ve onları işte orada gördüm.
Burak ve Dilara, el ele, fazlasıyla rahat ve yakın bir şekilde yürüyordu.
Dilara, pahalı bir mayo giymiş, kocaman güneş gözlükleriyle, dünyadaki her şeyin ona ait olduğunu zannedenler gibi özgüvenliydi.
Burası müthişmiş, fısıldadı. Gerçekten ödeyebilecek miyiz bunca parayı?
Burak gülümsedi.
Merak etme, Figenin kartını kullandım. Hiç bakmaz, çok saf zaten.
İçimi buz gibi bir soğukluk kapladı.
Kendi otelimde, sevgilisine olan tutkusu için benim kartımı harcıyordu!
Lobiden geçerken bahçelerde oturduğum banka yaklaştılar, Dilara bana küçümseyici bir bakış attı.
Affedersiniz! dedi kaba bir tonla. Servis! Şu valizimi alın, ağır!
Olduğum yerde kımıldamadan durdum. Gülüşü dondu.
Sağır mısınız? Burak, bak bu çalışanına
Burak dönüp bana baktı.
Birden rengi attı, konuşamaz hale geldi fakat asıl şok birazdan gelecekti.
Figen?
Dilara kaşlarını çattı.
Tanıyor musun bunu?
Sakince gülümsedim.
Merhaba Burak. Seminer nasıl gidiyor, iyi mi?
Ne arıyorsun burada? diye şaşkınlıkla kekeledi. Takip mi ettin beni?
Dilara alaycı bir kahkaha attı.
Dur, bu senin karın mıydı? Demek neden değişikliğe ihtiyaç duyduğun belli. Kadıncağız buralarda çalışıyormuş gibi!
Sonra resepsiyona döndü.
Bunu kovmanızı istiyorum! Konaklamamı mahvediyor. Ayrıca en iyi suitinizi istiyorum. Hemen!
Resepsiyonist bana endişeyle baktı. Hafifçe başımı salladım.
Elbette hanımefendi. Bize lütfen VIP bölümüne kadar eşlik edin.
Dilara keyifle sırıtıyordu. İki güvenlik görevlisi eşlik etti, ben de uzaktan takip ettim.
Bir ara Dilara huzursuzlandı.
Nereye götürüyorsunuz bizi? Bu taraftan gidilmezdi.
Hizmet girişi, personel parkı ve teknik alanlardan geçtik. Birden durdu.
Bu ne saçmalık?
Varış noktanız burada.
Ne diyorsunuz siz? Müdürü çağırın!
Genel müdürümüz çıkageldi. Şık bir takım elbise, mükemmel bir duruş Önce ortamı süzdü, sonra bana döndü.
Hoş geldiniz, Figen Hanım. Figen Hanım Yalçın Kasrının sahibidir. Burak Yalçın adına açılmış tüm işlemler hemen sonlandırılmıştır.
Dilaranın yüzü bembeyaz oldu. Gözlüğümü çıkardım.
Dilara, burada çalışan değilim. Tüm bu yerin sahibi benim.
Buraka döndüm.
Gerçek saflık, eşini kendi parasıyla, kendi otelinde aldatmaktır Burak.
Olduğu yere çöktü.
Figen, yalvarırım
Hayır.
Güvenliğe döndüm.
İkisini de çıkarın. Bir daha bu mekana girmeleri yasak.
O akşam, Ege denizine karşı, bir kadeh şarapla gün batımını izledim. Yalnızdım, ama özgürdüm. Haftalar sonra Yalçın Kasrı Kadınları projesiyle, yeni bir hayata başlamak isteyen kadınlara özel bir gece düzenledim.
Bu bir ihanet değildi. Bu bir uyanıştı. Yanlış adamı kaybetmek bazen hayatta yeniden yerini bulmanın en gerçek yolu.
Dostlarımla paylaştımO gece ilk defa aynadaki yansımama baktım ve kendimi bambaşka gördüm. Artık yalnızca başkasının karısı değil, kendi hikayesinin kahramanı olan bir kadındım. Sessizce gözlerimden bir damla yaş süzüldü; bu, kaybettiğime değil, kazandığıma bir kutlamaydı.
Ertesi sabah, kasrın bahçesine uyanan kadınların neşeli kahkahaları yankılandı. Onlarla birlikte sofranın etrafında otururken, anlatılan cesaret hikâyeleri havada uçuşuyordu. Her biri başka bir yara, ama aynı ışıkla parlıyordu. Göz göze geldik; sadece varlığımızla birbirimize güç vermenin sıcaklığını paylaştık.
Burak ve Dilaranın izleri rüzgârda kayboldu gitti. Onların yalanından arda kalan boşluğa, ben ve benim gibi kadınlar yeni umutlar ektik. Yalçın Kasrı artık geçmişin acılarını saklayan değil, kadınların kendilerini bulduğu bir yuvaydı.
Gün batarken, denizin tuzlu kokusu, narenciye ağaçlarının çiçekleriyle karıştı. İçimde, uzun zamandır ilk kez hafifledim. Rüzgâr saçlarımı dağıtırken gülümsedim; çünkü artık bilirdim, bazen en büyük servetimiz, kendimize verdiğimiz ikinci bir şanstır. Ve ben, sonuna kadar hak ettiğimi biliyordum.




