Kim Onu Ne Yapsın

Melis, bu ne? Annemin turşularını mı attın yoksa?
Tabii ki attım, Serhat. iç çekti Melis. Çoktan bozulmuşlardı Yumuşamışlar da. Yenecek halleri kalmamıştı.
O kadar mesele değil ya. Üsttekileri atsaydın, alttakileri güzelce yıkardık olur biterdi. Biz annemle şişesi patlayanları bile yerdik, hâlâ sapasağlamız. Şunlar biraz beklemiş sadece. Melis, böyle yiyecek israfı olmaz, bunların parası var!

Serhat, çenesini yukarı kaldırıp kınayan bakışıyla Melisin önünden geçip sessizce homurdanarak uzaklaştı.

Melis derin bir iç geçirdi. Bu halleri eskiden ona sevimli gelirdi. İstemeden aklından ilk buluşmaları geçti…

…Fenerbahçe parkının yürüyüş yolunda bembeyaz gömleğiyle uzun boylu genç bir adam gülümsüyordu. Elinde bir buket vardı. Yabani kır çiçeklerinden, tam Melisin sevdiği gibi.

Serhat… dedi Melis şaşkınlıkla. Bunu sen mi topladın?
Evet, başını salladı Serhat. Ne yapayım, gül almanın alemi yok, hem pahalı hem sıradan. Bunlara verdiğim parayla lunaparka gider sana oyuncak alırım.

Melis gülümsedi, arkasından yürüdü…

Şimdiye döndüğünde, Serhatın gerçekten turşularla uğraştığını duyar. Artık hiçbir şeye şaşırmaz olmuştur. Eskiden, Serhatın kafeye gitmeyi sevmemesini, gezmeyi seven biri olmasına bağlardı. Meğer para harcamaktan çekindiğindenmiş. Dönme dolaba neden binemediklerini yıllar sonra fark etmişti: En ucuz bilet ondaydı, sözde ona dikkat ediyordu. Karısı sarsılmasın diye…

Ama şimdi, evliliklerinin yılı doldu, iki çocukları oldu, Melis artık her şeyi daha net görüyor. Geriye sadece ya katlanmak ya da itiraz etmek kalıyor. O ise susmayı seçiyor.

Mutfağa girip ocağa yöneliyor, ikizlere ve kendileri için yemek hazırlıyor. Her şey sade: bulgur pilavı, köfte, salata. Evlerinde fazlalık diye bir kavram yok.

Serhat, ne yapıyorsun yine ya? yorgun bir sesle sordu Melis. Eşi çocukların tabaklarının başında köfteleri kesiyordu.
Beş yaşındalar, yarım köfte yetiyor bence.

Serhat, yüzünü ekşitmeden bir köfteyi ikiye böldü, diğer tabağın köftesini yeniden tavaya koydu.

Sen cidden böyle mi düşünüyorsun?
Ne var bunda?
Gözünü seveyim Serhat
İyi işte, biz de insanız. dedi ve Melisin tabağındaki köfteyi de ikiye kesmeye başladı. Kırmızı et pahalı, anladın mı? Hem çok et zararlı, kızartma hele hiç iyi değil. Ha bir de, bir dahaki sefere buharda yap, kızartınca yağa para gidiyor, zaten ayçiçek yağı ateş pahası oldu.
Çocuklar buharda yapılanı sevmiyor.
Alışırlar, sağlıklı sonuçta, diye kestirip attı Serhat, işini bitirip uzaklaştı. Melis gözlerini tabaklardaki küçülmüş köftelere indirdi. Sabır denilen şeyin aslında sonu varmış

Haftasonu, kayınvalidesi Halime Hanım Ankaradan döndü. Serhat onun yanında bile cömert sayılırdı!

Melisciğim geldim, bak çocuklara yeni şeyler getirdim! Siz şanslısınız, anneniz boş gelmez torunlarına!

İşten yeni gelmiş olan Melis derin bir nefes alıp istemsiz içinden sövdü, kayınvalidesini karşılamaya gitti.

Halime Hanım bir poşeti uzattı.

