Elif, pazar günü annemin doğum günü olduğunu unutmuyorsun, değil mi? diye sordu eşi kahvaltı sofrasında.
Unutur muyum hiç… Her gün hatırlatıyorsun zaten. Kayınvalidem de son bir haftada dört kere aradı, unutursan şaşarım… Bunlar Elifin içinden geçenlerdi, ama yüzünde tatlı bir tebessümle:
Hatırlıyorum, Burakcığım, hatırlıyorum dedi ve hafifçe içini çekti. Son zamanlarda kayınvalidesiyle görüşmek, Elif için adeta bir eziyete dönüşmüştü. Ayten Hanımın daima memnuniyetsiz bir yüz ifadesi vardı. Elif anlamıyordu, kayınvalidesi neyi beğenmiyordu? Oğlu Burakı candan seviyordu, iki torun verdi. Evin işleri pırıl pırıldı. Demek ki herkesi memnun etmek mümkün olmuyordu
…Burakla tanışmaları ise epey sıradan ve bu çağın ruhuna uygundu: İnternette, bir sağlıklı yaşam forumunda. Elif kendine vitamin sipariş veriyordu, Burak ise protein bar alıyordu. Uzun uzun yazışmaya başladılar. Burak, Elifin profil fotoğraflarını beğenip kalp bırakmış, bu dostluk zamanla sarsılmaz bir aşka dönüşmüştü. Yedi ay sonra nikah masasına oturdular.
Elifciğim, inan çok iyi bir baba olacağım! Gerçekten! Hem ben çok çocuk istiyorum. Mesela dört tane! İki erkek, iki kız. Bence tek çocuk yanlış, bencilleşiyor sonra. Çok olunca paylaşmayı öğrenirler, güzel insanlar olurlar.
Hadi oradan… diyerek güldü Elif. Sen de tek çocuksun, gayet de iyi birisin!
O, tamamen bana özgü bir durum. diyerek göz kırptı ve yanağına kocaman bir öpücük kondurdu.
Burakın annesi, Ayten Hanım, Elifle ilk kez tanıştığında ciddi bir ses tonuyla ve çizgi kadar ince alın çizgileriyle masada sorular sormaya başlamıştı: Aile, eğitim Elifin aslen Konyalı olduğunu, üniversite için İstanbula geldiğini ve annesinin Konyada iki odalı mütevazı bir evde yaşadığını öğrendikten sonra, yüzü epey asılmıştı. Yemekte pek konuşmadan tabağına bakmıştı
Evlilikleri ise gösterişli bir düğünle, Boğaza nazır bir restoranda kutlandı. Konyadan Elifin annesi, iki kız kardeşi ve üç erkek kardeşi geldi. Hep beraber, keyifli bol kahkahalı bir gece geçirdiler. Elif ve Burak, gerçek bir çifte kumru gibiydiler.
İki ay geçmeden genç çift, aileye yeni bir üye katılacağını açıkladı. Burak, sevinçten havalara uçtu. Elifin kardeşleri onları tebrik etti, annesi duygulandı, gözleri doldu telefonda. Ama Ayten Hanım haberi öğrendiğinde, sadece içini çekip dudaklarını büzdü.
Daha acelemiz mi var canım, çocuk için? Biraz daha gezseydiniz, baş başa yaşasaydınız Sizden anne-baba olur mu hâlâ çocuksunuz!
Ah anneciğim! Çok yakında babaanne olacaksın, nasıl anlamazsın? Bu ne büyük bir mutluluk! Hem ben baba olacağım! diyerek Burak, annesinin elini tuttu ve sevinçle döndürdü. Ayten Hanım ise kendini zor toparladı.
Vakti gelince, Elif ve Burakın tatlı mı tatlı, sağlıklı bir kızları oldu. Kız, tıpkı Elife benziyordu. Burak sevinçten yerinde duramıyordu. Elif ise anneliğe dört elle sarıldı, yuvalarını güzelleştirdi. Burakın iyi bir işi vardı; Elif isterse yardımcı da, bakıcı da tutabilirdi. Ama Elif her şeyle bizzat ilgilenmeye karar verdi. Harika bir anne ve mükemmel bir ev hanımı oldu. Burak da boş zamanlarında çocuk bakmayı, parka götürmeyi, hatta alt değiştirmeyi bile üstleniyordu.
