Babam İçin Teşekkürler

Polis ne dedi? diye fısıldadı Zeynep, annesi telefonu masaya bırakınca.

Hiç iç açıcı bir şey demediler, Emine Hanım bir bardak su aldı, birkaç yudum içti. Dediler ki, panik yapmaya gerek yok, en azından bir gün geçmesi lazım. Ama ben hissediyorum Hissediyorum ki kötü bir şey oldu!

*****

Anneciğim, merhaba! Babam daha gitmedi mi? dedi Zeynep, elinde bir pasta ile eve dalarken.

Hoş geldin kızım. Gitti tabii. Dün de sana söylemiştim, bugün onun işteki son günü, hem iş arkadaşlarıyla emekliye ayrılışını hem de doğum gününü kutlayacaklardı. Yani baban kaçırır mı hiç?

“Ay, ne yazık” dedi Zeynep, surat asarak.

Ama öğlene doğru eve döneceğine söz verdi.

Tamam, zaten öğlen gibi de Kerem gelir. Ailecek toplandık mı, masa hazır. Hazırlıkları beraber yaparız di mi anne?

Tabii kızım. Tek başıma zorlanırım, yardım edersin. Ama önce bir bardak çay içelim. Demlik taze, üstelik sana özel eklerler de var. Alır mısın?

Bayıla bayıla!

Anneyle kız mutfakta masa başında çaylarını yudumladılar, eklerlerini kemirdiler, havadan sudan, babadan konuşup gülüştüler. Bugün baba Mümtazın 50. yaşıydı.

Her şey yolundaydı, ama

Emine Hanım kızında tuhaf bir huzursuzluk sezdi. Sanki Zeynep bir şey söylemek istiyor ama çekiniyor gibiydi.

Hemen yüreği ağzına geldi tabii.

Kızım, canını sıkan bir şey mi var?

Yoksa çok mu belli oluyor? diyerek gülümsedi Zeynep.

Belli Söylemek istediğin bir şey mi var yoksa?

Var. Sadece, üzülme ama anne. Aslında iyi bir haberim var.

Ne güzel! Anlat bakalım.

Şey Keremle düşündük, geçen yıl aldığımız yazlık arsayı size hediye etmek istiyoruz.

Nasıl yani, hediye mi edeceksiniz?

Evet. Gönülden ve samimi bir kararla. Kerem zaten küçük evi tadilattan geçirdi, rahatça yaz boyu kalabilirsiniz artık.

Ee, peki ya siz?

Biz? Ara sıra size misafirliğe geliriz. Evle uğraşmak başta planımızdı ama artık olmayacak Zeynep sustu, gizemli bir gülümseme takındı.

Nedenmiş?

Çünkü siz ve babam yakında babaanne ve dede olacaksınız. Sekiz ay sonra.

Ciddi misin?

Ciddiyim!

Aman Allahım, nasıl sevindim Zeynep! Mümtaz duysa havalara uçar.

Emine Hanım yerinden fırladı, kızına sarıldı, öptü, yanağını şapur şupur kucakladı.

Beraber öğrenirsiniz diye hayal etmiştim, ama babam bu kadar erken çıkınca

Olsun, birazdan gelir, böyle güzel haberi direkt ondan duysun. Hadi şimdi mutfağa geçelim, hazırlıklara devam

Hadi bakalım!

Mutfakta tencere tava birbirine çarptı, bıçaklar doğrama tahtasında takırdadı. Derler ki iki kadın bir mutfakta olmaz Bizimkiler tam tersine, tam takım çalışması çıkardı. Ne istedilerse pişti, masa donandı. Şöyle bir çilingir sofrası çıktı ortaya: çıtır tavuk kızartması, balık köftesi, mis gibi patates püresi ve üç türlü salata

Emine Hanım bir sandalye çekip saate baktı.

Ayy, tahminimizden önce hazır olduk!

Ee, dört el birden girdik işe, dedi Zeynep gülerken. Babayı arasana, ne zaman gelir öğrenelim mi?

Tamam, iyi olur.

Ben de Keremi ararım, o da yaklaşık gelmek üzereymiş.

