Elif artık iki saattir Ayşe Nine’nin evinin önünde bekliyor. Bu şifacı yaşlı kadın, genç kadın için son umut olmuş durumda. Elif yıllardır çocuk sahibi olmaya çalışıyor. Fakat nedeni bilinmeyen bir şekilde hamilelikleri hep sonlanıyor.
Ne diyeyim size Tahlilleriniz mükemmel, herhangi bir sağlık sorunu yok, diye ellerini iki yana açıyor doktor.
Nasıl olur ki? Sağlığım yerinde ama hamile kalamıyorum. Açıklaması olmalı, diye soruyor Elif endişeyle.
Bilmiyorum. Tıbbın da tıkandığı nokta burası işte. Belki camiye gidip dua edersiniz Başka bir önerim yok, diye kısık sesle cevap veriyor doktor.
***
Elif ve eşi Kaan, beş yıldır evliler. Her şeyleri yerli yerinde: iyi bir gelirleri, kendi evleri, sevgi ve huzurlu bir yuvaları var. Tek eksikleri, kocaman evlerinde yankılanan bir çocuk kahkahası.
Elif zaten zaman zaman kendilerinin uğursuzluk altında olduğunu düşünüyordu. Kadın doğum uzmanından bu sözleri duyunca, şüpheleri iyice kuvvetlendi.
Cami iyi de, senin derdine ancak bir medyum iyi gelir, diye önerdi yakın dostu Zeynep, ona bir adres uzatarak. Hemen git. Ne kadar erken, o kadar iyi.
Sonunda Elifin sırası geliyor. Küçük, alçak çatılı bir evin kapısından içeri ürkekçe adımını atıyor. Kendisini renkli şalvarlı, bembeyaz başörtülü, çelimsiz ama sevecen bakışlı yaşlı bir kadın karşılıyor. Elif içtenlikle gülümsüyor. Hayatında ilk defa böyle biriyle karşılaşıyor, önceden hayalinde hep korkunç, belki de omzunda siyah bir kedi olan biri canlanmıştı.
Hoş geldin kızım, gel bak şuraya, Allahın kelamının altına otur, diyor Ayşe Nine yumuşacık bir sesle.
Bende büyük bir dert var diyemeden Elifin gözleri doluyor, hıçkırıklara boğuluyor.
Her şeyi biliyorum yavrum. Elimden geleni yaparım, diyor sakin bir şekilde yaşlı kadın.
Elif, duvara asılı büyük bir hat yazısının altındaki yumuşak sandalyeye oturuyor itaatkâr bir şekilde. Ayşe Nine, dualar okumaya ve kadın etrafında mumla dairesel hareketler yapmaya başlıyor. Tüm işlem yaklaşık yirmi dakika sürüyor. Ardından karşısına geçip Elifin elini tutuyor yaşlı kadın.
Sen hamile kalamazsın kızım. Üstüne çocukluğundan beri bir lanet var. Onun duası yapılmadan bu iş çözülmez, diyor sakince.
Ne laneti, kim neden bana böyle bir şey yapsın? Ben kimseye kötülük yapmadım ki, diye feryat ediyor Elif.
Sen değil Annen ağır bir günah işlemiş, şimdi ise bedelini sen ödüyorsun, diye açıklıyor şifacı.
Böyle haksızlık olur mu? Annemler çoktan rahmetli oldu, neden ben çekiyorum ki, diye çaresizce soruyor Elif.
Kainatın kanunu bu yavrum Karşı koyamayız.
Bana yardım edecek misiniz? diye umutla soruyor Elif.
Burada gücüm yetmez. Sende büyü ya da nazar olsa kolaydı. Ama bu, başka Annenin kimi üzdüğünü bulman, onun hakkını helal ettirmen lazım. Ve en önemlisi, yalnız kendine değil, sana kötülük edenlere bile gönülden dua edeceksin, diyor yaşlı kadın.
Teşekkür ederim, fısıldıyor Elif.
Elif arabasına biniyor ve eşini arıyor:
Kaan? Bugün eve uğrayamayacağım. Acil halletmem gereken bir iş var. Sonra anlatırım, canım, sonra
Elif arabayı çalıştırıp köye doğru yola çıkıyor.
Elif kız, haber verseydin ya! Sana güzel bir sofra hazırlardım, diye karşılıyor onu halası Meliha.
Hala, bugün mesele ciddi. Cevap ver bana, annem ne yaptı? Hangi günahın bedelini ben ödüyorum? Ben neyle sınanıyorum?
Ne diyorsun sen? diyerek şaşırıyor Meliha.
