— Anne, ne yaptın sen? — kızı neredeyse telefonda bağırıyordu. — Ne demek barınaktan köpek almak?! Hem de yaşlı ve hasta bir köpek. Anne, sen kafayı sıyırdın galiba! Dansa falan başlayamaz mıydın?
Nazan, pencerenin önünde duruyordu. Beyaz bir örtü gibi yavaşça şehre inen kar tanelerini izliyordu. Kar taneleri dans ederek çatılara konuyor, ağaç dallarına oturuyor, geç kalan yayaların ayakları altında incecik kollarını kırıyorlardı. Son zamanlarda pencere önünde durmak alışkanlık haline gelmişti.
Eskiden eşini beklerdi iş dönüşü, hep geç ve yorgun gelirdi, sesi çatallaşırdı. Mutfakta hafif bir ışık yanar, masa hazır olurdu, çay eşliğinde sohbetler edilirdi…
Zamanla konuşacak pek konu kalmadı, eşi daha da geç gelmeye başladı. Nazan’ın sorularına kısa cevaplar veriyor, gözlerini kaçırıyordu. Bir gün…
— Nazo, uzun zamandır söylemek istiyorum… başka bir kadına aşık oldum. Birbirimizi seviyoruz, boşanmak istiyorum.
— Nasıl yani? Boşanmak… Peki ya ben? Kendimi ne yapacağım, Burak? — Nazan ansızın sırtında keskin bir acı hissetti.
— Nazo, artık yetişkin insanlarız. Çocuklar büyüdü, kendi hayatlarını yaşıyorlar. Biz neredeyse otuz yıl birlikte geçirdik. Ama hâlâ genciz. İkimize de elli birkaç fazla. Yeni, taze bir şeyler istiyorum!
— Yani ben artık eskimiş ve çürümüş müyüm? Süresi dolmuş bir hatıra mı? — şaşkın kadın fısıldadı.
— Abartma. Sen hiçbir şekilde yaşlı değilsin… Ama anlasana, orada… orada kendimi otuz yaşında hissediyorum. Beni affet, ama mutlu olmak istiyorum, — kocası Nazan’ın başını öptü ve banyoya geçti.
Eski evliliği üzerinden silip atarken neşeli şarkılar mırıldanıyordu, Nazan’ın omuzlarına ise evrensel bir hüzün çökmüştü… İhanet. Bundan daha acı ne olabilir?
Nazan zamanın nasıl uçtuğunu fark edemedi – boşandı, Burak yeni sevgilisine taşındı. Onun hayatına ise gri günler geldi. Çocukları, kocası için yaşamaya alışmıştı. Onların problemleri onun problemleriydi, hastalıkları onun hastalıklarıydı, mutlulukları ve başarıları onun mutluluğuydu. Peki ya şimdi?
Nazan saatlerce pencere önünde duruyordu. Bazen el aynasında kendine bakıyordu, bu ayna ona büyükannesinden kalmıştı. O aynada hüzünlü bir göz, gözyaşı dolu kırışıklar ve beyazlamış bir saç teli görüyordu.
Büyük aynaya bakmaya korkuyordu.
— Anne, kendine bir meşgale bulmalısın, — kızı acele bir sesle konuşuyordu.
— Ne yapayım, kızım? — annenin tuhaf sesi telefon hatlarında kayboluyordu.
— Bilmiyorum. Kitap, dans “50 yaş üstü”, sergi falan…
— Evet… 50 yaş üstü… Ben geçmişim zaten… — Nazan toparlanamıyordu.
— Ah anne, üzgünüm, vaktim yok şimdi.
Şaşırtıcı bir şekilde, oğlu Ali annesinin melankolisine daha anlayışlı yaklaştı:
— Anne, gerçekten olanlara çok üzüldüm. Yakında Hatice ile sana gelmek istiyoruz, yeni yılda mesela. Tanışırız. Seninle birlikte olunca daha mutlu olacaksın.
Nazan çocuklarını çok seviyordu ama aralarındaki farklara hayret ediyordu…
*****
Bir akşam, sosyal medyada gezinirken Nazan şu ilanı gördü:
“Barınakta açık kapı günü. Gelin, çocuklarınızı, tanıdıklarınızı ve sevdiklerinizi getirin. Evcil hayvanlarımız her yeni misafiri görmekten çok mutlu olacak! Adresimiz…”
İhtiyaç listesinin de yer aldığı belirtiliyordu.
Nazan bir kez okudu, bir kez daha okudu.
— Battaniyeler, eski çarşaflar, havlular. Tam da bu yığınları düzenlemem gerekecek. Eminim ki onlara verebileceğim bir şeyler var, — gece düşünüp taşınan Nazan böyle yansımıştır.
Pencerenin önünde dururken, çok da büyük olmayan maaşıyla satın alabileceği şeylerin listesini kafasında dönüp duruyordu.
On gün sonra barınağın kapısındaydı. Nazan hediyelerle gelmişti. Taksici battaniyeler ve kumaş dolu ağır çantaları indirmeye yardımcı oldu. Girişte rulo haline getirilmiş eski bir halı ve kilim dolaşımı.
