Altın Kafes: Evlilikte Kendimi Nasıl Kaybettim

Altın Kafes, ya da Evlilikte Nasıl Kendimi Kaybettim

Dünyaya geldiğimde, annem bana Zeynep adını verdi. Bu ismin aydınlık ve neşeli olduğunu, kızının sürekli gülen, mutlu ve sevilen biri olacağını hayal etti. Kimse zamanla bu gülümsemenin seyrekleşeceğini, mutluluğumun ise sadece başkalarının gözünde bir süs olarak kalacağını bilmiyordu.

Her şey Onunla, Ali’yle tanışmamla başladı. Uzun boylu, yakışıklı, kendinden emin bir sesi ve bakışları vardı. Midemde kelebekler uçuşuyor gibiydi. Onu ideal bir hayat arkadaşı olarak düşündüm. Ancak, bu dışarıdan görünen özgüvenin ardında soğuk bir kontrolün saklı olduğunu göremedim. Nazik hareketlerin arkasında kararlı bir irade gizleniyordu. Ben sadece âşık oldum. Gençliğin ve saflığın getirdiği düşüncesizlikle, büyük bir aşkla.

Çok hızlı evlendik. O zaman böyleydi; eğer bir erkek seni seviyorsa, seni hemen eşi yapmak isterdi. Ne kadar yanılmışım… Gerçekten de beni “kendi” yapmak istiyordu — her anlamda. Ona ait olan, ona bağımlı, ona itaat eden biri.

Başlangıçta her şey harika görünüyordu. Restoranlar, geziler ve pahalı hediyeler. Kışın dağlarda tatil, yazın deniz, arkadaşlarıyla geçirilen akşamlar. Görünüşte bir rüya. Arkadaşlarımın kıskanç bakışları, sosyal medya beğenileri… Fakat tüm bu dışarıdan parıldayan şeylerin ardında içimde büyük bir boşluk büyüyordu. Çünkü asıl kaybettiğim bendim.

Kararları ben olmadan alırdı. Hangi mekâna gideceğimizi, ne yiyeceğimizi, hafta sonunu nasıl geçireceğimizi O seçerdi. Ama işin asıl kötüsü; benim nasıl görüneceğim, ne giyeceğim, nasıl saçımı tarayacağım hatta hangi tonda konuşacağım bile onun kararına bağlıydı.

— Canım, bu elbise çok sade, beni utandırma.
— Gene kot mu giyeceksin? Kadın dediğin kadın gibi olmalı.
— Fabrikada çalışmıyorsun ki tişört giyesin.

Şakalar yaparak, ikna etmeye çalışarak karşısına çıkardım ama her seferinde soğuk bir duvara çarpar gibi olurdum. Sesini yükseltmezdi. Bana vurmazdı. Sadece sessiz bir hayal kırıklığı gibi bakardı. Ve ben de kendimi suçlu hissederdim. İyi biri olmak isterdim. Çabalardım. Ve fark etmeden kendim olmaktan çıkmıştım.

En kötü kısım ise çocuk isteğim hakkında konuştuğumda geldi. 30 yaşına basmıştım. Anne olma arzum çok büyüktü. Fakat anladım ki, o bunu hiçbir zaman kabul etmeyecek. Cevabı beni şoke etti:

— Neden çocuğumuz olsun ki? Sen bana yetersin. Seni seviyorum. Hayatımıza birinin müdahil olmasını istemiyorum.

Seviyor… Ama ben kendimi bir mahkûm gibi hissediyorum. Aşkımın paylaşılmasını istemiyor. Tekeline almak istiyor. Anne olmamı istemiyor. Sadece eşi olmamı istiyor. Uygun. Güzel. İtaatkâr.

Çoğu zaman nefes alamadığımı düşünüyorum. Konfor ve dışarıdan parlaklık ne olursa olsun, özgür değilim. Her adımım kontrol altında, her bakışım gözetleniyor. Kendi istediğimi isteyemem. Farklı hissetmem yasak. Sadece “onun” olmamı istiyor.

Bir gün onunla ciddi bir konuşma yapmaya çalıştım. Çocuk istediğimi, güzel bir evde bir kukla olmaktan yorulduğumu söyledim. Sessizce dinledi. Sonra sarılıp sadece kurgular yarattığımı söyledi. Her şeyin yolunda olduğunu. Benim onun mutluluğu olduğumu. Hazinesi. Eğer bir çocuğumuz olsaydı, bu hazinenin elimden alınacağını düşünüyor.

Bunu duymak korkutucuydu. Sesinde ne öfke, ne de acı vardı. Saplantılı bir kararlılık vardı. Sanki gerçekten iki kişilik karar verme hakkına sahip olduğunu düşünür gibiydi. Benim eşya olduğumu, sevgiyle ama yine de eşya.

O andan itibaren bu konuyu bir daha açmadım. Ama bu aşkın kalıcı bir mahkûmu olacağıma dair korku peşimi bırakmıyor. 32 yaşındayım. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Nefes alabileceğim bir aile istiyorum. Beni duyan, kendime ait bir fikrim olduğu bir yer. Resim değil, insan olduğum bir yer.

Bunu size yazıyorum çünkü ne yapacağımı bilmiyorum. Hâlâ onu seviyor muyum, bilmiyorum. Belki de başlangıçtaki haline veya onun olmasını istediğim kişiye âşığım. Ama bir şeyden eminim: Böyle devam ederse kırılacağım. Bir kişi olarak var olmaktan çıkacağım.

Bana söyleyin… Bir erkeğe, aşkın bir kafes olmadığını, altından bile olsa, nasıl anlatabilirim? Aile bir diktatörlük değil, bir ortaklık. Seçenek sunmadan sevgiyle yaşamaktan başka bir yol nasıl anlatılır ki dinlemiyor sadece kendini?

Gitmek istemiyorum ama bu şekilde yaşamaya da devam edemem.

Rate article
Lifequest
Altın Kafes: Evlilikte Kendimi Nasıl Kaybettim