Patron beni hırsızlıkla suçladı ama minicik bir detay ailemizin sır perdelerini araladı…
İstanbulun en lüks iş merkezlerinden biri olan Gökkuşağı Plazada böylesine büyük bir kriz nadiren yaşanırdı. Engin adı rakiplerine endişe veren, iş dünyasında bilinen bir isim odasında öfkesinden mosmor kesilmiş bir şekilde ayakta duruyordu.
Engin, zarif bir gümüş hilal kolyeyi hızla ceviz masasının üstüne fırlattı. Asistanı Zeynep irkildi.
Açıklar mısın, rahmetli annemin kolyesi senin çantanın dibinden nasıl çıktı? diye sert bir tonla sordu Engin. Sesindeki soğukluk, hakaret gibi çarptı kulağa.
Zeynep bir adım geri çekildi, gözleri anında doldu. Titreyen elleriyle gömleğinin yakasına uzanıp ince bir gümüş zinciri dışarı çıkardı. Zincirin ucunda yine bir hilalin yarısı vardı.
Ben… Ben hiçbir şey çalmadım! diye hüngür hüngür ağladı, kolyeyi avuçlarının içinde sıktı. Yetiştirme yurdundaki müdür bana verdi… Gerçek ailemden kalan tek şey buydu!
İşte o anda, ofisin kapısı hızla açıldı. İçeriye Enginin eşi Ayşegül girdi, elinde bir yığın muhasebe raporu vardı. Zeynepin elindeki kolyeyi görünce bir anda durakladı. Yüzünün rengi bembeyaz oldu.
O… O kolye sende nasıl oldu? dedi neredeyse fısıltıyla, sesi titreyerek.
Kadının parmakları gevşedi, tuttuğu dosyalar yere dağıldı, kâğıtlar kar gibi havada savruldu. Ayşegül, Zeynepe çözülmüş ve umutla karışık bir şokla baktı.
GÜNLÜK NOTUM Olayın Sonu
Ofiste herkes susmuş, zaman durmuş gibiydi. Enginin gözleri bir benden bir eşine gidip geliyor, öfkesinin yerini derin bir kaygı alıyordu.
Ayşegül… Ne oluyor? diye zor duyulan bir sesle sordu. İçinde korku büyüyordu.
Ayşegül birkaç adım attı, dizleri titriyordu. Artık gözü sadece masanın üstünde duran iki hilal kolyede biri anneden, diğeri bilinmeyenden.
Engin… sesi titredi Yirmi beş sene önceki kışı hatırlıyor musun? Bursadaki özel hastane… Sana doğumdan sonra kızımız yaşamadı demişlerdi.
Enginin kaşları çatıldı, eski acılar yüzüne yansıdı. Şimdi niye böyle derin acıları hatırlatıyorsun? O bizim en büyük yaramızdı.
Hepsi yalandı! diye haykırdı Ayşegül, elleriyle yüzünü kapayarak. Babam… O zaman işler kötüye gidiyordu ya, Yanlış evlilikten doğan çocuk kariyerine zarar verir dedi. Doğumdan sonra bana kağıt imzalattı, ben daha ateşler içindeyken… İyi bir aileye verdik dediler, ama ben… ben annenin kolyesinin yarısını getirip beşiğine sakladım. Bir gün buluruz, diye umut etmiştim…
Ağlamayı bıraktım. Patronum diye gördüğüm kadının, aslında kaybettiği kızını yıllar sonra bulan bir anne olduğunu ilk kez hissettim.
Yani… Ben sokakta bulunmuş bir çocuk değil miyim? dilim zor döndü.
Ayşegül yanımda diz çöktü, ürkekçe yanağıma dokundu.
Kolyenin arkasına bak, dedi usulca. Orada E harfi olmalı. Babanın isminin baş harfi.
Kolyemi çevirdim. Soluk sararmış gümüşün üzerine zarif bir E kazınmıştı.
Engin olduğu yerde güçsüzce sandalyeye oturdu. Yıllarca kurduğu o güven, paraları, işteki itibarı bu gerçekle bir anlığına anlamını yitirdi. Çeyrek asırdır ölmüş sandığı kızına hırsız muamelesi yapmıştı.
Odanın sessizliğinde Engin bana yaklaştı, gözyaşlarını gizlemeden önce omuzlarıma, sonra sıkıca sarıldı; sanki bir daha beni kaybetmekten korkuyordu.
Affet beni… dedi kısık bir sesle. Babanın hatasını bağışla.
O akşam Gökkuşağı Plazada ışıklar söndü, ama ailemiz için, yirmi beş yıl sonra ilk defa güneş doğmaya başladı. Yapılmamış bir hırsızlık, hayatımıza asıl anlamı kazandıran o en değerli sırrı ortaya çıkarmıştı.