Barınak gönüllüleri, gelenlerin çamaşır çuvalları, mama torbaları, köpekler için hediyeler dolu çantaları içeri taşımalarına yardım ediyorlardı.
Sonra misafirler gönüllüler tarafından karşılandı, gruplara ayrıldılar. Her bir hüzün dolu kafesin hikayesini anlatarak misafirleri gezdirdiler…
Nazan yorgun ama mutlu bir şekilde eve döndü. Bacakları altında adeta yorgan yoktu.
— Tamam, duş, akşam yemeği, koltuk. Sonrasını düşünürüm, — kendine böyle dedi kadın.
Ama “sonra” olmadı. Kafasında hala dönen görüntüler vardı – insanlar, kafesler, köpekler.
Ve onların gözleri…
Nazan aynasındaki hüzün dolu ve mutluluğa inanmaz gözlere çok benzeyen gözlerdi. Özellikle onu etkileyen yaşlı, bembeyaz bir köpekti. Çok hüzünlüydü. Bir köşede sessizce yatıyor, kimseye tepki vermiyordu.
— Bu Lale. Japon Spaniel. Sahibi onu oldukça ileri yaşta bırakmış. O da yaşlı bir hanımefendi, tam on iki yaşında.
Diyorlar ki, iyi bakılırsa on beş de yaşayabiliyorlarmış. Ama Lale yaşlı, hasta ve hüzünlü bir köpekçik. Maalesef böylelerini kimse eve almak istemiyor, — gönüllü iç çekti ve grubu ileriye yönlendirdi.
Nazan, Lale’nin yanından ayrılmak istemedi. Köpek ona hiç tepki vermedi. Eski bir battaniyeye uzanmış, sanki cansız bir köpekçik gibi, sanki eski, kirli bir oyuncak gibiydi…
Tüm hafta boyunca işteyken Nazan o hüzünlü köpeği düşündü. İçindeki enerjisi birden uyanmıştı ve işte daha aktif olmuştu.
— Lale aslında benim yansımam. Sadece ben henüz bu kadar yaşlı değilim. Ama yalnızım. Çocuklar ayrıldı, kocam beni bir bez gibi üzerinden atladı. Ama ben bez değilim! Hayır, bez değilim!
Nazan ofis kapısından çıktı ve barınağı aradı.
— Merhaba! Açık kapı gününüzde ben de oradaydım. Lale’yi anlattınız bana, yaşlı köpekçik. Hatırlıyor musunuz? — umutla sordu kadın.
— Evet, evet tabii ki hatırlıyorum. Onun kafesi önünde duran tek kişi sizdiniz.
— Söyler misiniz, onu ziyaret etmem mümkün mü?
— Lale mi? İnanılmaz! Tabii ki, gelin lütfen! En yakın haftasonu gelebilirsiniz, — gönüllü ziyaret saatini belirleyip görüşmeyi sonlandırdı.
O akşam Nazan yine pencerenin önünde duruyordu. Ama bu kez, geçmiş hayatını düşünüp hüzünlenmiyordu. Avluda büyük bir köpekle gezen adamı izliyordu.
Köpek sahipsiz akşam avlusunda koşturuyordu. Topun peşinden koşturuyor, defalarca onu geri getiriyordu. Sahibi ise sevgiyle köpeğin başını okşuyordu.
Hafta sonu yaklaşıyordu.
— Lale, merhaba! — Nazan köpeğin yanına çömeldi. Ancak köpek yine de hareket etmedi.
Nazan yerden kalktı. Barınakta giymek için getirdiği eski kotları giymişti.
Köpeğe yaklaşmayarak konuşmaya başladı…
Kendisi hakkında, çocukları hakkında konuştu. Üç odalı bir dairede tek başına yaşamasından bahsetti.
Bir saat öylece geçti. Nazan biraz daha battaniyeye yaklaştı, Lale’nin yattığı battaniyeye. Yavaşça elini yaklaştırdı. Başını okşadı.
Köpek iç çekti.
Nazan cesaret bulmuş, köpeğe nazik yavaş hareketlerle dokunmaya devam etti. Lale düşündü ve başını okşayan elin altına koymaya başladı. İşte böylece bir bağ kuruldu.
Ayrılırken Nazan kahverengi gözlerin dikkatli bakışını yakaladı. Köpek de bakıyordu, sanki bu sadece bir kerelik bir karşılaşma mıydı onu anlamak istiyordu…?
— Bekle beni, hemen döneceğim, — diye fısıldadı kadın, köpeğe dönüp, kafesi kapattı ve gönüllüye doğru koştu.
— Eee, konuştunuz mu? — diye tebessümle baktı gönüllü genç kız Nazan’a.
— Onu… Onu almak istiyorum… — heyecandan nefesi kesilən Nazan.
— Hemen mi?
— Evet, o olumlu cevap verdi. Bu tür yaşlıların neredeyse hiç şansı olmadığını söylediniz. Ben ona bu şansı vermek istiyorum.
