Doğumda Olan Gelin, Kaynanasının Evlerine Taşındığını Öğrendi

Doğum hastanesinde olan gelin, kayınvalidesinin onlara taşındığını öğrenmişti.

Genç ebeveynler, yeni anneanne tarafından oğullarından çabucak uzaklaştırıldılar.

Eve geldiklerinde Zeynep, satın aldığı bebek küvetinin ve bebek bezlerinin balkona sürüldüğünü fark etti.

– Bir oğlunuz olacağına çok sevindim. Uzun zamandır bir oğula sahip olmayı ve ona “Aykut” adını vermeyi hayal etmiştim! Belki siz torunuma bu ismi koyarsınız! – diye neşeyle telefonda söylemişti kayınvalide.

– Gülten Hanım, biz ona isim düşündük bile. “Serdar” olacak. Serdar Yılmaz çok güzel geliyor kulağa, – demişti Zeynep, şaşırarak.

– Yine dinlemek istemiyorsun beni! Serdar ne demek, herkesin adı zaten öyle. Torunum için güzel ve güçlü bir isim buldum, sen burnunu kıvırıyorsun. Ne halin varsa gör! Bencil seni! – diye sinirlenip telefonu kapattı kayınvalide.

“Kendi oğullarına Mert ve Kerem ismini vermiş yine de torununa ‘Aykut’ bulmuş,” diye düşündü Zeynep üzgünce.

Bu konuşmayı eşi Murat’a anlattığında Murat gülmüştü:

“Hatırlıyor musun o gördüğün rüyayı? Orada hangi balığı görmüştün?”

***

Zeynep ve Murat on yılı aşkın süredir evliydiler ama henüz çocuk sahibi olamamışlardı.

Önce kariyerleri ve ev almakla meşguldüler, sonra seyahat ettiler.

Otuzlarına yaklaştıklarında çocuk düşündüler ama işlerin o kadar da kolay olmadığını gördüler.

Doktorlara gidiş gelişler, muayeneler ve tedavi süreçleri derken, sonuç beklenildiği gibi olmadı ve hamilelik gerçekleşmedi.

Evliliklerinin on ikinci yıl dönümünü kutlarken, çocuklarının olmayacağını kabullenerek üzülmüşlerdi. Murat gözyaşlarını saklayarak şöyle dedi:

“Bize ebeveyn olmak nasip değil. Ama seni seviyorum ve birlikte yaşlanmak istiyorum, her ne olursa olsun.”

Tam bir ay sonra Zeynep olağandan parlak ve garip bir rüya gördü. Rüyasında banyoya girdi ve ağzına kadar su dolu küvetin içinde dev bir sazan balığı gördü.

“Murat, Murat! Bak burada kim var! Nasıl oldu bu? Sen hiç balık tutmaya gitmezsin ki!” diye bağırdı Zeynep… ve sonra uyandı.

Sabah olmuştu. İşe gitmek için aceleyle hazırlanırken Zeynep, rüyasını Murat’la paylaştı. Murat sadece gülümsedi:

“Belki de balık tutmaya başlasam iyi olur, zaten rüyanda bile balık görüyorsun!”

Öğleden sonra iş yerinde, Zeynep rüyasını birkaç iş arkadaşıyla paylaştı.

Tamara Hanım gizemli bir şekilde gülümsedi ve Zeynep’e göz kırparak dedi ki:

– Zeynep! Demek balığı çoktan yakaladın! Hayatının sonuna kadar.

– Nasıl yani?

– Bu rüya hamileliğe işarettir. Sözlerimi hatırlarsın!

Zeynep sadece iç geçirerek dinledi. Son bir aydır umut beklemiyordu. Fakat tarihleri düşündüğünde, gününün beş gün geciktiğini fark etti.

Ertesi sabah, iki parlak çizgi gösteren hamilelik testine şaşkınlıkla baktı.

Hamileliği oldukça iyi ilerledi, ilk üç ay boyunca hafif mide bulantıları dışında pek bir şey hissetmedi.

Fakat kayınvalide Gülten Hanım hayatını zorlaştırıyordu.

