Biz eşimle birlikte barınaktan bir köpek sahiplenmeye karar verdik. Eşim, safkan bir köpek almayı istiyordu. Ona göre safkanlık asalet, zeka ve sadakat demekti.
Ama ben ondan bir barınağa benimle gelmesini rica ettim, o da isteksizce kabul etti. Uzun yıllar birlikte geçirdik ve bu süre zarfında Ahmet hiçbir zaman bana karşı çıkmadı. Neden köpek, diye sorabilirsiniz, neden çocuk değil? Yalnız insanlarız ve artık belli bir yaşa geldik. Sorumluluğun bilincindeyiz.
Bir çocuğu yetiştirmek, eğitmek ve ona iyi bir gelecek sunmak çok uzun vadeli bir süreç. Köpekler ise bizimle yaşamlarının sonuna kadar birlikte olurlar. Bu, Ahmet’le bizim küçük çocuğumuz olacak.
Barınağa girdiğimizde bizi içler acısı bir manzara karşıladı. Ağır bir koku ve kalbimizi burkan bir havlama sesi vardı. Tüm köpekler, terk edilmiş çocuklar gibi umutla bize bakıyorlardı, sanki ellerini uzatıyorlardı.
Biz eşimle daracık kafeslerin arasında yürüdük ve sayısız göz bizi takip etti, her adımımızı izledi. Allah’ım, bu hayvanlar neden bu kadar acı çekiyorlar?! Bence terk edilmiş hayvanlarımız biterse, yetim çocuklar da kalmaz ve yetimhaneler gereksiz hale gelir.
Hayvanlar da çocuklar gibi sabır, sevgi ve ilgi ister; üstelik onlar bizim için yabancı bir dilde konuşurlar ve biz bu dili anlamaya çalışmak yerine genelde işimize geldiği gibi yorumlarız.
O an Ahmet bir kaç kafes ileride aniden durdu. Orada dünyadan kopmuş, gözlerinde ışık kalmamış bir köpek yatıyordu. Bizim aniden ortaya çıkmamıza hiç tepki vermedi. Ne duyar ne de görür gibiydi. “Neden bu sefili alıyorsunuz, bakın burada daha iyi bir köpek var,” diyerek hemen yanımıza barınak görevlisi geldi.
“Bu bir terk edilmiş köpek, onu defalarca bırakıp geri getirdiler. Sanki aç kalarak bu değersiz hayatıyla hesaplaşmak istemiş gibi,” dedi gönüllü bir kız, bu üzücü köpeğin hikayesini anlatırken sesi çatladı. Ahmet köpekle konuşmayı denedi, ama köpek bize sırtını döndü, artık insanlara güvenmiyordu.
“Biliyor musunuz, o çok iyi, uslu bir köpek; ve evet, bir sokak köpeği ama safkanlardan çok daha sadık,” dedi kız, sesinde umutla. Ben elimi kafesin telleri arasından sokup köpeği okşadım. O anda köpek bana döndü, bakışları içimi ısıttı ve burnunu avucuma dayadı. Hafif nemli bir burnu vardı, sıcak nefesi cildimi gıdıklıyordu.
Gülümsedim. Köpek derin bir nefes aldı, ayaklandı ve kuyruğunu salladı. “Mucize!” diye sevinçle haykırdı gönüllü kız, “Siz, ona ilk tepki veren insanlarsınız.” “Veteriner onu uyutmaya hazırlanıyordu,” diyerek barınak müdürü, işini pek umursamayan, fakat kötü niyetli olmayan bir adam, araya girdi.
“Duydunuz mu, köpek sanki her şeyi anlıyormuş gibi geceleri sessizce ulur, acıklı kaderine ağlar, gözlerinden yaş bile akar,” dedi kız hıçkırarak, gözlerini kaçırdı.
O an eşimi görmeliydiniz. Hayatın hırpaladığı o köpeğe ne kadar benzemişti. O gözlerini asla unutmayacağım, aynı o köpek gibi şefkat diliyorlardı. Yanımızda köpeğin gözleri vardı. Uzun süre göz göze baktık. Onun ruhunun derinliklerinde duygular fırtınası kopuyordu, ihanetleri unutmamıştı. Ama bir ailesi olsun çok istiyordu! İçinde yaşama arzusu canlandı!
Köpek acıyla dolup taşarak uzun ve yas dolu bir şekilde uludu. Barınak çalışanları toplandı, çoğu gözyaşlarını saklamadan ağladı. Ahmet, köpeğin önünde diz çöküp adeta insanlığın günahlarından af diliyordu.
“Adı Sadık,” dedi çalışanlardan biri, bize tasmasını teslim ederken. Tüm barınak bizi uğurluyordu. İnançlı biri çapraz bir işaret yaptı üzerimize. Bu işaret, bizim üç kişilik bir aile oluşumuzu mühürledi.
Eşim, safkan köpek satın alma hevesini tamamen unuttu. “Bir köpek satın almak” zaten garip bir ifade, sizce de öyle değil mi? Dost satın alınabilir mi, sadakat ve sevgi satılır mı?
Köpek yanımızda yürüdü, Ahmet tasmasını çıkardı, özgürlüğün tadını çıkarsın. Ama o biliyordu ki artık bizimleydi ve bir daha asla ağlamayacaktı.