Zeynep çantasını almak için hole gitti. Emine Hanım ise masadan telefonunu aldı, eşinin numarasına bastı.

Uzun uzun çaldı, cevap yok. Sonra tekrar denedi. Yine cevap yok Emine Hanım tekrar saate baktı. Tek düşüncesiyse Neden cevap vermiyor? oldu.

Tam o sırada aklına geldi: Mümtaz işe vardığında haber vereceğim demişti, hâlâ arayan soran yoktu. İçini bir ürperti kapladı.

Anne, Kerem bir saate burada olurmuş! diyerek sevinçle geldi Zeynep. Babam ne dedi?

Cevap vermiyor

Gerçekten mi? Tuhaf yani.

Evet Zeyno Defalarca aradım, çalıyor ama açmıyor.

Anne, bugün özel bir gün. Kutlama, konuşma filan Yoğundur şimdi.

Ama Zeynep, eve gelmesi gerekiyordu, üstelik haber vermedi. Normalde her dediğini yapar biliyorsun Hem işe gittiğini de bildirmezlik etmezdi.

Belki müdürünü ara, doğum günü çocuğunu bırakın, eşi bekliyor dersin, belki faydası olur.

Evet, bir deneyeyim.

Emine Hanım panikçi biri değildi ama şimdi ayakta duracak hali yoktu. Mümtaz hiç aramamazlık etmezdi. Öyle ki, kendisi hep derdi: Dünyada senden kıymetlim yok, merakta bırakmam.

Hele ki bugün, iki kat dikkatli olmalıydı.

Öbür taraftan bakınca diye düşündü Emine Hanım, bugün emekli ediyorlar, böyle anlar bir kere yaşanır. Mümtaz hayatının çeyreğini o işe verdi, veda kolay mı? Kolay mı gerçekten?

Alo! düşüncelerini bölen bir erkek sesi geldi.

Merhaba, Murat Bey! Ben Mümtazın eşiyim, Emine. Kusura bakmayın, sizi rahatsız ediyorum ama eşimi merak ettik de Kızım geldi, damadım da yolda.

Merhabalar Emine Hanım, dedi müdürü. Açıkçası ben de ne desem bilemedim.

Nasıl yani?

Görüyor musunuz, biz de kendisini bekliyoruz. Defalarca aradık, cevap vermiyor.

Yani işte yok mu diyorsunuz? Emine şaşkındı.

Yok, uğramadı. Ama gelir diye umut ediyoruz. Siz de kendisine ulaşırsanız iletirsiniz umarım. Kısacık kalacak, veda etmesi lazım, teamül böyle.

Tabii, siz de bir şey duyarsanız lütfen haber edin.

Telefonu kapatınca Emine Hanımın elleri titredi, başını kaldırıp kızına baktı:

Zeynep, işe hiç uğramamış Aramalara hiç cevap vermemiş. Bu kadar zaman oldu Nerede olabilir ki?

Anneciğim, sakin ol Beraber tekrar deneyelim.

*****

Mümtaz apartmandan çıktı, sabah güneşine tebessüm etti, apartman önünde oturan ablalara selam verdi, troleybüs durağına yöneldi.

Yirmi beş yıldır rotası hiç değişmedi, aslında bugünün diğerlerinden farkı yalnızca, bu sefer iş değil veda etmeye gidiyor olmasıydı. İnsan kaynaklarından dosyasını alıp arkadaşlarına el sallayacaktı. O da zamanında başkalarını emekliye uğurlamıştı, sıra ona gelmişti işte.

Geceden beri huzursuzdu, yatakta dönüp durdu, neredeyse gözünü kırpmadı. Birkaç kere kalkıp kalp damlası içti, fayda etmedi.

Ama sabah Eminesi doğum gününü kutlayınca, kocaman gülümsedi.

Kötü hislerini karısına söylemedi tabii, kızmasın, panik olmasın diye.

Daha önceden de böyle olmuştu, bir süre sonra geçiyordu nasılsa.