***

Gülten Hanım, hareketli ve uzun zamandır torun bekleyen bir kadındı. Gelininin hamile olduğunu öğrenir öğrenmez hemen Zeynep’e akıl vermeye başladı.

– Elli tane tülbent alman lazım. Kalın ve ince. Ütünüz umarım iyidir? Onları yıkayıp iki tarafını da en yüksek ısıda ütüleyeceksin!

– Aslında bebekleri artık sarma gereği kalmadı. Hazır zıbınlar ve vücut kıyafetleri bezle kullanılabiliyor.

– Ne diyorsun sen? Oğlun olacak! Plastik bezlere hayır! Onlar sera gibi! Sadece tülbent olacak! Yoksa torunumuzu bebekliğinden hasta edersin!

– Peki, tamam ama en azından tülbentlerin rengini ve desenini ben seçmek istiyorum, – dedi Zeynep. – Çok parlak desenlerden hoşlanmam.

– Seçeriz, merak etme, – diye hazır cevap verdi kayınvalide.

Bir hafta sonra Gülten Hanım, Zeynep’e büyük bir tülbent paketiyle geldi:

“Mağazalara gidip mikroplarla boğuşmana gerek yok! Ben halledemez miyim? Bak, ne kadar kaliteli bir tülbent!”

Zeynep, hayal kırıklığıyla renkli renkli, üzerinde dev ördekler, ayıcıklar ve parlak arabalar olan tülbentleri açtı.

“Tamam, madem aldı, artık almış. Bu yüzden tartışma çıkarmak istemiyorum.”

Doğum hastanesinde bulunan Zeynep, kayınvalidesinin “hafta ya da iki yardım etmek için” taşındığını öğrendiğinde hiçbir şey söylemeye mecali kalmadı.

“Yardım ilk başta işe yarar,” diye düşündü.

“Neler yapıyorsun? Bırak da göstereyim, nasıl doğru tutacaksın,” diyerek Zeynep’i hastaneden çıktıklarında kayınvalide selamladı.

Genç ebeveynler, yeni anneanne tarafından oğullarından çabucak uzaklaştırıldılar.

Eve geldiklerinde Zeynep, satın aldığı bebek küvetinin ve bebek bezlerinin balkona sürüldüğünü fark etti.

– İşte sanırım ben size bebeği doğru yıkamayı öğretirim! Küvetin altına plastik örtü koymalısınız, bu ne böyle anlamadığım şeyler! Yoksa Karpuşa’nın tüm uzuvları çıkık olur.

– Onun adı Serdar, – diye hatırlattı Murat.

– Siz ona adını Serdar koydunuz ama benim için o Karp! Hadi yıkanalım Karpuş, ama banyonun buharla dolması lazım. Yoksa hastalanır! – dedi Gülten Hanım ve en sıcak suyu açtı.

Banyo hazır olduğu anda Gülten Hanım çocuğu aldı ve oğluna, banyonun kapısını uzun süre açık bırakmaması için bağırarak bebeği yıkamaya götürdü.

Çocuk ağladı, ama büyükannesi hızla onu sabunladığı gibi iki tülbentle sıkıca sardı.

– Evimiz oldukça sıcak, – diye itiraz etti Zeynep.

– Siz sıcak hissediyorsunuz, onun minik haliyle üşüyecek. Kepi çıkartma, tülbenti açma, böyle uyusun!

Gece Zeynep ve eşi için huzursuz geçti. Bebek, ıslak tülbentlerle uyuyamadı ve sürekli ağladı.

Sürekli uyandırmak, bez değiştirip tekrar sarmak gerekiyor, bu durum uyumalarına engel oldu.

Sabahleyin yıkanması için çamaşır sepetinde birikmiş tülbent yığını vardı. Zeynep ve Murat, gözlerinin altındaki halkalarıyla daha fazla karanlıkta yarışıyor gibiydiler.

Serdar, nenesinin söylediği sıkı bezlemeden dolayı isiliğe yakalandı.

– Bu isilik falan değil! – dedi Gülten Hanım sırtındaki kızarıklığa bakarak. – Sen bir şey yedin de iyi oğlum bu yüzden kızardı!