Halime Hanım, bunlar kız çocuk kıyafeti sanırım. içine baktı Melis. Bizde Serhatla iki oğlan var.
Aman ne fark eder, elini salladı Halime Hanım, poşetten pembe Hello Kittyli bir atlet çıkardı. Kedi işte, ne olacak? Alper kedi sever. Hem daha bebek bunlar, pembe-mavi-kırmızı ne fark eder?
Sağ olun Halime Hanım, çocuklarla bakarız sonra. Teşekkürler.

Zoraki bir gülümsemeyle poşeti kenara ayırdı. Sonradan çöpe atacak. Üstelik kız çocuğu için ve yıpranmış eski şeyler. Bunlarla bahçeye bile çıkmaya utanır insan.

Serhat, biz ne zaman çıkacağız bu evden? Takatim kalmadı annenle aynı çatıda. kapıyı kaparken usulca sordu Melis.
Ne biçim soru? Biraz birikim yapınca.
Serhat, kredi çekelim, yoksa yaşlılığımıza kadar anca biriktiririz.
Defalarca konuştuk. Kredi kölelik, hem çok faiz ödüyorsun. Annemle yaşamak pratik. Yemek yapıyor, temizlik yapıyor, kışlık da hazırlıyor
Delirdin mi sen? Melis bir an sesini yükseltti, hemen kısarak devam etti. Çocuklarımız, annenle aynı odada yatıyor! Daha beş yaşındalar, büyüdüklerinde ne olacak? Ne mahremimiz var ne özgürlüğümüz! Kapıya kilit takmamıza da izin yok. Çünkü israf!
Abartma. Şimdi ışığı kapat, ay sonunda elektrik faturası geldi mi şaşırmayalım.

Melis başını yastığa gömdü, acıyla indi içinden. Bitti. Tükendi

Ertesi gün skandal patladı. Serhat çocuklara “iyi uykular, minikler” jeneriğini izletmedi: Fazla buldu, hem elektrik faturasına yazık… Bu, Melisin sabrını taşıran son damla oldu.

Yeter! ağladı Melis. Dayanamıyorum! Toplanıp gidiyorum, çocukları alıp anneme gideceğim. Orada en azından ayrı odamız var!

Bir eliyle valizi kapan Melis, diğer eliyle oğullarını dışarı yönlendirdi.

Alper, Kerem, hadi gidiyoruz.
Melis Nereye ya? Serhat olduğu yerde kala kaldı. Peki ya ailemiz? Biz? Ben her şeyin yolunda olduğunu sanıyordum, şikâyetin yoktu
Altı yıl katlandım sana ve annene. Şampuanı resmen bidonla alıyoruz, tuvalet kağıdı hep en ucuzundan. Çocukların elinde normal oyuncak yok, senin ve abininkilerle oynuyorlar! Buna hayat denmez! Çocuklarım iyi yaşasın istiyorum, sizin gibi kıl kırk yaran değil!

Halime Hanım gösterişli biçimde göğsünü tutup oğluna engel oldu.

Off yavrum, kalbim sıkıştı şimdi… Bırak, Serhat. Döner o, nereye gidecek ki? Hem iki çocukla kim ister onu

Ve Serhat inandı. Melisin döneceğine inandı.

Melis, ne yapıyorsun ayol? dedi annesi Nurten Hanım. At şu çayı, yeni poşetle demle.

Melis kendini düşüncelerden çıkarıp baktı; üçüncü defa aynı poşetle çay demliyor.

Nasıl yaşadınız siz öyle? Ben baştan söylüyordum, çık git diye. O hayat değil ki, çile. Ayrıca biraz sorunlu bir aile o
Evet, başını salladı Melis ve buzdolabını açtı. İçeride gerçek, pahalı bir peynir, sosis, pastırma, yoğurt Şekerlemeleri saklayayım anne, çocuklar hepsini bitirir.
Dursun kızım, yesinler. Onlara almamın amacı bu zaten.
Alışık değiller, erişirse hepsini bitirirler.

Nurten Hanım başını sallayıp Melisin omzunu şefkatle okşadı.