O yüzden erkenden çıkıp hissettirmemeye çalıştı. Yoksa Emine, duysa hemen iptal ederdi bütün planı Ama arkadaşları onu bekliyor.

Kısa süre içinde geçer diye diye avunuyordu Mümtaz, elini göğsüne bastı.

Durağa geldiğinde içi daraldı, koca troleybüs balık istifi doluydu.

Sıcak, tıkışık Ben bununla gidemem deyip yürüyerek gitmeye karar verdi. Hava güzeldi, vakti de vardı. Hem açık hava iyi gelir belki.

Karısına haber vermedi. İşe varınca ararım, dedi kendi kendine.

Ama varamadı işte Yolda, küçük şehir parkından geçerken dermanı tükendi.

Bir banka oturdu, gömleğinin üst düğmelerini çözdü, kravatı gevşetti, derin nefes almaya çalıştı. Ne kadar oturduğu belli değildi. Rahatlamıyor, tam tersine daha da kötüleşiyordu.

Son bir gayretle Emineye telefon etmek istedi, durumu ciddi görünce. Ama elleri birbirine dolandı, telefon asfalt yola, oradan da bankın altına yuvarlandı.

Ayağa kalkmayı denedi, ne mümkün! Göğsündeki ağrı nefesini kesti, bir anda gözleri karardı.

Elveda emeklilik, elveda doğum günü! diye geçirdi içinden.

Ama en çok içini acıtan, karısını ve kızını son bir kez göremeyecek olmasıydı.

*****

Emine Hanım bir tutam kalp ilacı içti, sonra telefonu tekrar eline aldı. Yine sadece çalıyor Zeynep de on defa aradı, yanıt yok.

Sonunda Kerem geldi. Üçü bir arada, upuzun masada harıl harıl beklemeye başladılar.

Ne bekliyoruz biz? dedi birden Emine, telaşla. Hemen polise haber vermek lazım. Belki bulmamıza yardım ederler?

Herkes fikir birliğinde. Mümtazın durduk yere ortadan kaybolacak biri olmadığını biliyorlardı.

Hele o kadar sene AFADda çalışmış, türlü badire geçirmiş biri Uzanıp ulaşmaması mutlaka ciddi bir sebebe işaretti.

Polis ne dedi? diye fısıldadı Zeynep, annesi telefonu kapatınca.

Hiç iyi şeyler duymadık, dedi Emine Hanım, bir yudum daha su aldı. Daha erken dediler, yirmi dört saat geçmeliymiş. Oysa içimden bir his Bir şey oldu diyor!

O zaman biz kendimiz aramaya başlayalım! dedi Zeynep, bu sefer kararlı ve yüksek sesle.

Evet, kızım Baban sabah troleybüse binecekti. Bizim sokakta durak var, hemen oraya gidip insanlara soralım; belki gören çıkar. Şoförlere de sormak lazım, sabah seferinde belki rastlamıştır biri.

Anne, Keremle biz uğraşalım, sen eve dön. Babam gelir belki. Hem sen hastaneleri ara, ne olur ne olmaz diye bir bakalım.

Tamam kızım

Zeyneple Kerem hızlıca hazırlanıp dışarı fırladı. Emine Hanım kapıyı kapadı, tekrar telefona sarıldı, bir yandan dua etti, bir yandan aramaya devam etti.

Allahım, ona bir şey olmasın! diye mırıldandı. Hem mırıldandı hem dua etti.

*****

Mümtaz hâlâ azıcık kendinde ama durumu hızla kötüleşiyordu. Artık elini bile oynatamıyordu. Dil de dolaşıyor, konuşmak imkânsız.

Ya-yardım diye güç bela mırıldandı, yoldan geçen iki kadına elini uzattı.

Ama kadınlar tiksinerek bakıp kafalarını çevirdi.

Yine bir ayyaş işte, dedi biri burun kıvırarak.

Sabahtan kafa çekmiş, şimdi eve de gidemiyor, bankta yatıp kalkıyor Yazıklar olsun!

