O Almanya’ya kaçtı, bana kızını bıraktı – ama ben bundan en değerli şeyi kazandım.
Hayat bazen insanı şaşırtan dönemeçlere sokar; önce kalbin durur ama sonra anlarsın ki, bu senin kurtuluşundur. Acı içinde, kandan daha güçlü bir sevgi doğar. Bu hikaye bir ihanetle başlasa da, asıl konusu bu değil. Kırık bir şeyden nasıl bütün bir dünya inşa edilebileceği hakkındadır.
Adım Zeynep, Eskişehirliyim. Şu anda 53 yaşındayım. Her şey başladığında, 33 yaşında, boşanmış, iki kız annesi, dertlerle boğulmuş ve hayatın bana hala iyi bir şeyler sunabileceğini ümit eden bir kadındım.
O sırada hayatıma Hasan girdi. Eşini kaybetmiş bir dul. Küçük bir kızı vardı – Ceylan. Ceylan, sarı bukleli saçları ve kocaman, hüzünlü mavi gözleriyle peri masallarından çıkmış gibiydi. Hasan sessiz, durgun, ama dürüst ve güvenilir bir adam gibi görünüyordu. Ona sadece bir erkek olarak değil, desteğe ihtiyacı olan bir insan olarak bakıyordum.
Birlikte yaşamaya başladık. Evimin ve kalbimin kapılarını ona açtım. Kızlarım Ceylan’ı öz kardeşleri gibi kabul etti. Hasan içki içmez, bağırmaz, sahne yaratmaz, çocukları ‘seninki’ ya da ‘benimki’ diye ayırmazdı. Her şeyin iyi olacağına inandım. Belki hemen değil, ama zamanla gerçek bir aile olacağımıza umuyordum.
Hasan’ın işi yolunda gitmiyordu. Bir ay biraz kazanıyor, öbür ay neredeyse hiç kazanamıyordu. Ama bir evimiz vardı, maaşım masrafları bir şekilde karşılıyordu ve biz birlikte ayakta duruyorduk. Daha iyi bir gelecek umudunu hep canlı tuttum.
Sonra Almanya’ya gitmeyi planladığını söyledi. Orada ona iş vaat eden bir arkadaşı varmış gibi görünüyordu. Para kazanmak, ardından hepimizi oraya götürmek istiyordu. Kararsız kaldım, onu caydırmaya çalıştım, ama o kararlıydı. Ben de pes ettim.
Gitti. Ve Ceylan benimle kaldı. İlk haftalarda iki kere aradı – farklı numaralardan, farklı şehirlerden. Daha sonra ise ses soluk kesildi. Numarası kullanılmaz hale geldi, o sözde arkadaşı ulaşılmaz oldu.
Hasan, Ceylan’ı bana bırakarak hayatını yeni bir sayfa ile kurmaya gitti. Belki bir vasiyet, belki de geçici bir yük olarak. Ama biliyor musunuz? Kızgın değilim. Çünkü bu sayede Ceylan’ı, hayatımın kalbine dönüşen en inanılmaz kızı kazandım.
Ceylan, özellikle ilk birkaç ay babasını özledi. Ama o da gördü ki, benim kızlarım da babasız büyüyordu ve bu, olanları kabullenmesini hızlandırdı. Küçük bir kadın takımı olduk. Birlikte hayatta kalan, gülen, ağlayan, çalışan ve hayal kuran dört kadın.
Eskisi gibi çalışmaya devam ettim. Büyük kızım okuldayken çalışmaya gitti. Küçük kızım da onu takip etti. Ceylan – en küçük ve güneş ışığımız – bana evde yardım etti, ders çalıştı ve her daim yanımda oldu. Birlikte dimdik durduk.
Yıllar geçti. Büyük kızım İtalya’ya taşındı, orada evlendi ve bir bebeği oldu. Küçük ise Varna’ya, sevdiği kişinin yanına gitti. Ceylan ise benimle kaldı.
Şimdi 27 yaşında. Akıllı, güzel ve azimli. Ne istediğini biliyor ve bunu azimle ve iyilikle elde ediyor. Başkalarını çiğnemeden, hedefine ulaşmaya devam ediyor. Onunla gurur duyuyorum.
Geçenlerde şakayla karışık:
— Biliyor musun Ceylan, aslında babana kızgın değilim, dedim.
O da cevapladı:
— Olsa daha iyiydi, anne.
Gülümsedim:
— Hayır, olması gerekmez. Çünkü o bana seni bıraktı. Ve bu, hayatındaki en iyi şey olabilir.
Ceylan sık sık bana aşka değer olduğumu, yeniden denemem gerektiğini söylüyor. Şaka yollu diyor ki:
— Anne, artık kendine düzgün bir erkek bul, ben de onu seveceğim. Önemli olan senin mutlu olman.
Ona baktığımda fark ediyorum: Zaten mutluyum. Hayatımdaki erkekler bana yalnızca acı verdiler ama kızları bana ışık ve sevinç verdiler.
Biri bana sorsa, yeniden başa sarsaydım ve bunun nereye gideceğini bilseydim, tekrar yapar mıydım diye, cevabım evet olurdu. Evet, bin kere evet. Çünkü kader mutluluğu bize hep güzel paketlerle getirmez. Bazen ağlayarak kapına bırakılan küçük bir kız çocuğu şeklinde gelir. Ve eğer kalbini açarsan, o senin ailenden olur.
Ceylan benim kanımdan değil. Ama o benim sevgiyle kazandığım bir kız. Ve bu, inanın bana, çok daha fazla.”