Kızları Zeynepin birinci yaş gününde, tam da o gün, Elif tekrar hamile olduğunu öğrendi. Burakın en büyük hayali bir oğuldu; dileği gerçek oldu. Dokuz ay sonra Elif, Murat adını verdikleri oğullarını dünyaya getirdi.
Elif için işler biraz zorlaşınca, ev işlerine yardımcı bir kadın tuttular. Elif çocuklarıyla daha çok ilgilenebildi. O çok mutluydu; her şey yolundaydı. Eşi en ufak bir ihtiyacını bile karşılıyor, çocuklarını çok seviyordu; maddi açıdan da hiçbir sıkıntı yoktu. Tam daha ne ister insan? derken, hayatın bal küpünü bulandıran bir parça kekremsi olay çıkageldi: Kayınvalidesi Ayten Hanım.
Burak, gerçekten, annen neden beni sevmiyor? Hatta torunlarını da pek sevdiğinden şüpheliyim. Sence neden, bana bir söyle?..
Elifciğim, hiç kafana takma. Annem hep biraz zordur. Dünyası ayrı, belli ki bizimle o dünyaya pek uymuyoruz diyerek, eşinin başını okşadı ve alnından öptü. Boş ver, önemli olan bizim mutluluğumuz
Çocuklar büyüdü, Burakın işi şahlandı, her şey yolundaydı. Elif, yıllar önce internette tanıştığı o yabancıya evet dediği için şükrediyordu. O genç adam, şimdi ona sımsıkı bağlı bir eşti.
Bir gün, çocukları bakıcıya bırakıp tiyatroya gittiler. Elifin en çok sevdiği şeydi tiyatro. Salonda, keyifle oyuna odaklanmış, zarif tiyatro dürbününü kullanıyordu ki bir anda rahatsızlandı.
Burak, galiba fenalaştım… Sanırım o kafede yediğim salata dokundu. Kokusunda da bir gariplik vardı…
Biraz dinlendi, su içti ama geçmedi. İstemeye istemeye gösteriyi yarıda bırakıp eve döndüler. Elif yarım saat kadar uzandı, iyileşti. Sonra bir deneyeyim diye gebelik testi yaptı. Tabii ki sonuç pozitifti!
Elif! Ne güzel! Üç! Üç tane pırıl pırıl çocuk! İşte tam hayalini kurduğum gibi! sevinçle eşini kucakladı Burak.
Üç güzel ama biraz çabuk olmadı mı? Zeyneple Murat daha çok küçük dedi Elif, biraz tedirgin.
Nesi var? Hepsi bizim çocuklarımız, en iyi şekilde bakarız. Yaparız biz bu işi! Bak, annenin doğum gününe de güzel bir sürpriz olur bu haber…
Elbet kayınvalidem deli olacaktır duyunca. Zaten yüzü ekşi ekşi bakıyor, şimdi daha da kötü olacak. Bizi tavşan gibi çocuk yapıyoruz diyecek… diye düşündü Elif içinden. Ama dışarıya belli etmedi, gülümsedi. Neyse, hayırlısı…
Nihayet pazar günü, güneşli bir sabah, tüm aile toplanıp, yolda güzel bir pasta ve çiçekler aldıktan sonra Ayten Hanımın evine gittiler. Yarım saat gecikmeli de olsa kapıdan girdiler.
Ayten Hanım, onları kapıda, gülüşler içinde, pahalı Fransız parfümü kokusuyla karşıladı. Oğlunu, gelinini, torunlarını öptü, buyur etti.
Masada herkes hafif neşeliydi. Geciken Elif ve Buraka hadi ceza olsun diyerek anneleri için kadeh kaldırttılar. Burak sevinçle söze başladı.
