Şok çok büyüktü: Hamile olduğumu öğrendiğinde beni korkak bir şekilde terk etti!
Benim adım Elif Tanrıverdi, 20 yaşındayım ve Sapanca’da yaşıyorum, Sakarya’nın gri günleri göl kenarındaki ormanların gölgesinde saklandığı bir yer. Uzun süre tereddüt ettim, size yazmalı mıyım diye; ama diğer kızların itiraflarını okuduktan sonra, acımı paylaşmaya karar verdim. Hikayem, iyileşmeyen bir yara, gençliğimin her gününü zehirleyen bir gölge gibi beni takip ediyor.
Her şey 15 yaşımdayken başladı. Emre adında bir çocuğa aşık oldum; öyle yakışıklıydı ki, adeta bir masal kahramanı gibiydi. Gözleri, gülüşü – okulda tüm kızlar gizlice ona hayrandı. Arkadaşım onun benimle görüşmek istediğini fısıldadığında, şansımı inanamadım. “Ciddi misin?” diye sordum, kalbim bir kafeste kuş gibi hızla atıyordu. Hiç düşünmeden kabul ettim. İlk buluşmamızda bana kırmızı bir gül verdi – hala o gülü, kurutulmuş bir halde eski bir kitabın sayfaları arasında saklıyorum. O akşam bir masal gibiydi: sesi, sıcaklığı – bunların içinde kayboldum, düşerken uçurumu fark etmeden.
Ona teslim oldum – ve bu hayatımı değiştiren hatam oldu. Kısa süre sonra hamile olduğumu öğrendim. Dünya başıma yıkıldı. Ailem öğrendiğinde bana bir yabancı gibi baktılar: Babam sessizdi, yumruklarını sıkmıştı, annem öldüysem gibi ağlıyordu. Korku içinde, çıkış yolu bulamadan kapana kısılmıştım. Emre, benim güzel prensim, beni korkakça terk etti. Bebekten bahsettiğimde, soluğu kesildi, mırıldanıp kayboldu – sanki hiç olmamış gibi. Ben ise, bu korkuyla, bu utançla, gençliğimi ezen bu yükle baş başa kaldım.
Evde sessizlik hâkim olmuştu, bağırışlardan daha korkutucu. Ailem arkasını döndü, kırgınlık içlerini boğuyordu, ben ise nereye kaçacağımı bilmiyordum. Sonunda, annemin izniyle kürtaj yaptırdım. Bu bir cehennemdi: acı, gözyaşları, boşluk. Ardından kendi içime kapanıp kalmıştım. Şok o kadar büyüktü ki, yıllarca erkeklere bakamadım. O günden beri, ne buluşmalarım oldu ne de duygulara dair bir işaret. Aşk, benim için zehir, cinsellik ise soğuk ter içinde uyandığım bir kabus haline geldi. Tekrar hamile kalmaktan korkuyorum, bu zihnimi dondurdu.
Kendimi kaybettim. Ruhum kırık bir keman gibi, sadece kederli melodiler çalıyor, melankolime eşlik ediyor. Kendi içimde, hiç neşe olmayan yalnızlık içinde yaşıyorum. Güneş benim için battı, gülücükler yabancılaştı ve gölgem bir hayalet gibi her adımımı izliyor. Artık erkeklerle nasıl konuşulacağını, nasıl gözlerine bakılacağını unuttum. Biri benimle konuştuğunda sesim titriyor ve kalbim korkudan sıkışıyor. Soğuk, kırılgan ve sıcaklığı hissetmekten yoksun bir heykel oldum.
Bazen aynaya bakıyorum ve kendimi tanıyamıyorum. Nerede o gülen, hayal kuran, aşka inanan kız? Emre onu çaldı, ezip geçti, bana sadece acı ve korku bıraktı. Sapanca sokaklarında dolaşıyorum, aşık çiftleri görüyorum ve içimden bir ses “neden ben değilim?” diye bağırıyor. Neden hayatım karanlık? Sevmek, yaşamak istiyorum, ama bunu her düşündüğümde onun yüzü önümde beliriyor – yakışıklı, yalancı, korkak. En korkunç anda beni terk etti ve bu şok hâlâ göğsümde yankılanıyor.
Bu cehennemden nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. Korku beni zincirlemiş: Güvenmeye, yeniden açılmaya, bu kâbusu tekrar yaşamaya korkuyorum. Gençliğim aydınlık olmalı, ama ben hüzünde boğuluyorum. Arkadaşlarım dışarı çıkmam için çağırıyor, ama ben evde, odamda saklanıyorum, sadece duvarlar acımı biliyor. Ailem uzun zaman önce affetti, ama ben kendimi affedemiyorum – saflığım, zayıflığım, ona inandığım için. Kitaptaki gül bana her şeyi kaybettiğim o günü hatırlatıyor.
Lütfen, bana nasıl ilerleyebileceğimi söyleyin? Kalbime kelepçe olmuş bu buzu nasıl eritebilirim? Geçmişten kurtulmak istiyorum ama beni ölümcül bir şekilde tutuyor. Daha 20 yaşındayım, ama hayatımın başladığı gibi bitmiş olduğunu hissediyorum. Emre gitti, ama bana bu yükü bıraktı – korku, yalnızlık, boşluk. Sevmeye, insanlara ve kendime yeniden nasıl güven bulabilirim? Yastıkta ağlamaktan, korkmaktan bıktım. Ruhumda güneş istiyorum, ama nerede bulacağımı bilmiyorum. Lütfen bana yardım edin, bu karanlıkta boğuluyorum ve ışık göremiyorum.”