— Nazan, size haber vermek istiyorum. Lale, o hasta bir köpekçik, onun yaşamını uzatmak istiyorsanız bakıma ihtiyaç duyacak. Zaman, güç ve para…
— Bunları anlıyorum. İki güzel çocuğu yetiştirdim. Ve bunu da başarabileceğimi düşünüyorum. Hadi ona bu şansı verelim, — Nazan kendinden emindi.
— Pekala. Sözleşmeyi hazırlayacağım. Ayrıca — bizim hayvanlarımızın kaderini nazikçe izliyoruz. Anlıyorsunuz, insanlar farklı…
— Elbette. Söylediğiniz her şeyi yaparım. Fotoğraflar, görüntülü aramalar, veteriner ziyaretlerini size bildireceğim.
Birkaç saat sonra Nazan, havlulara sarılmış köpekle birlikte dairesine adım attı. Onu yere bıraktı.
— İşte Lale. Burası yeni evin. Gel birlikte yeni hayatımıza adapte olalım.
Nazan birkaç gün izin aldı ve köpeğe odaklandı. Veteriner kontrolleri, bakım, tırnak kesimi, hasta dişlerin tedavisi…
Lale, çok iyi bir köpek çıktı. Nazan onun için pedler serdi, böylece gerekirse ihtiyacını giderebilsin diye.
Dışarı çıkmak için çok erken ya da çok geç saatleri seçerdi, komşularla karşılaşmayı en aza indirirdi. O, Lale’nin yeni ortamına alışmasını istiyordu ve hiçbir şeyin onu korkutmaması içindi.
*****
— Anne, ne yaptın sen? Aklın başında mı? — kızı neredeyse telefonda bağırıyordu.
— Aklım başında. İlginlendiğin için teşekkür ederim.
— Anne, ne demek barınaktan köpek almak?! Hem de hasta ve yaşlı. Anne, kafayı sıyırdın herhalde! Dansa falan başlayamaz mıydın?
— Kızım, annen genç bir kadın. Daha elli üç yaşındayım. Sağlıklı, güzel ve özgürüm. Seni bunlar ile yetiştirdim! — Nazan karşılık verdi.
— Ama anne…
— ‘Ama’sız yap… Senin kendi hayatın var, kardeşin Ali de uzaklarda. Baba ise neredeyse kendini yeni bir ergenlikle değiştirdi. Lütfen, benim kararlarıma saygı göster ve kabul et.
Nazan telefonu kapattı, derin bir nefes aldı ve mutfağın yolunu tuttu. Kahve canı çekmişti.
— Anne, bunu nasıl düşündün! Çok iyi yaptın! Barınaktan köpek almak büyük saygınlık ister. Dayanacak gücün var mı? — oğlu destek verdi, ancak şaşkınlığı yok değildi.
— Ali, sonuçta sizi büyüttüm. Başardım bir şekilde, — Nazan gülüyordu. — Başarırım. Barınak, ihtiyacınız olduğunda yardım edeceğini söyledi.
Nazan, ne oğluna ne de kızına, gece Lale ile yaptığı yürüyüşlerde büyük köpeğiyle gezen adamla tanıştığını söylemedi. Onun adının Demir olduğunu da.
Boşanmış. Eşi, başka bir ülkede başka biriyle yeni bir hayatı tercih etti. Ona ise bir köpek kalmış…
Başka nereden tahmin edilebilirdi ki…
Demir, barınaktan aldı köpeği Abrek’i. Abrek, avlanırken şehirde yakalanmış. Saçmalamış bir durumda yakalanmış.
Yasal sahip arayışları, damgayla işaretlenmiş olmasına rağmen başarı elde edilmemiş. Demir, Abrek’le birlikte yaşamaya başlamış, yeni duruma alışarak…
*****
— Anne, biz Hatice ile size gelmek istiyoruz, nasıl olur? Seni tanıtmak isterim, o muhteşem. Seni tanıdıkça şenleniyor!
Nazan oğlunun sözleriyle kahkahalarını tutmadı. — Buyurun, oğlum. Bekliyoruz.
Otuz bir aralık günü kapı çaldığında, iki köpek dikkat kesildi – Demir’le Abrek, Nazan ve Lale’ye misafirliğe gelmişti. Oğlu, böyle bir ekibi görünce daha da sevindi:
— Anne, geceyi beklemeyeceğim, hemen söyleyeceğim. İşte Hatice. Ona aşığım. Yakında bakana olacaksın.
Ve bir de – barınaktan köpek almak istiyoruz. Ama başlangıç için küçük bir tane. Çocuk da yolda…
O gece şehirde hüzünlü pencere kalmamıştı – kutlamalar, müzik, kahkahalar şehir ve dünyayı mutlulukla doldurdu. Hatta barınaklarda hala ailesini bulamayan köpek ve kediler bile mutlu bir beklenti hissiyle dolmuştu.
Öyleyse hepimiz mutlu olalım!
En sevgili dostlarım, sizlere oğlum Fikret’ten selamlar ve hayırlı günler dilerim. Umarım barınaktaki zamanını artık hatırlamıyordur. Çünkü mutluluğumuzun ortasında yüzüyor ve sevgiyle doluyor!
Size mutluluk dilerim!




