Ablası Onu Beş Parasız Sokağa Bıraktı, Ama O Mutlu Olmayı Başardı

Bazen rastlantısal bir karşılaşma, insanın düşünce dünyasını altüst edebilir. Durup düşünmeye, dikkat kesilmeye zorlar. Ben kolay etkilenen biriyim; başkalarının acısını derinlemesine hissederim ve bu hikaye beni hala bırakmıyor. Günlerdir rahat uyuyamıyorum; aklım hep İzmir Garı yakınlarında tanıştığım genç adama dönüyor.

O gün bir arkadaşıma gidiyordum, sıradan bir gün, şehirdeki koşuşturmaca arasında. İnsanlar aceleyle koşturuyordu, otomobillerin kornaları çalıyor, soğuk rüzgar yüzümü yalayıp geçiyordu. Aniden, küçük bir silüet gözüme ilişti. İlk bakışta bir çocuk sandım. Ama dikkatle bakınca, bunun ince yapısıyla dikkat çeken ve garip bir yürüyüşe sahip genç bir adam olduğunu fark ettim.

Kollarında küçük, tüylü, ıslak burunlu ve sevimli gözleriyle bir yavru köpek taşıyordu. Koltuğunun altında saklamaya çalıştığı eski gazete tomarları vardı ve sürekli düşecekmiş gibi görünüyordu. Hareketleri kararsızdı, parmakları kaskatı, yüzü biraz çarpılmıştı. Onda farklı bir şeyler vardı; belki psikolojik, belki nörolojik. Ancak içindeki o parlak ve temiz ışık, beni durmaya ve onu görmeye zorladı.

Yavru köpeğe hayranlıkla bakarken, genç adam gazeteleri düşürdü. Hemen yardım etmek için atıldım. Çantamdan bir torba çıkarıp gazeteleri toplarken nazikçe sordum:
— Onları nereye götürüyorsun?

Cevabı sessizdi:
— Geri dönüşüm merkezine. Köpeğime mama almak için.

Bu sözler tokattan daha sert vurdu.

Gazeteleri toplarken annesiyle yaşadığını anlattı. Annesi ölünce, kız kardeşi evi satıp paraları almış ve yurt dışına gitmiş. Onu yapayalnız bırakmış. Belgesiz, desteksiz, parasız. Şanssız.

Bunu öfke göstermeden anlatıyordu. Bunu bir gerçek olarak, çoktan kabullenmiş bir haliyle paylaşıyordu. Şimdi, engelliler için bir barınakta kalıyor, kısıtlı imkanlarla besleniyor ve köpeği için mama almak amacıyla atık topluyordu. Adı Halil’di. Köpeğin ise adı yoktu.

Bir süre geçti. Bir akşam vakti, soğuk bir havada, Halil’i tekrar gördüm. Köpeği — artık biraz büyümüş ve kuvvetlenmiş — elinden tutturulmuş bir tasma ile yürüyordu. Köpek beni tanıdı ve mutlu bir şekilde kuyruğunu sallayarak yanıma koştu. Çantamdan biraz yiyecek çıkardım; hayvan o kadar açlıkla yedi ki kalbim sıkıştı.

— Her şeyi yer, — dedi Halil gururla. — Ama en çok kendi ellerimle pişirdiğim yemekleri sever. Ne yazık ki çok nadir et bulabiliyorum.

Sohbet etmeye başladık. Köpeğe nasıl bağlandığını anlattı. Onun tek dostu, yaşamının anlamı, yalnızlığa karşı tek sığınağı olduğunu söyledi. Onunla aynı battaniyede uyuyor, son yiyeceğini onunla paylaşıyordu.

Çocukça bir saflıkla ve umut dolu ses tonuyla Halil dedi ki:
— Geçenlerde sokakta bir köpek gördük. Ona çok benziyordu. ‘Bu annesi olabilir mi?’ diye düşündüm. Acaba birbirlerini tanırlar mıydı?

Boğazım düğümlendi. Oracıkta, kalabalık şehrin ortasında ağlamamak için zor tuttum kendimi.

Sonra aniden sordu:
— Ona bir isim vermek ister misiniz? Henüz bir isim bulamadım. Hep ‘köpekçik’ diye sesleniyorum.

Kafamı salladım.
— Güneş olsun. Çünkü o sizin için bir umut ışığı.

Köpeği kucağına aldı, gözlerini kocaman açarak bana baktı ve fısıldadı:
— Teşekkür ederim… Bu güzel bir isim. Artık benim Güneşim.

Eve boğazımda bir düğümle yürüdüm. Zihnimde yankılanıyordu: “Tanrım, bu dünya ne kadar adaletsiz.” Kimileri onlarca daireye, mücevherata, arabalara sahip. Kimileri ise yıpranmış bir odada yaşayıp son lokmasını bir köpekle paylaşıyor. Yine de mutlu ışık saçıyorlar.

Halil’e yardım etmek istiyorum ama zengin değilim. Onun yaşamını tamamen değiştiremem. Ama, ne zaman onu görsem yanıma bir şeyler alıyorum: bazen yiyecek, bazen sıcak bir mont, bazen de sadece destek sözleri. Ve biliyor musunuz, en şaşırtıcı olan? O her defasında gülümsüyor. Her şeyi sanki gökten bir hediye imiş gibi minnetle karşılıyor.

Böyle insanlar bize hatırlatıyor: mutluluk para, mevki veya mükemmel bir evde değil. Sıcak bir el, sadık bir bakış, nazik bir sözde. Sadece yalnız kalmamakta.

Bazen bağırmak istiyorum: “İnsanlar! Uyanın! Etrafınıza bakın, ne kadar çok acı var!” Ama biliyorum, bağırışımı duymayacaklar.

O yüzden, elimden ne geliyorsa onu yapacağım. Çünkü eğer en az bir Güneş ve bir Halil aç kalmaz ve yalnız hissetmezse, o zaman boşa yaşamamış olurum.

Rate article
Lifequest
Ablası Onu Beş Parasız Sokağa Bıraktı, Ama O Mutlu Olmayı Başardı