Canım annemiz, biricik babaannemiz! Nice mutlu, sağlıklı, güzel yaşlara! Biz de senin evlatların olarak her zaman yanında olacağız. Şimdi hediyemizi ve sürprizimizi sunmak istiyoruz! diyerek Ayten Hanıma üzerinde pırlantalar olan altın bir bilezik kutusu ve zarif bir beyaz zarf verdi. Ardından annesini öptü ve yerine geçti; tepkisini bekledi.
Ayten Hanım dikkatlice kutuyu inceledi, bileziğe bir süre baktı ve masaya bıraktı. Ardından zarfı açtı, içinde iki çizgi çıkan test sonucunu görünce yüzünün rengi değişti. Kaşları çatıldı, suratı ekşidi, elindeki testi küçümsercesine masaya fırlatıp, Elife döndü.
Demek bu senin hediyen yani! Başka da ne beklenir ki, çocuk yapmaktan başka bir hünerin yok zaten! Hiç bıkmadın mı sürekli hamile gezmekten? Gerçekten iyi iş bulmuşsun kendineEvdesin, çocuk doğuruyorsun, benim oğlum çalışıyor didiniyor, size bakıyor. Bakıcı var, yardımcı var… Tam asalaklık… dedi sesi sinirli ve kıstıkça daha da sertleşerek.
Oda bir anda buz kesildi. Herkes önündeki tabağa bakar gibi yaparken, göz ucuyla olup biteni izliyordu.
Burak bembeyaz kesildi, annesine döndü, sesi titriyordu:
Anne, ne diyorsun sen? İnanamıyorum böyle konuştuğuna. Sanki çok kötü bir rüyanın içindeyim. Sen ne zamandır bu kadar içindekileri tuttun da şimdi böyle söyledin? Ben oğlunum, senin evladınım. Ama sen Sen kimseyi sevmiyorsun. Sadece kendini.
Masanın önünden kalktı, arkasından Elif de gözyaşlarını güçlükle tutarak fırladı. Çocukları aceleyle giydirip çıktılar. Ayten Hanım onlara bakmadı bile; misafirler de sessizce oturmaya devam etti.
Arabada Elif sessizce ağlamaya başladı. Çocukları endişelendirmemek için sesi çıkmıyordu, gözyaşları durmaksızın akıyordu. Burak arada ona bakıp derin nefes alıyordu, çok üzgündü.
Eve gittiklerinde, gün boyunca sessizlik hakim oldu. Çocuklar uyuduktan sonra mutfakta ufak bir çay koyup konuşmaya başladılar.
Biliyor musun Elifciğim, çok düşündüm. Aslında mesele sen değilsin. Elif, şaşkınlıkla eşine baktı. Sen değilsin. Yerinde kim olsa, ister Ayşe, ister Betül Ne yaparsan yap, ona yaranamazdın. Ya çocuklardan, ya yemeklerden, ya da temizlikten memnun olmazdı. Annem beni hâlâ bırakmadı Elif. Kıskançlık var işin içinde. Bir de Annemin çocukluğu çok zordu, babam bizi terk etti, annem tek başına çalışıp beni büyüttü. Şimdi ise senin yanında hazır mutluluğumuza tahammül edemiyor. İster istemez bir kıskançlık duygusu Senden ricam, ona gönülden bir kere affetmen, anlayışlı olman. Zamanla bakarız, ama sen gönlünü ferah tut.
Bir süre daha sarılarak oturdular. Burak, annesi hakkında yanıldığını düşünüyor, utanç içindeydi. Elif ise, kayınvalidesini zamana bırakmaya karar verdi. Şu an için yüz yüze gelmeleri gerekmiyordu. Her şey zamanla hallolacaktı.
İkisinin de farklı düşünceleri vardı, ama paylaştıkları esas şey aynıydı: Sevgileri ve çocukları. Bir ailede mutluluğun, dışarıdan gelen rüzgarlara rağmen, en çok birlik ve sevgiye bağlı olduğunu bir kez daha anladılar. Hayatta insanı asıl mutlu eden, sahip olduklarına sıkı sıkıya sarılmak ve incitici sözlere karşı kalbini koruyabilmektir.




