Mihail, Ahmet’in avlusuna su kovalarını bıraktıktan sonra ayrılmak istedi, fakat yaşlı kadın onun kolundan tuttu ve onu içerideki eve kadar takip etmesini işaret etti. Ahmet, kapının yanındaki geniş sedire oturdu ve ondan gelecek talimatları beklemeye başladı.
Ev sahibi kadın sessizce fırından toprak bir tencere çıkardı, duvardaki saatin sarkacına elini gezdirip yemekte olduğunu işaret etti ve büyük bir kaseye lahana çorbası doldurdu. Yanında tuzlu et, soğan ve iri bir parça kızarmış ekmek servis etti. Bir de çeyrek rakı koymayı ihmal etmedi. Sırtı bir şalla örtülüydü. Ev sıcaktı ama yine de kalın çoraplar giymişti.
Ahmet yavaşça, “Lahana çorbasından asla vazgeçmem. Ama içki içmeyeceğim, kendime söz verdim. Geçen seferki kavgadan sonra, hele de Ayşe’yi kıskanıp olay çıkardıktan sonra, nasıl tutuklanmadım şaşıyorum. Kırılan sandalyelerin parasını da ben ödedim. Annem sırtının çok ağrıdığını söyledi, ben de bu yüzden su getirdim. Çorbamı içip bir de odun getireyim, belki başka bir iş de verirsin. Televizyonun başına geçtiğimde annem hemen bir parmak işaret eder ve bir iş buluverir bana.” dedi ve kendi esprisine güldü.
Yaşlı kadın, Ahmet’in gülüşüne benzer bir şekilde güldü. Ahmet boğulur gibi oldu ama yaşlı kadın sırtına hafif hafif vurarak rahatlamasına yardım etti. Ahmet tekrar lahana çorbasına döndü ve iştahla yemeye devam etti.
– “Teyze, peki sen uyurken sırtını düz bir şekilde yatabiliyor musun yoksa bükülmüş şekilde mi yatmak zorunda kalıyorsun?” diye sordu Ahmet.
Ahmet, kadının genç zamanlarını hayal etti; saçları dolgun, kaşları yay gibi alnına oturmuş, gözleri adeta parlıyordu. Ayşe de güzel bir kızdı ve Ahmet, “O kadar güzel ki, onu sevmemek mümkün değil!” diyerek onu övdü. Ayşe’nin tüm güzel özelliklerini sıraladı ama parmakları saymaya yetmedi.
Ahmet onun gözlerinin hala genç gibi parladığını fark etti. “Teyze, Ayşe’yi tanıyorsun değil mi?” diye sordu.
Kadın ellerini iki yana açarak, “Kim bu gençler, bilemeyiz, iyi mi kötü mü…” ifadesiyle cevap verdi.
– “Evet, biz sizler gibi değiliz. Bizim kendimize has görüşlerimiz var. Babam bir şeyi yapmadan önce benimle konuşur. Annem de beni evin erkeği olarak görüyor. Kardeşlerim şehirlerde dağıldı, ben en küçükleriyim ve evlenene kadar ailemle kalacağım. Evlenip çocuk sahibi olmak istiyorum. Ayşe de çok sağlıklı. Veteriner olarak söylüyorum, evliliğimizde çocuk sayısında bir sınır yok. Unuttum demek, o gayet sağlıklı bir kız. Parmakların yetmedi değil mi?”
Ahmet yemeklerini yedi ve evin sıcağında göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti. Ev tertemizdi ve özellikle tavana kadar yastıklarla dolu yatak dikkat çekiciydi.
– “Keşke düğün gecemde böyle bir yatağım olsa!” diye düşündü Ahmet yüksek sesle.
Ahmet planlarını paylaştı: Ayşe okulunu bitirdikten sonra köye dönüp düğün yapacaklardı. Ayşe bir hemşire olacak, Ahmet hayvanları tedavi ederken Ayşe insanları tedavi edecekti. Ahmet, çocukken annesinin babasını “hayvan gibi” diye nitelediğini düşünerek, “Ben hayvanları tedavi edeceğim, Ayşe insanları tedavi edecek, hoş değil mi?” dedi ve mahalledeki olayları anlatmaya devam etti.
“Stjepan, Mehmet’in motosikletini çalıp gölette batırdı. Bu da tam bir hayvanlık değil mi? Viktor samanlıkta sigara içip neredeyse evi yakıyordu, o da öyle!”
Ama en kötüsü Serdar’dı: Nadir ile çıkmış, onu kandırmış, sonra bırakmış ve şehirden başka biriyle evlenmişti. Nadir’i kendi haline bırakmışlardı ama o mutlu olmuş, çocuk bekliyordu. Ahmet, “Nasıl olur da bir baba çocuğunu bile bile terk eder?” diye düşündü. “Ama ben Ayşe’yi asla bırakmayacağım! Onunla bir bütün olmayı hayal ediyorum.”
Yaşlı kadın Ahmet’in pozitifliğinden memnun oldu ve elleriyle onun sırtını okşayıp alnından öptü. Ahmet, “Dolu karnımla nasıl çalışacağım şimdi? Yumuşacık yatağın tadını çıkarmak lazım.” dedi ve elinde süpürgeyle evi toparladı, odun getirdi ve evin işlerini bitirdi.
Annesi, “Neden bu kadar uzun kaldın? Ayşe merak etmeye başladı.” diye sorduğunda Ahmet gülerek cevap verdi: “Ah teyzeden kolay kolay kurtulunmaz ki. Oradan buradan anlatıyor.”
Sonrasında annesi ona yaşlı kadının aslında sessiz olduğunu ama her şeyi anladığını anlattı. Ahmet onun gözleriyle konuştuğunu hissetti, “Sanki elleriyle konuşmuyor da derin düşüncelere dalıyor gibiydi.” diye düşündü Ahmet.
Ve ertesi gün Ahmet, ahırda yaşlı kadının işlerini tamamlamaya karar verdi. “Ona yardım edeceğim, vakit bulurum.” dedi annesine.




