Burası Bakımevi Değil, Ona Burada İhtiyacım Yok

Ben bu etkileyici yaşam öyküsünü sık sık ziyaret ettiğim köydeki babaannemden dinledim. Bir gün, iki yıl boyunca yurt dışında çalışmamdan dolayı görüşemedik. Türkiye’ye döner dönmez ilk işim sevgili babaanneme gitmek oldu.

Köyde birkaç gün geçirdikten sonra babaannemin karşı komşusu Ayşe Hanım’ı hâlâ görmediğimi fark ettim. Her zaman hoşuma giden bu yardımsever yaşlı kadını merak ettim. Büyük emekçiydi.

– Babaanne, Ayşe Hanım bu hafta niçin hiç uğramadı? Bir şey mi oldu? diye sordum endişeyle.

Babaannem şaşkınlıkla bana baktı.

– Artık bir yılı aşkın süredir huzurevinde kalıyor. Ah, bu hikâyeyi henüz duymadın sen! O zaman dinle.

Ve babaannem bana hikâyeyi anlattı. Daha önce belirttiğim gibi, Ayşe teyze her zaman yorulmadan çalışırdı. Köydeki hiç kimse onu boş dururken görmedi. Bahçede çalışır, bahçedeki inekleri sağar, pide yapar (yarım köyü ağırlardı!), sabah erken saatlerinde iki kova kirazla otobüse yetişirdi. Taze sebzeler, meyveler, yeşillikler, tavuk yumurtaları, keçi yününden atkılar, kaymak, peynir – hepsini Ayşe Hanım ilçe merkezine götürüp pazarda satardı. Kuruş kuruş biriktirdiği paraları dikkatle bisküvi kutusuna koyardı.

Kendisi için değil. Ne kadar lazım ki zaten? Tek oğlu Bahadır, gelini Elif ve torunu Zeynep için biriktiriyordu. Oğlu ve gelini şehirde, buraya 3 saat mesafede yaşıyorlardı ve düzenli olarak annelerini ziyaret ediyorlardı. Bahçeye veya hayvanlara yardım etmeseler de, köyden yiyecek almak için mutlaka gelirlerdi. Arabanın bagajını tepeleme doldurur, tekerlekler zor dönerdi.

Yıllar geçtikçe Ayşe Hanım yavaş yavaş yaşlanmaya ve hastalanmaya başladı. Bazen sırtı tutulur, bazen bacakları ağrırdı. Yavaş yavaş tüm hayvanlarını elden çıkarmaya başlamış, bahçede sadece birkaç yatak ayırmıştı. Oğul Bahadır giderek daha az ziyaret etmeye başladı. Gelin Elif ise zaten hiç gelmez oldu, köy annesinden alınacak bir şey yoktu artık.

Ayşe teyzenin gözleri giderek kötüleşmeye başladığında korktu. Oğlunu arayıp onu şehirdeki doktorlara göstermesini istedi. Bahadır geldi, annesini aldı. Gelini Elif kayınvalidesini görmekten pek memnun değildi ama bunu belli etmedi. Yoldan gelmiştir diye bir bardak çayla karşıladı, yemeğe oturttu. Bahadır annesine kapsamlı bir muayene yaptırmayı önerdi. Bir günlerini hastanede geçirdiler, sonra ilaç almak için eczaneye gittiler.

Köye dönmek için artık çok geçti. Gelin, Ayşe teyze geceyi burada geçireceğini öğrenince memnuniyetsizliğini artık gizlemedi. Mutfağa gidip akşam yemeği hazırlarken tabakları öyle bir çınlattı ki neredeyse kulak zarları patlayacaktı. Tam bu sırada yaşlı bir komşu müsaade alıp kapıdan başını uzattı. Misafiri görünce sevindi:

– Ayşe Hanım! Buralarda sizi uzun süredir göremedik. Yarın gidiyor musunuz? Gelin bizde çay içelim, yaşlılar gibi oturup sohbet edelim.

Annesini komşuya götüren Bahadır, karısının yanına mutfağa döndü.
– Yemek mi yapıyorsun, Elif? Ben de annem yokken seninle konuşmak istedim.
– Söyle bakalım, dedi Elif, bu konuşma başlamadan hoşuna gitmemiş gibiydi.
– Annem çok yaşlandı, dedi Bahadır kısık bir sesle, – Hastanede bir sürü hastalık buldular. Bacakları fena halde ağrıyormuş, neredeyse yürüyemiyormuş.
– Genç değil ki koştursun! Ne bekliyorsun? Bu yaşlılık.
– Ben de aynını düşünüyorum, diye hızla ekledi Bahadır, – Üç odalı bir dairemiz var. Zeynep kocasıyla İstanbul’da yaşıyor, buraya geri dönmezler.