Mümtaz onları işitti, gözünden yaşlar süzüldü. Elinden bir şey gelmemesine, ne kendine ne de başkasına yardım edememesine kahroldu. Oysaki zamanında bir dünya can kurtarmış, hayvan bile kurtarmıştı. Şimdi bir el uzatacak kimse yok.

Hele ki bugün mü olacakmış bu! diye düşündü hüzünle.

O kadınların topuk sesleri uzaklaşınca gözlerini kapadı. Tam vazgeçmişken yanında ani bir köpek havlaması işitti. O kadar yakın ki neredeyse kulağında patladı.

Ardından bir çift pati, sonra da bir dil, çenesini yaladı.

Köpek! Köpek! diye sevindi Mümtaz. Köpek varsa sahibi de yakındadır.

Gözlerini zorla açtı, yanında yaşlıca bir köpek duruyordu. Ona tanıdık geldi, ama nereden?

Birden parça parça anılar gözünde çakmaya başladı.

Bir yıl önce bir yangın vardı, bir ev alevler içinde. Arkadaşları içeriden adam ve kadını çıkarmış, tam o sırada camdan bir köpek havlaması gelmişti.

Evde köpek mi var? diye sormuştu Mümtaz, ambulansa bindirilen adama.

Evet evet, içerideydi. Ama geri alamadık, canımızı zor kurtardık

Niye baştan söylemedin? deyip atlamıştı yangının içine.

Kimse durduramamıştı, hem de en tecrübelisi bile.

On dakika sonra öksüre öksüre, kollarında köpek, dışarı çıktı.

Köpeği sahibine verdi ama uzun süre ona bakmaktan kendini alamadı. O köpek gözleriyle sanki “BÜYÜK BİR İNSAN TEŞEKKÜRÜ” yollamıştı Mümtaza. Sanki borcunu hiç ödeyemeyecekti.

O parlak sahneler kayboldu, tekrar sessizliğe gömüldü.

Hav-hav! diye köpek bir daha havladı, hâlâ Mümtazın çenesini yalıyordu.

Köpek onu tanımıştı. Şimdi de ona yardım etmek istiyordu.

Eğer elinden gelirse diye fısıldadı Mümtaz. İnsanlara seslen, birini bul. Biri gelsin kurtarsın

Sonra bilinci kapandı.

Ama köpek, köpek adamın dediğini anladı sanki.

Koşa koşa parktan çıktı, insan aramaya başladı.

Önce bir büfe önünde simit yiyen üniversitelinin yanına koştu, sonra çocuğu ile kırmızı ışıkta bekleyen kadına gitti, ardından gazete bayiinde bir adamın önünde havladı.

Ama kimse Koca şehirde kimse onun ne istediğini anlamadı. Üstelik çoğu korkudan, köpeği kovaladı. Oysa tek yaptığı yardım istemekti.

*****

Troleybüs durağında Zeyneple Kerem bir şey öğrenemedi, kimse fotoğrafa bakınca tanımazlık etti. Zeynep aile albümünden bir fotoğraf almıştı, belki hızla buluruz diye.

Ama umduğu gibi olmadı.

Zaman aleyhlerine işliyordu. Durağı daha fazla beklemenin anlamı yoktu.

Koştura koştura bir dükkândan diğerine, apartman bahçelerinden geçti karı koca.

Ama Mümtaz, sanki yer yarıldı içine girdi. Ne telefona bakıyor, ne ortalıkta var. Neredesin babacığım, neredesin?

Parkın yanından geçerken Zeynep, aniden bir köpek havlaması duydu. Döndü, baktı; yaşlı bir köpeğin etrafta insanlara havlayıp, kimileri onu kovunca bir sağa bir sola kaçtığını gördü.

Defol git buradan! diye bağırdı bastonlu bir amca, tehdit edercesine salladı.

Zeynep, neden durdun? diye sordu Kerem. Taksi durağına gidiyorlardı oysa.

Bilmiyorum Ama bu köpek öyle boşu boşuna havlamıyor. Sanki söylemek istediği bir şey var İçimden öyle geliyor.

Köpek Zeynepe dönüp baktı, göz göze geldiler. O gözlerde çaresiz bir yardım arayışı vardı.

