Üzüntü İçinde Geçen Yıllar: Bana Hakaret Etti, Çocuklar İçin Katlandım
Kaçışı olmayan dört duvar arasında bir hayat
Uzun yıllar boyunca bu acıyı içimde sakladım. Hikayemin o kadar da önemli olmadığını düşündüm, çünkü benden daha kötü durumda olan insanlar vardı. Ama artık sesimi duyurmak istiyorum – ben mutsuzum. Tüm hayatım boyunca mutsuz oldum.
Otuz yıl önce Mehmet ile evlendim. Aşkla değil, doğru olan buydu diye. Ailem onun güvenilir olduğunu söyledi, onunla asla kaybolmam. Ben de inandım.
O zamanlar sevginin en önemli şey olmadığını sanıyordum. Önemli olan istikrardı.
Ne kadar yanıldığımı şimdi anlıyorum.
Alışılmış hale gelen aşağılamalar
Gençken Mehmet benimle başkalarının yanında alay etmekten çekinmezdi.
– Yumurta bile kaynatamıyor! – derdi arkadaşlarının yanında, ve onlar da kahkaha atardı.
– Yatakta odun gibi, – derdi grup içinde, yanımda oturup utançla gözlerimi yere indirdiğimde bile bunu yapardı.
Sessiz kaldım. Dayandım.
Ona sevgiyi hak ettiğimi göstermeye çalıştım. Yemekler hazırladım, nazik ve şefkatli olmaya çabaladım. Ama her seferinde sadece soğukluk ve küçümseme ile karşılaştım.
Sonra çocuklarım doğdu.
Ve kendime dedim ki: onlar için her şeye katlanırım.
Aynı çatı altında farklı dünyalar
Oğullarım büyüyüp evden ayrıldığında, Mehmet benim artık ona gerekli olmadığımı saklamaya bile çalışmadı.
Evi genişletip kendine ayrı bir oda yaptı ve orada yaşamaya başladı. Komşular ve tanıdıklar ideal bir aile olduğumuzu düşündüler – çünkü dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemişti. Aynı evde yaşıyorduk, aynı mutfakta yemek yiyorduk.
Ama kimse buzdolabının bile bizde ayrı olduğunu bilmiyordu.
Kendi yemek kaplarının üzerine büyük harflerle “M.A.” yazarak, yanlışlıkla bile olsa onun yiyeceklerine dokunmamam gerektiğini belirtiyordu.
Ben de sadece kendime yetebilecek kadar basit yemekler yiyordum – pilav, patates, bazen de mercimek çorbası.
Mutfakta yalnızca o yokken bulunabilirdim. Orası onun “krallığı”, onun bölgesiydi. Sabah ve öğlen yemeklerini odamda yemeliydim, eğer yanlışlıkla o yanımdayken orada bulunursam, kızgın bakışlarıyla karşılaşırdım.
O, masaya oturur, önüne pahalı sucuklar, peynir, rakı koyar ve tek bir lokma bile bana sunmadan yemeğe başlardı.
Bu evde hayalet gibi hissediyordum.
Nefretle dolu ilgisizlik
Bazen alışverişe birlikte çıkardık. Ve herkes sadece kendi yiyeceğini alırdı.
Su, elektrik, telefon faturalarını kuruşu kuruşuna bölüyorduk.
Ama çevrede hala “çift” olarak görünüyorduk. Artık nadiren gelen çocuklar bile durumu anlamıyordu.
Ve ben hala katlanıyordum.
Onun ağır bakışlarına, küçümsemesine, soğuk sessizliğine katlanıyordum.
Ama en zor olanı onun tatil günleriydi.
Bu günlerde ev adeta bir savaş alanına dönüşürdü.
“Sen Hiçsin”
Evde sanki her köşe bucak onunmuş gibi dolaşırdı. Yanlışlıkla onun masasının tarafında bir şey bırakırsam kavga çıkardı.
Bütün gün homurdanabilir, sonra da bir anlık bir mesele yüzünden patlayabilirdi.
– Sen bir ineksin! – bana yüzüme atardı.
– Yoldaki bir taş kadar sıradan ve aptalsın!
Uzun süre dayandım. Yıllarca yumruklarımı sıkarak sessiz kaldım.
Ama bir gün içimde bir şeyler kırıldı.
Yine tartışmaya başlamıştı. Nedenini bile hatırlamıyorum.
Karşısına oturdum, nasıl bağırdığını ve öfkeyle dolan yüzünü izledim.
O anda bir vazo alıp kafasına fırlatmak istedim. Onun, yıllarca hissettiğim acının bir saniyesini bile hissetmesini istedim.
Ama bunu yapmadım.
Sessizce ayağa kalkıp odama gittim.
Karşılık vermedim. Ağlamadım.
Çünkü biliyordum: bu adam artık benim için bir hiçti.
Korkuyorum, ama böyle yaşamaktan daha çok korkuyorum
Hala buradayım. Hala bu adamla aynı çatı altındayım.
Ne zaman gidecek gücü bulurum bilmiyorum.
Korkuyorum.
Ama en çok bu evde öylece ölüp, gerçek mutluluğun ne olduğunu hiç bilmemekten korkuyorum.
Sadece bir şey için dua ediyorum – oğullarımın asla benim kaderimi yaşamaması için. Onlar kendilerini seven, değer veren ve saygı duyan kişilerle olsunlar diye.
Ve ben…
Ben ise sadece var olmaya devam ediyorum.