– Bekle, ne demeye getiriyorsun? – Elif havucu doğramayı bırakmış, – Onu buraya mı getireceksin? Kafayı mı yedin? Evet, dairemiz üç odalı, ama huzurevi değil, Bahadır.
– Ne de olsa bu dairenin birkaç odası annemin yazın sattığı kiraz ve çilekle yapılmıştı, diye belirtti Bahadır.
– Bunu yüzüme vurmaya kalkma! – diye öfkelendi Elif, – Annen yabancılara yardım etmedi, oğluna ve torununa yardım etti dem belki dedi.

– Çok merhametsizsin Elif – dedi Bahadır üzüntüyle, – Annemi alırız, beraberce mutlu mesut yaşarız diye düşünmüştüm. Ekonomik, sağlam bir eve sahip. İyi bir fiyat alır, arabayı değiştirir, Bodrum’a tatile gideriz…
– Aman evine de iliklerine de batsın! – diye bağırdı Elif, – Yurt dışına bir hafta gideriz, sonra ben on yıl boyunca onun peşinde lazımlıkla mı koşarım? Köle mi arıyorsun?
– Ne diyorsun sen akılsız mısın? – diye çıkıştı Bahadır ve birden kapıda Ayşe Hanım’ı fark etti.
Mutfağın içinde öyle bir sessizlik oldu ki sanki herkes sağırdı.

– Anne, buradaki konuşmayı duydun mu? – dedi Bahadır sesi titreyerek.
– Yolda geliyordum, – Annesi zararsızca gülümsüyordu, – Gözlüklerimi alacağım, biz de Emel’le albümlere bakıyoruz. Ha, unutuyordum, ay sonunda huzurevine taşınıyorum. Sen de bana eşyalarımı toplamaya yardım edersin, olur mu?

Bahadır tek kelime edemedi. Ama karısı telaşlandı:
– Evet, tabi ki yardımcı olur. Ben de onunla birlikte gelirim. Gerekli her şeyi yükleyip taşırız. Doğru karar verdin. Sevdiklerinle birlikte daha keyifli olur, değil mi?

… Bahadır ve karısının, Ayşe Hanım’ı getirdikleri huzurevi karmaşık duygular uyandırdı. İşte personel harika, müdür cana yakın, iyi bir insan. Çok belli, burada yaşlılara özenle, sevgiyle yaklaşıyorlar. Ancak bu “sığınak” binası acilen bakım istiyordu; koridorlardaki muşamba yer yer kalkmıştı, pencerelerden hava geliyor, dinlenme odasında ise kırık bir televizyon ve eski koltuklardan başka bir şey yoktu.

Ayşe Hanım’ın odası küçük, nemliydi. Yatak yumuşaktı, sandalyeler ise sallanıyordu. Ancak, anne bu ortamdan memnun olmadığını hiç belli etmedi.

– Sorun değil, anne – dedi Bahadır keyifle, – Sana burada öyle bir tadilat yaparım ki herkes kıskanır. Tatile çıktığımda yaparım. Hadi bakalım, keyfini kaçırma, yakında seni ziyaret ederiz. Bizi bekle.

Verdiği sözü Bahadır altı ay sonra, Elif ona babasının evini ne yapacaklarını hatırlatana kadar hatırlamadı. Şimdi yaz mevsimiydi ve satış için en iyi zamandı.

… Müdür, nadir misafire hiçbir şey söylemedi. Ayşe Hanım hakkında çok nazik konuştu.
– İkinci kata çıkmadan önce dinlenme odasına bir uğrayın. Belki anneniz orada kız arkadaşlarıyla televizyon izliyordur. Haydi, ben de size eşlik edeyim.

Dinlenme odasında anneleri yoktu. Etrafına bakan Elif birden yürüdü:

– Vay canına! Burada ne güzellik yapmışsınız. Yeni kanepeler, koltuklar, duvar boyu televizyon. Her yerde çiçekler var. Harika! Tadilat pahalıya mal olmuş olmalı?
– Teşekkürler annenize, – diye gülümsedi müdür.
– Annem mi? – Bahadır başını salladı, – Onunla ne ilgisi var?
– Bütün bu güzellik onun parasıyla alındı.
– Yaşlı kadının böyle parası nereden mişim ki? – Elif güldü ve sonra aniden sustu, – Bahadır?! Bu evi mi sattı yoksa?

… Ayşe Hanım sakin bir şekilde, öfkeyle kendisini suçlayan ve bencillikle suçlayan akrabalarına baktı.
– Neden telaşlanıyorsunuz? Kendi evimi sattım, size ait evi değil. Hakkım var. Burada mutluyum; burada sıcak ve eğlenceli. İyi insanlara bir hediye vermek istedim.
Ayşe Teyze kurnazca Zina’nın öfkeden kıpkırmızı olan yüzüne baktı.
– Evi satıp insanları mutlu etmek, tıkanmaktan daha iyi değil mi, Elif?
Elif gözlerini yere indirdi ve hızla dışarı çıktı. Artık hiçbir şey değişemezdi.

Rate article
Lifequest
Burası Bakımevi Değil, Ona Burada İhtiyacım Yok