Kocamın cenazesinden bir gün sonra, kayınvalidem iki küçük çocuğumla birlikte beni evden kovdu; dışarıda kıştı ve gidecek hiçbir yerimiz yoktu; aradan on beş yıl geçtikten sonra, bu kadın hayatıma yeniden sürpriz bir şekilde girdi

Kocamın cenazesinden sonraki gün, kayınvalidem beni iki küçük çocuğumla birlikte evden kovdu. Dışarısı buz gibi kıştı ve gidecek hiçbir yerimiz yoktu. Aradan on beş yıl geçtikten sonra, bu kadın beklenmedik bir şekilde tekrar hayatıma girdi.

Aradan yıllar geçse de, bazen hâlâ aynı cümleyle uyanıyorum. Sanki biri başucumda dikilip kulağıma fısıldıyormuş gibi.

Al çocuklarını da git buradan. Başkasının çocuklarını istemiyorum.

Benim adım Murat, kırk üç yaşındayım ve bir inşaat şirketinde muhasebeci olarak çalışıyorum. İki çocuğum var: kızım Derya ve oğlum Baran. Üçümüz birlikte Ankaranın kenar mahallesinde ufak bir apartman dairesinde yaşıyoruz.

On beş yıl önce, hayatım neredeyse durdu. Eşim Cem bir trafik kazasında hayatını kaybetti. O da kıştı.

O gece Baranın ateşi çok yükselmişti. Yakınımızdaki eczaneler kapalıydı, ben de Cemden, Kızılaydaki nöbetçi eczaneye gitmesini rica ettim. Arabaya bindi ve bir daha hiç geri dönmedi. Araba buzda kayıp bir direğe çarpmış. Doktorlar hemen öldüğünü söylediler.

Cenaze günleri bana rüya gibi geçti. Neredeyse hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama sonrasındaki günü dün gibi bilirim.

O zamanlar kayınvalidem Nermin Hanımın evinde kalıyorduk. Zaten beni hiçbir zaman içten sevmedi, sırf oğlu hatırına katlandı bana. O akşam mutfağa geldi, ben orada yalnız oturuyordum. Yüzü ağlamaktan kızarmıştı, ama bakışı kupkuruydu.

Beni suçladı, oğlunun ölümüne sebep olduğumu söyledi. Sen gönderdin onu çocuğun ilacı için, şimdi oğlum yok, diye defalarca tekrarladı.

Baranın ateşinin 40 dereceye çıktığını anlatmaya çalıştım ama dinlemedi bile. Sonra o meşhur cümleyi söyledi.

Eşyalarını topla, çocuklarını da al defol evimden! dedi. Derya beş, Baran üç yaşındaydı. Ona karşı çıkmak aklımdan bile geçmedi. Sessizce iki bavul hazırladım, çocukları giydirdim ve dışarı çıktım.

O geceydi, aralık ayıydı, Ankara ayazında. Derya elimden tutup susuyordu, Baranı ise kucağımda taşıyordum.

O gece saçımda ilk beyaz telimi gördüm. Ve o karanlıkta, Nermin Hanımın evinden çıkarken, on beş yıl sonra hayatımda yine onun olacağını hayal bile edemezdim

Hikâyemi devamında paylaşacağım diye kendime söz vermiştim.

On beş yıl daha geçti.

Bir gün, eskiden Nermin Hanımın komşusu olan Ayşe Teyze aradı. Nermin Hanımın felç geçirdiğini, hastanede yalnız yattığını ve bakımına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Diğer oğlu yıllar önce Almanyaya göçmüş, hiç arayıp sormuyormuş.

O akşam çocuklarıma söyledim.

Derya hemen, Asla düşünme bile baba! dedi. O geceyi hatırlattı; kış günü kapı önüne bırakıldığımızı, tren garında sabahladığımızı anlattı.

Baran ise sadece sessizce dinledi, sonra Baba, kararı yine sen verirsin, dedi.

O gece uzun süre düşündüm. Ertesi gün hastaneye gittim.

Nermin Hanım ortak odadaydı. Eskiden heybetli, dik başlı olan o kadın şimdi küçücük, halsiz görünüyordu. Sağ tarafı durmuyor, konuşamıyordu neredeyse.

Gözlerini açtı ve beni tanıdı. Uzunca sustuk.

Ona hastalığını bildiğimi, taburcu olunca nereye gitmek istediğini sordum: eve mi, huzurevine mi? Sessizce eve gitmek istediğini söyledi.

Birkaç gün sonra tekrar uğradım ve ona yıllar önce olanları çoktan affettiğimi söyledim.

Nermin Hanım uzun süre bana baktı. Sonra kısık bir sesle, Belki sen affettin, ama ben kendimi affedemiyorum. O gece seninle çocuklarını dışarı attım; biliyorum çocuklar bana haklı olarak kızgın. O geceyi ve yaptıklarımı asla unutmadım, dedi.

Ben sadece dinledim ve sustum.

Taburcu olunca bizim eve, torunlarının yanına geliyorsun, dedim usulca.

Önce inanmadı, sonra nedenini sordu. Onca şeyden sonra neden?

Çünkü ben de, senin suçlulukla yaşadığın kadar uzun bir hayatı, nefretle geçirmek istemiyorum.

Nermin Hanım taşınınca evde işler karışık oldu. Derya uzun zaman tek kelime etmedi, Baran ise çok mesafeliydi.

Eski kırgınlıklar kolay silinmiyor. Ama zaman geçtikçe evde huzur arttı. Nermin Hanım yavaş yavaş çocuklarla konuşmaya başladı, zaman zaman onlardan af diledi, yardımlarına teşekkür etti.

Bilmiyorum, belki geçmişi tamamen unutmak mümkün değil. Ama bir akşam Deryanın ona bir bardak çay getirdiğini, yanında oturup sohbet ettiğini gördüm.

O an içimde bir ışık yandı. Galiba, biz birbirimize yeni bir başlangıç yapma fırsatı vermiştik.

Rate article
Lifequest
Kocamın cenazesinden bir gün sonra, kayınvalidem iki küçük çocuğumla birlikte beni evden kovdu; dışarıda kıştı ve gidecek hiçbir yerimiz yoktu; aradan on beş yıl geçtikten sonra, bu kadın hayatıma yeniden sürpriz bir şekilde girdi