Benim adım Elif Korkmaz ve Ankara’nın tarih kokan sokaklarında yaşıyorum. Kalbim, meslektaşım Mehmet’in kollarında olduğumda mutluluktan şarkı söylüyordu. O anda onun tek ve en sevdiği kadın olmayı hayal ettim. Zamanla bu hayalim gerçekleşti, ama acı bir tatla — çünkü onu eşi, Ayşe, ile paylaşmak zorundaydım.
Firmamızda daha yeni işe başlamıştım ve hemen Mehmet ile İstanbul’a bir iş gezisine gönderildim. Önemli bir anlaşmayı tamamlamamız gerekiyordu. Başarıyla işleri hallettik ve Mehmet, “Birer kadeh içelim mi? Böyle kontratlar her gün imzalanmaz,” dedi. Memnuniyetle kabul ettim. Otelin barında oturduk, viski sipariş ettik ve alkol ağzımızı açtı. Sohbet, bir nehir gibi akıyordu ve aniden beni öptü. Şaşırmıştım ama itmedim. Asansörde beni büyük bir tutku ile kendine çekti, viskiden daha çok başımı döndüren nefesiyle. Gece onun odasında büyülüydü, unutulmaz ve ateş doluydu.
Ankara’ya dönünce bu sırrı daha fazla içimde tutamayıp, abla gibi güvendiğim meslektaşım Zeynep ile paylaştım. “Ona aşık olma!” diye uyardı. “Neden?” diye şaşırdım. “Evli,” dedi. Bu sözler beynimde şimşek gibi çaktı. Mehmet sadece 27 yaşındaydı ve bu yaşta evli olmasına inanamadım — günümüzde erkekler nadiren bu kadar erken evleniyor. Ona doğrudan sordum, dolandırmadan cevapladı: “Evet, bir yıldır evliyim.” Ama bu bizi durdurmadı. Biz sevgili olduk. Dededen kalma dairedeki buluşmalarımız gizli bir ritüele dönüştü. Her gün daha çok ona bağlanıyordum.
Bir gün, pazar sabahı yanında yatarken cesaret edip sordum: “Mehmet, boşan. Benimle daha mutlu olursun.” Özlemle bana baktı: “Seni seviyorum, ama yapamam.” “Neden?” dedim. “O ağır hasta.” Donakaldım. “Nesi var? Neden söylemedin?” Sesim titriyordu. “Göğüs kanseri, yeni öğrendik. Şimdi onu bırakmam.” Sözleri kalbimi kesti ama anladım: Şu anda ona ihtiyacı var. Ayşe’ye acıdım. Onun perşembe günü ameliyat olacağını söylediğinde, onun için tüm gün içtenlikle dua ettim. Taburcu olduktan sonra Mehmet’le görüşmedik — biliyordum ki onun yeri eşinin yanındaydı.
Dört ay geçti. Mehmet bir kez bile buluşmak için beni aramadı. Nedenini sordum. “Ayşe hala kötü, belki tekrar ameliyat olması gerekebilir,” dedi yorgun bir sesle. “Acını anlıyorum ama beni de düşün,” dedim. O da kabul etti: “Haklısın, hafta sonu bir şeyler yapalım.” Cumartesi günü o dairede buluştuk. Gece tutku doluydu. Ancak çıkmadan önce tekrar boşanmayı gündeme getirdim. Yüzü karardı: “Asla yapmam. O, patronumun kız kardeşi.” Şaşkına döndüm. “Demek mesele bu! Kanser yalan mıydı?” Cevap vermedi ve daha fazla kavga etmemek için kapıyı çarparak gitti.
Birkaç gün sonra ofise zarif bir kadın geldi. Mehmet’i sordu. Zeynep, onu Mehmet’in odasına götürdü. “O kim?” diye Zeynep’e sordum daha sonra. “Eşi,” dedi. Bir bahane uydurup, onu görebilmek için odasına girdim. Ayşe, hasta görünen biri değil aksine sağlıklı ve güzeldi. Onun yanında kendimi basit birisi gibi hissettim. Dönüp Zeynep’e sordum: “Kanser olduğunu duydun mu?” “Hayır, palavra, herkes bilirdi,” dedi kestirip attı. O an dank etti: en başından beri bana yalan söylemişti.
Kısa bir süre sonra enerjim tükenmeye başladı, midem bulanıyordu. Zeynep ile paylaştım ve o “Belki bebek vardır?” dedi. Reddettim ama test yaptım — iki çizgi. Doktor da onayladı: İkinci aydaydım. Şoktaydım. O geceyi hatırladım — korunmamıştık. Kafam karışıktı: Çocuğu doğurmalı mıydım? Mehmet’i aradım. “Kürtaj yap!” diye emretti soğukkanlılıkla. “Hayır, yapmam,” dedim kesinlikle. “O zaman seni işten kovdururum,” diye tehdit etti. “Korkutmuyorsun!” dedim. Onun inadına doğurmaya karar verdim. Blöf yaptığını düşündüm. Ama hayır — işten atıldım. Bir arkadaşım beni kardeşinin kitapçısında satıcı olarak işe aldı. O, hamile birini işe almak istemedi ama acıyıp kabul etti.
Kızım yedinci ayda doğdu — zayıf ama sağlıklıydı. Ona Serap adını verdim, babası Mehmet’in hatırasına. Ona söylemedim. Ve belki de asla söylemem. Beni en zor anımda yalnız bırakarak ihanet etti. Onun yüzü rüyalarıma giriyor — güzel ama yalancı bir yüz — ve kalbim acıyla burkuluyor. O, eşini ve kariyerini seçti; beni gereksiz bir sayfa gibi sildi. Ama pes etmedim. Kızımı büyütüyorum, onun için mücadele ediyorum, her gün kaderle bir savaş gibi. Bırak o yalanlarıyla yaşasın, ben ise Serap için, bu karanlıktaki ışığım için yaşayacağım.




