— Bu benim evim! Annem ve akrabalarım, hamile kuzenimi kapı dışarı ettiğim için bana kızdılar.
Ama bu daireyi bana hediye etmiştiniz!
— Anlamıyor musun? Aile dediğin böyle mi olur? Kendi yeğenini, hem de hamileyken nasıl sokakta bırakırsın?
Defne mutfakta oturmuş, telefonunu sımsıkı tutuyordu. Annesinin sesi hem yalvarıyor hem suçluyordu. Tipik annesi: Rica ederken bile baskı kurardı.
— Anne, yardım etmek istemiyor değilim ama… — Defne kelimeleri toparlamaya çalıştı. — Elif tam sekiz aydır burada kalıyor. Hatırlasana, Teyze Emine “iş bulana kadar birkaç hafta” demişti.
— Ne olmuş? Zamanlar zor, iş bulmak…
— Aramıyor bile! — Defne’nin içinde öfke kabardı. — Dün bütün gün banyoda saç maskesi yapıp dizi izledi. Sonra…
— Kızım, hamile haliyle…
— Bir ay önce öğrendi! Öncesinde engel mi vardı?
Telefonda ağır bir sessizlik oldu. Annesinin iç çekişini duyabiliyordu. O çekiş, “Nasıl böyle kalpsiz olursun, seni böyle mi büyüttüm?” demekti.
— Anne, burası benim evim. Teyze Emine’nin hissesini siz aldınız, hatırlasana?
— Teknik olarak —annesinin sesi keskinleşti— daire ailenin. Sadece oturmana izin verdik.
Defne gözlerini kapadı. Yine başlıyordu.
— Üniversite mezuniyet hediyemdi diye düşünmüştüm.
— Tabii hediye! Ama ailede dayanışma…
— Dayanışma mı? — Defne sözünü kesti. — Elif’in yemeğimi yiyip makyaj malzemelerimi izinsiz kullanmasına, ben yokken erkek arkadaşını getirmesine katlanmam mı gerekiyor? Üstelik çocuğun babası o!
— Defne! — Annenin sesi çelik kesildi. — Teyze Emine bize çok şey yaptı! Baban hasta olduğunda kim yardım etti? Ben iki işte çalışırken kim seninle ilgilendi?
Defne iç geçirdi. Bu şarkıyı bin kere dinlemişti. Teyze Emine’ye olan borç, asla bitmeyecekmiş gibi.
— Minnettarım, ama bu onun kızını…
— Teyzen dün ağlayarak aradı, — anne sözünü kesti. — “Defne, Elif’i eziyor” diyor. En ufak şeye takıyormuşsun.
Defne güldü.
— Ufak şey mi? Yeni kazağımı izinsiz alıp üstüne meyve suyu döktü! “Kızma, aile işte” deyip özür bile dilemedi!
— Aman Defne, kazak mı önemli…
— Kazak değil, saygı meselesi! — Boğazı düğümlendi. — Kendi evimde misafir gibi hissediyorum!
Sessizlik oldu. Sonra anne alçak ama kararlı konuştu:
— Büyükannemiz duysa çok üzülürdü. Onun için aile…
— Büyükanneyi karıştırma! — Defne kesti. — Beni ikna etmek için her seferinde onu kullanma.
— Ama gerçek bu! Bu daire onun mirası. İstedi ki…
— Ne? Elif’le ölene kadar mı yaşayalım? Onun sorumsuzluğuna mı katlanayım?
Telefon çaldı: Teyze Emine. Tabii ya.
— Anne, Teyze arıyor. Sanırım ne kadar kötü bir kuzen olduğumu anlatacak.
— Aç telefonu. İnsan gibi konuş.
— Tamam, — Defne iç çekti. — Sonra ararım.
Teyzesinin hıçkırıklı sesiyle karşılaştı:
— Defne’ciğim! Nasılsın güzelim?
“Güzelim.” Teyze sadece bir şey isteyeceği zaman böyle hitap ederdi.
— İyiyim.
— Elif’cik diyor ki aranızda… anlaşmazlık varmış?
Defne gözlerini devirdi. Anlaşmazlık. Tabii.
— Teyze, Elif’in birkaç hafta kalacağı söylenmişti.
— Aman takma takvimleri! — Teyze sinirli bir kahkaha attı. — Aile böyle mi davranır?
— Aile nasıl davranır? — Öfkesi kabardı. — İzinsiz eşya alınır mı? Ev sahibiyle istişare edilir mi?
— Elif’in açık yürekli olmasına alışmalısın.
— Alıştığı bir şey daha var: Hep başkalarının sırtından geçinmek. Annemler daire hissesini sizden satın aldı. Burası benim.
— Para mı önemli? — Teyzenin sesi titredi. — Elif bebeğiyle nereye gidecek? Sokağa mı?