Gece oldu. Melis yattığı yerden kalkıp mutfağa gitti; uyuyamıyor. Çünkü yatak yumuşacık, gıcırdamıyor bile. Serhatla yattığı yatak ise pek eskiydi.

Buzdolabını açtı. Adeta hayranlıkla baktı içeriye. Serhatın evinde en ucuz süt alınır, yoğurt yasaktı, yerine kefir alınırdı. Lor peyniri evde yapılırdı, bozulmuş sütten.

Melis ekmekten kalınca bir dilim kesip üzerine bolca sosis ve peynir koydu; büyükçe bir sandviç hazırladı. Zor sığdı ağzına ama lezzet harikaydı. Kimse başında dikilip o kadar peynir çok demiyor. Kimse peynir sadece kahvaltıda! demiyor. Şişe yoğurdu yarıladı, oh, mis gibi.

Allahım, ben ne kadar safmışım Hiç tasarruf yapmamak ne güzelmiş…
Neredeyse altı yıl nasıl dayandım? O alışkanlıklarla yaşadım, tamir-bakım yapmadım, kaynanamın eski kıyafetlerini giydim, beş yıl aynı botla gezdim Nasıl?

Birkaç hafta sonra, kapı çaldı. Melis yeni kalkmıştı, haftasonuydu. Annesi çocukları parka götürüp, onun biraz uyumasına izin vermişti.

Kim o? Serhat? Ne işin var senin burada?

Kapıda eski kocası.

Melis, dön artık. Annemle birlikte Yani O kadar da tasarruf yapmayacağız. Elbette savurganlık günahtır ama Seni daha çok dinleyeceğiz. Melis, seni seviyorum. Ne olur, ailemiz dağılsın istemiyorum, çocuklarımız…

Hayır! Hayır! Ve tekrar hayır! Dönmeyeceğim. Çocuklarımın kendine ait odası var artık, benim de. Onlar çizgi film izliyor hem de doyasıya, ben de. Yarım köfteye muhtaç değiller! İstedikleri zaman şeker alıyorlar. Poşet yıkamıyoruz artık. En sonunda kendime güzel bir sabahlık aldım. Anladın mı? Ben normal bir yaşam istiyorum. Bu param, kendim kazanıyorum, istediğim gibi harcarım. Bitti! Boşanma işlemlerini haber verirler.

Kapıyı hızla kapadı ve ağlamaya başladı. Neden ağladığını bilmiyordu. Belki de kendine üzüldüğü için. Evet, artık daha çok çalışacak, çocukları için didinecek ama hazır hissediyordu. Hazırdı çünkü geri adım atmak istemiyordu. Orası onun hayatı değildiBir süre kapının önünde Serhatın ayak seslerini dinledi, sonra mutfağa geçti, çaydanlığı ocağa koydu. Pencereden dışarı bakarken yağmur hafifçe başlamıştı. Gökyüzü griydi ama içi ilk defa uzun zaman sonra hafifti.

Çocuklar kapıdan sevinçle içeri daldı: Üzerleri çamurlu, saçları birbirine karışmış. Melis önce çıkışacak sandı, sonra gülümsedi. Bağırmak yerine onları kucakladı, mis kokulu sabahlığının içine sığdırdı ikisini birden.

Anne, bize dondurma aldık! diye bağırdı Alper.
Parkta salıncağa bindik! diye ekledi Kerem.

Melis onların heyecanını paylaşarak yere oturdu, birlikte gülüştüler. Bu küçük evde, kalabalık olmayan mutfakta, diledikleri gibi oynayan çocukları ve huzuruyla, Melisin kendine verdiği yeni bir söz vardı: Ne kadar çalışırsa çalışsın, hayatı kendine de çocuklarına da yaşatacaktı. Eksik kalan ne bir sevgi ne bir parça ekmek olacaktı.

Bir dilim daha peynir, biraz daha gerçek sevinç İşte mutluluk buydu. Melis, dudağında gerçek bir tebessümle, pencerenin camına süzülen yağmur damlalarını izledi. Artık kendini daha güçlü hissediyordu, çünkü biliyordu: Doyasıya yaşamak, en büyük tasarrufdu.

Rate article
Lifequest
Kim Onu Ne Yapsın