– Zaten sadece karabuğday ve tavuk yiyorum artık! – diye kızdı Zeynep.

– Belki de anne sütün ona göre değil! Bence karışımla beslesek daha iyi olur, – diye diretir kayınvalide.

– Hayır, ben beslemeye devam edeceğim, – dedi Zeynep, yılmadan.

Gülten Hanım hayvan gibi klikleyerek odayı terk etti. Bundan sonra her sabah, bebek ağlamaya başladığında, Gülten Hanım genç ebeveynlerin yatak odasına girip çocuğu alırdı.

“Anne, nasıl susturacağını bilmiyor! Gel de anneanne seni bir kucaklasın. Emzik de var bizde!”

Çocuk her seferinde verilen emziği ağzından atsa da, Gülten Hanım, Zeynep’in protestolarına aldırmadan ne yapıp edip ona alışmasını sağlamaya çalışırdı.

İlk tartıda bebek kilo vermeye başlamıştı.

“Tüm bunlar kayınvalidenin onu sürekli emzirmemden alıkoyduğu için oluyor. O emzirmekten de iyi bakıcılık yapacağını sanıyor!” diye düşündü Zeynep ve annelik hakkını savunmaya karar verdi.

Ertesi gün Gülten Hanım, her zamanki gibi Zeynep ve Murat’ın yatak odasının kapısını aralayarak:

– Hadi yemeğini yap, çamaşırlarını yıka, ben torunuma bakarım! Ne anlamı var boş yere göğsünde durmasının? – dedi.

– Yok, teşekkürler! O daha emiyor, – diye kararlılıkla yanıtladı Zeynep, oğlunu kollarına alarak.

– İçinde bir şey kalmış olsa bari! – diye homurdandı ve gözlerini devirdi kayınvalide. – Ver de ben bakayım.

– Bulur! – diye sakin bir şekilde yanıtladı Zeynep. – Ne zaman biterse o zaman veririm.

Zeynep, kararlı bir şekilde oğlunun kayınvalidesinin kucağına gitmesini engelledikten sonra Serdar hızla kilo almaya başladı.

Gülten Hanım, Zeynep’in bebek çocuğu sıkıntıya soktuğunu söyleyip duruyordu.

“Artık anneanne gözetimine doymadık,” diye düşündü Zeynep ve kocasına artık anneanneyle kalmak istemediklerini söylemesini istedi.

Murat annesine söyleyince Gülten Hanım kırıldı:

– Daha birkaç ay sizde kalmayı planlamıştım! Karpuşa ne yapacak bensiz?

– Ziyarete geleceğiz! – diyerek annesini teselli etmeye çalıştı Murat.

Her hafta sonu Gülten Hanım’ı ziyaret ettiler. Kapıdan içeri adım atar atmaz, Gülten Hanım torununu kucaklayıp öpücükler konduruyordu.

“Of, gidin kendiniz biraz dinlenin, biz torunumla ilgileniriz,” diye Zeynep ve Murat’ı başından savıyordu. Vedalaşma anı geldiğinde, her seferinde Serdar’ı kendine çekerek:

– Siz gidin, torunum burada kalsın. Onun için daha iyi olacak!

– Peki, nasıl beslemeyi planlıyorsun? – diye bir defasında şaka yaparak sordu Zeynep.

– Ona en iyi sütü bulacağım! Seninkine benzemez! – sevinçle yanıtladı kayınvalide. – Boş ver, anne! Artık gitme vakti. – dedi Murat, eşinin anneyle tartışmasının iyi bir sonuç getirmeyeceğini sezinleyerek.

Dışarı çıkarken Zeynep, Murat’a dedi ki:

– İyi ki onunla sen ve kardeşin yetişmediniz gibi.

– Çoğunlukla büyükannemizin yanındaydık, – diye itiraf etti Murat.

– Anlaşılan öyle. Ama biz onun için çocuk yapmadık. Torun olduğunu, anne olmadığını kabul etmesi gerekecek.

Rate article
Lifequest
Doğumda Olan Gelin, Kaynanasının Evlerine Taşındığını Öğrendi