Elif gördüklerini ve Ayşe Nineyle konuşmasını halasına anlatıyor.
Kim derdi ki Dinle bakalım, anlatayım.
Meliha, Elifin annesi Fatmanın zamanında köyün en güzel kızı olduğunu anlatıyor. Birçok talibi olsa da gönlünü evli bir adama, Hasana vermiş. Fatma hiç tereddüt etmeden Hasanı karısından ayırıp evlenmiş. Hasanın eşi, Ayşe, geride bir yaşındaki oğluyla kalmış.
Ayşe bu ihanete dayanamamış ve bir gün Fatmanın evine gidip diz çöküp yalvarmış: Ne olur bırak kocamı, ben ne yaparım çocuğumla? Fatma ise onu küçük düşürüp evden kovmuş.
Tam giderken, Ayşe çaresizce dönüp Fatmaya ve ileride olacak çocuklarına beddua etmiş.
Sonra ne olmuş? diye ürkekçe soruyor Elif.
Annen Hasanla evlenmiş, sen doğmuşsun. Ama ömürleri uzun olmamış, peş peşe öte tarafa göç etmişler. Ayşenin bedduası tuttu galiba. Sen de yıllardır evlat sahibi olamıyorsun
Peki, Ayşe hala köyde mi? Annem adına ondan helallik almak istiyorum.
Ayşenin de hayatı iyi gitmedi Zamanla aklını yitirmiş. Başlarda sessizdi, zararsızdı. Sonra bir gün köy meydanında birine saldırmış, o günden sonra akıl hastanesine yatırılmış. Oğlu Polatı ise yurda vermişler.
Polat da benden yaşça büyük, babam aynı O zaman Polat benim üvey kardeşim oluyor, öyle mi? diye anlıyor Elif.
Evet. Onun da hayatı iyi geçmedi Yurttan döndü, bira içmeye başladı, kavgalar çıktı. Sonrası daha kötü Kışın bir gece ormanda kayboldu, ertesi gün buldular ama bacaklarını kurtaramadılar. Şimdi tekerlekli sandalyede yaşıyor.
Demek ki annem ailesini dağıtmakla kalmamış, insanların da hayatını mahvetmiş Çok üzgünüm, hala. Lütfen beni Polatla tanıştır. Onu görmek istiyorum, diye kararlı konuşuyor Elif.
Delirdin mi kızım? O içkici, ne olacağı belli olmaz! Hadi, eve dön!
Gerekirse başkalarına sorar, bulurum. Polatı görmek istiyorum, diyor Elif.
Tamam, ama başına geleceklerden beni sorumlu tutma, diye homurdanıyor Meliha, montunu giyerken.
Karla kaplı köy yolunda iki kadın Polatın evine yürüyerek gidiyorlar. Bahçeye girince harabe bir ev görüyorlar. Çürümüş tahta çit yere devrilmiş. Evin elektriği yok, küçük kirli pencereden loş bir gaz lambası ışığı süzülüyor. Elif camdan nazikçe tıklatıyor.
Kapı açık! diye kısık bir ses geliyor.
Bak yavrum, ben buradayım. Olur da bir şey olursa bağır! diye fısıldıyor Meliha.
Elif başıyla onaylayıp eve giriyor. İçeride her yere dağılmış sigara izmaritleri ve boş şarap şişeleri var. Masada, tekerlekli sandalyede yaşını kestiremediği bir adam oturuyor. Üzerinde, bembeyaz bir kedi yuvarlanmış yatıyor; evde gördüğü tek huzur bu.
Kediniz masada uyuyor, deyiveriyor Elif, ne söyleyeceğini şaşırarak.
Sana ne! Pamuk isterse masada ister şişede yatar, bu evde ondan üstün yok, diyor Polat. Gözleri bulanık, konuştuğu kadını süzmeye çalışıyor. Kimsin, neden geldin? Sosyal hizmetlerden misin, çek git! Yuvaya gitmem!
Hayır, başka bir konu için geldim. Benim adım Elif, senin baban Hasan benim de babam, yani senin kız kardeşinim, diyor Elif hızlıca.
Hah! Demek babadan kardeş geldin! Ne istiyorsun? Miras mı sandın, burası annemin evi!
Polat, senden helallik istemeye geldim. Sana nasıl yardım edebilirim?
Polat kahkaha atıyor, Elife buruk, umutsuz bakıyor. Gözlerinde acı ve derin bir yılgınlık var. Elif baktıkça adamda babasının yüzünü buluyor.
