Boşanma bana yeni bir hayat sundu: Gerçek mutluluğumu buldum
Olmaması gereken bir hayat
Bir zamanlar kaderimin belli olduğuna inanıyordum: iyi bir iş, sağlam bir evlilik, Amerika’ya taşınmak, yeni bir ev. Eşimle birlikte green card kazanarak oraya gittik, geleceğimizi inşa etmek umuduyla.
İlk yıllar zordu ama her şeye sıfırdan başlamamız gerektiğini biliyorduk.
Eşim büyük bir şirkette düşük bir pozisyonda işe başladı, ancak yeteneği kısa sürede fark edildi. Ona bir terfi teklif ettiler, bu da mali durumumuzu hemen rahatlattı.
Ben eğitimini almış bir filologum, ancak yabancı bir ülkede iş bulmanın zor olacağını biliyordum.
Öğretmenlik yapmaya çalıştım ama kapılar yüzüme kapandı. Sonunda küçük bir Rum restoranında çalışmaya başladım, hayal kurmayı unuttum ama yumurta yapmayı ve musakka pişirmeyi öğrendim.
Hayatın kendi akışında gittiğini düşünüyordum.
Ama bir gün eşim dedi ki:
— Boşanma davası açtım.
Bu, bir hüküm gibi geldi.
Neden diye sormadım. Cevabı biliyordum.
Yeni iş — yeni bir başlangıç
Boşanmadan sonra yalnız kaldım.
Restorandaki iş tatmin edici olmaktan çıktı ve kazandığım para sadece kiralık bir odaya yetiyordu.
Birden başka bir şehirden mülakat daveti aldım.
Öğretmen arıyorlardı.
Umutsuz bir şekilde gittim ama sorgusuz sualsiz kabul edildim.
Yeni bir hayat başlamıştı.
Hayatım mütevaziydi, maaşım küçük ama tekrar ihtiyaç duyulan biri gibi hissetmeye başlamıştım.
Daha sonra küçük bir mekân kiraladım ve ev yemekleri satan bir dükkân açtım.
Beni yemek yapmayı öğreten eski Rum arkadaşlarım derslerinin hayatımı nasıl değiştirdiğini bilmiyorlardı.
İşler iyi gitmeye başladı.
Ancak evde sessizlik hâkimdi.
Kendimi gerçekten mutlu hissetmiyordum.
Bir kedinin her şeyi değiştirmesi
Küçük bir ev aldım. Bir kedi edindim.
Yaşıyor, çalışıyor, Rum çorbaları yapıyor ve geleceği düşünmüyordum.
Ama bir gün garip bir şey oldu.
Kedim, Minel, bir ağaca tırmanıp sıkıştı.
Altında durup yukarı baktım, nasıl yardım edeceğimi bilmiyordum.
Tam o sırada bir adam – uzun boylu, sportif, eşofmanlı – yanımdan geçti.
— Yardım edeyim mi? — diye sordu.
Cevap vermeye fırsat bulamadan yukarı tırmanıyordu bile.
Ve o anda kedi kendi kendine aşağıya indi.
Kendimi mahcup hissettim.
Onu bir fincan kahve ile ağırlamayı önerdim, ancak reddetti.
Muhtemelen evde karısı ve çocukları bekliyordu.
Ama bir ay sonra dükkânıma geldi.
— Ooo, buralı börek mi? Bulgar böreği mi bu?
— Evet. Denemek ister misiniz?
Aldı, teşekkür etti ve gitti.
Yeniden hüzün hissettim.
Kader her şeyi yerine koydu
Birkaç ay sonra sokakta tesadüfen karşılaştık.
Evime yürüyordum, düşüncelere dalmışken, aniden bir ses duydum.
— Yanımdan geçiyorsun ve “Merhaba” bile demiyorsun?
Gözlerimi kaldırdım.
O’ydu.
Bir kafeye gittik ve aniden dedim ki:
— Seni muhtemelen evde karın ve çocukların bekliyordur…
Şaşırmış bir ifadeyle baktı:
— Hangi karı? Hangi çocuklar?
Kendimi aptal gibi hissettim.
Mutluluğa ikinci fırsat
O karşılaşmadan sonra her gün görüşmeye başladık.
Birimizin birlikte yaşamayı teklif ettiğini hatırlamıyorum.
Ama bir an geldi ki, artık onun evine taşınıyordum.
Düğün sade oldu.
Düğünde benim Rum arkadaşlarım vardı — onlar benim ailem gibiydiler.
Ve birkaç ay sonra artık üç kişiydik.
Hayır, sadece kedi değil.
Çocuk bekliyorduk.
…Ve bir köpek aldık.
Şimdi gerçek bir ailemiz var — kedi, köpek ve ilk evliliğimde bulamadığım bir sevgiyle.
Şunu anladım:
Birileri gidiyorsa, hayat bitmez.
Sadece yeni başlıyor.