Nereye gidiyorsun Zeynep? dedi şaşkın Kerem.

Zeynep onu bile duymadı. Hemen köpeğin peşine gitti, köpek de havlaya havlaya onları küçük parka yöneltti. Bankta baygın yatan Mümtazın olduğu yere kadar sürükledi. Zeynepin peşinden Kerem de koştu.

Beş dakika sonra banka gelmişlerdi. Mümtaz baygındı ama hâlâ nefes alıyordu.

Baba! diye çığlık attı Zeynep, başını kaldırıp ayıltmaya çalıştı. Kerem, hemen ambulansı ara!

*****

Ambulans çabucak yetişti, Mümtazı hemen en yakın kalp hastanesine kaldırdılar.

Zeynep köpeği de yanına alıp, Keremle birlikte hastaneye koşturdu. Giderken annesini de arayıp kısaca haber verdi, ilk fırsatta yine arayacağını söyledi.

Babanız gerçekten çok şanslı dedi doktor, yoğun bakım kapısından çıkınca. Vaktinde bulamasaydınız, yarım saat sonra yapacak hiçbir şeyimiz kalmazdı.

Yaşayacak mı? diye sordu Zeynep, gözyaşlarını silerken.

Merak etmeyin, yaşayacak.

Zeynep çıkışta Kerem’in yanına gitti, diz çöktü, köpeğe sarıldı, boynunu öptü.

Teşekkür ederim Bize babamı geri verdiğin için.

Nasıl oldu? dedi Kerem.

İyi şimdi, yaşayacak, dedi Zeynep bitkin bir sesle. Hepsini bu köpeğe borçluyuz, deyi köpeği gösterdi.

Boynunda tasma da var, kesin evcildir.

Evet, ama bence biz birkaç gün bakmalıyız, sahibi çıkmazsa bırakmam. O, babamın hayatını kurtardı. Sokakta kalamaz.

Tabii ki!

*****

Emine Hanım, Kerem ve köpek (tasmasında adı Baran yazıyordu) hastane kapısında bekledi, on dakika sonra kapı açıldı, Zeynep babasıyla birlikte dışarı çıktı. Baran kuyruğunu heyecanla sallayarak Mümtaza koştu, zıpladı, havladı, gözleri parladı.

Al baba, seni kurtaran bu işte. Hayatının en büyük doğum günü hediyesini verdi: Sana hayatını geri verdi.

Sağ ol dostum, diye gülümsedi Mümtaz, uzanıp köpeği sevdi. Ama Zeynep, bunun bir sahibi olmalı. Eminim vardı!

Aradık babacığım. Sosyal medyadan ilanlar verdik, ama sen hastanedeyken kimse çıkmadı.

Sonra Emine Hanım geldi, gözleri yaşlı ama yüzünde gülümseme:

Allaha şükür yaşıyorsun Mümtaz.

Özür dilerim Eminem, durumumu anlatmadım sana, üzülmeni istemedim.

Boşver, geçti bitti. Hadi gidelim. Bu günü tekrar kutlayalım, yeniden doğdun!

Hadi gidelim.

*****

Baranın sahiplerini bulmak için uğraştı Mümtaz, o yanan eve de gitti. Ama çoktan taşınmışlar, komşular köpeği bırakıp başka şehre gitmişler.

Kısacası, Baran artık Mümtazın köpeğiydi. O da mutluydu, Mümtaz da.

Baranla birlikte gidip işten çıkış evraklarını aldı, birlikte yazlıkta vakit geçirdi, hatta kızı doğumdan çıkınca Zeynepi ve torununu Baranla birlikte aldı.

Tebrikler baba! dedi Zeynep. Sen dede oldun, iki tane torunun oldu!

Ah, ne mutlu bana!

Hav hav! diye sevinçle Baran da katıldı.

Kısacası, Mümtazın hayatı yavaş yavaş düzeldi, daha anlamlı ve renkli oldu. Ve ömrünün sonuna kadar Barana, ona ikinci hayatı armağan ettiği için şükran duydu.

Rate article
Lifequest
Babam İçin Teşekkürler