Yüz lira var mı kadın? diye aniden soruyor Polat.
Elif sessizce cüzdanından beş yüz lira çıkarıp masaya koyuyor.
Sağ ol! Bak, seni affettim! Bir daha affetmemi istersen yine gelirsin, diyor Polat alaycı bir sesle.
Doktora gitmek ister misin? Ya da ilacın eksik mi? diye soruyor Elif çaresizce.
Şu an gerek yok, sağ ol. Hadi şimdi çık, uyuyacağım!
Elif dışarı çıkıp halasının evine yürürken gözyaşlarına boğuluyor. Kardeşinin bu haliyle yüzleşmek hayal ettiğinden de ağır geliyor ona.
Konuştunuz mu? diye peşinden gelen Meliha soruyor.
Evet Olanı da oldurduk. Sağ ol hala, dinlediğin için. Ben artık eve döneyim
Bak gece oldu, kal istersen
Yo, şehre dönmem lazım, diyor Elif sessizce.
Elif yalnız kalmak istiyor artık, çünkü bu gün ona çok ağır geldi.
Bir hafta boyunca Elif kendini kaybolmuş gibi hissediyor. Polatı ve yaşadıklarını düşünüp duruyor. Her şeye rağmen Polat onun tek akrabası. Ne yapacağını bilemeyen Elif sonunda camiye gidiyor. Namazdan sonra Ayşe Ninenin dediği gibi düşmanları da dahil herkese dua ediyor.
Zor mu geliyor kızım? diye soruyor imam.
Elif camide başka kimse kalmadığının farkına varıyor.
Kusura bakmayın, biraz kaldım. Şimdi çıkıyorum, diyor.
Belki bir içini dökersin, iyi gelir, diyor imam.
Elif orada gözyaşları içinde her şeyi anlatıyor. Hiçbir şeyi gizlemeden detaylarıyla paylaşıyor.
Şunu söyleyeyim evladım, diyor imam düşünceli bir şekilde, Medyuma gitmen boşuna olmuş. O konuda yanılmış. Kimse anne-babasının günahından sorumlu tutulmaz. Ama şu doğru: Dua etmek, sadece yakınların için değil, gönlünü kıranlar için de dua etmek gerekir.
Kardeşime nasıl davranmalıyım? Onu şehirde yanıma almak istiyorum ama kocam anlayış gösterir mi bilmiyorum, diyor Elif.
Kalbinin sesini dinle. Vicdanının dediğini yap, diyor imam.
Ertesi gün, Elif tekrar Polatın evine gidiyor. Bu kez kararlı.
Neden geldin? Para mı getirdin? diye homurdanıyor Polat.
Bu defa ayık ve canı sıkılmış bir hali var.
Hayır, para yok. Toplan, birlikte şehre gidiyoruz. İtiraz istemem! Ben senin kardeşinim, bu haline razı gelemem. Eğer ben sana lazım değilsem, sen bana lazımsın. Başka kimsem yok!
Nereye, ne yapacağım? diye şaşırıyor Polat.
Önce hastaneye, ardından benim evime. İki katlı geniş bir evimiz, kocaman bir bahçemiz var. Sana da bir yer bulunur.
Polat ne diyeceğini bilemiyor. Böyle yaşamdan bıkmış ama Elifi de tanımıyor.
Anlaşalım, beğenmezsen istediğinde geri dönersin. Kimse seni zorlamayacak.
Ama bir şartım var, diyor. Pamuk da benimle gelir! diyor kedisini işaret ederek.
Olur, zaten bir kedi hayalimdi! diyor Elif gülümseyerek.
***
Üç ay geçiyor. Polat yeni evinde iyice alışıyor. Aslında yumuşak huylu, espri yeteneği yüksek biriymiş. Bilgisayara merak salıp yazılım kursuna başlamış.
Yarın Almanyadan yeni protez ayakların gelecek. Birkaç ay içinde tamamen yürürsün, diyor Kaan, ona sırtını sıvazlayarak.
Sağ olun! Hiç yürüyebileceğimi düşünmezdim, diyor Polat gözleri dolarak.
Asıl teşekkürü Elif ablana borçlusun. Kardeşini bulduğu için çok mutlu, diyor Kaan.
Aylar sonra, Kaan ve Polat hastanenin camının önünde bekliyor. Elif, yeni doğan ikizlerini ikisine birden gösteriyor camdan.
Yakında evimiz şenlenecek! diyor Kaan neşeyle.
Hazır mısın dayı, iki minik için?
Hazırım bile! diyor Polat gülerek. Beraber başarırız!