— Çocuğun babası var.
— O sorumsuzun ta kendisi! İstanbul’a kaçtı, hamile olduğunu öğrenir öğrenmez.
Defne gözlerini kısıp sordu:
— Sizin üç odalı daireniz var. Dayı Kemal’le yalnızsınız. Neden Elif size taşınmıyor?
— Dayı’nın evden çalışması… sessizlik lazım. Üstelik siz kardeş gibisiniz! Bebek bakım tecrübesi kazanırsın.
“Kardeş.” Defne acı acı güldü. Elif hep kayıran bulmuştu. “Tatlı, düşüncesiz Elif.” Hep Defne “anlayışlı” olmalıydı.
— Teyze, daha fazla dayanamam. Elif’le konuşacağım. Başka yer bakmalı.
— Ne?! — Teyzenin çığlığı kulağını patlattı. — Hamileyken strese sokamazsın! Düşük yaparsa vebali senin!
Defne’nin parmakları telefonu kıracak kadar sıktı. İşte son silah: Aile baskısı işe yaramazsa bebek kozu.
— Hemen değil, süre vereceğim.
— Anneni arıyorum! — Teyze bağırdı. — Bize ettiklerini unutma!
Ses kesildi. Defne telefonu masaya bıraktı. Elleri titriyordu.
Kapı çarpıldı. Topuk sesleri yaklaştı.
— Defne’ciim! — Elif’in yapay neşeli sesi. — Kâğıthane’de Esra’yla karşılaştım! Kocası yazılımcıymış, pırlanta yüzük takmış, gözlerim kamaştı!
Elif mutfağa girdi. Bronz tenli, yeni ojeli, marka kot pantolonlu. Hamilelik zorluğu yok.
— Biraz eşya yer değiştirsek mi? — Sandalyeye çöktü. — Kanepe cam kenarına güzel olur. Bebek doğunca köşesini ayarlarız…
Defne son sabrının koptuğunu hissetti.
— Elif, konuşmamız lazım.
— Şimdi olmaz, — Elif el salladı. — Hormonlarım altüst. Dinlenmeliyim.
— Elif, — Defne’nin sesi keskinleşti. — Çıkman gerekiyor.
Elif dondu. Yavaşça döndü:
— Ne?
— Bir ay içinde taşınacaksın.
Elif, Defne Çince konuşmuş gibi bakıyordu.
— Şaka mı bu?
— Hayır.
Elif’in yüzü öfkeyle gerildi:
— Büyükannemin evinden beni atamazsın! Burası benim de hakkım!
— Hayır. Annemler hissenizi satın aldı. Yasal olarak onların.
— Yasaya tüküreyim! — Elif bağırdı. — Aile bu! Hamileyim, gidecek yerim yok!
— Annenler var. Çocuğun babası var.
— Annemi arayacağım! — Elif telefonu çıkardı.
— Gerek yok, — Defne başını iki yana salladı. — Zaten konuştular.
Elif nefretle baktı:
— Annem ve halam seni halleder! Pişman olacaksın!
Kapıyı çarparak çıktı.
Defne camdan dışarı bakarken beklediği suçluluk değil, rahatlama hissetti. “Aile, aile” diyenlerin hep kendi çıkarları için konuştuğunu anlamıştı.
Telefon titredi: Anneden mesaj. “Teyzen ağlıyor. Ne yaptın sen?”
Defne cevap vermedi. Tarayıcıya “İstanbul kiralık daireler” yazdı.
Üç ay sonra… Defne, İstiklal Caddesi’ndeki kafede oturup yağmuru izliyordu. Karşısında, Ankara’dan tanışıp İstanbul’a taşınan sevgilisi Emre vardı.
— Pişman mısın? — diye sordu Emre kahvesini karıştırırken.
Defne başını salladı:
— Keşke daha erken yapsaydım.
Telefonu çaldı. Babasıydı.
— Selam baba.
— Kızım, — babasının sesi duyguluydu. — Daireyi sattık.
Defne dondu:
— Büyükannemin evini mi? Ama…
— Elif ailesine döndü. Sen gidince tutunamadı. Paramızı sana göndereceğiz.
— Bana mı?
— Sana. Mezuniyet hediyendi. Biz… baskılara yenik düştük. Affet.
Defne’nin gözleri doldu.
— Baba, nasıl teşekkür…
— Konuşma. Mutlu ol yeter. Ve… kendini koruduğun için gurur duyuyoruz.
Defne telefonu kapattığında Emre elini tuttu:
— Ne oldu?
— Sanırım, — Defne mırıldandı, — gerçekten büyüdüm.
Dışarıda yağmur, geçmişin izlerini silerek yeni bir hayatın sayfasını açıyordu. Artık evine ve kalbine kimi alacağına kendi karar veren bir hayat.




